İnceleme ve Değerlendirme : İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 05.11.2015 tarihli ve 1804 sayılı yazısı ve eklerinin incelenmesi sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin Uzman Raporunda;
“24 logolu ve Dinamik Radyo Televizyon A.Ş. unvanlı medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 30.09.2015 tarihinde saat 21:18'de sunuculuğunu Ersoy Dede'nin yaptığı ve Hikmet Genç, Mehmet Metiner, İlhami Işık'ın konuk olarak katıldığı "Bıçak Sırtı" adlı program yayınlanmıştır.
Aydın DOĞAN vekili Av. Aslıhan DURMAZ 07.10.2015 tarihli dilekçesi ile Üst Kurula başvurarak 24 logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşta yukarıda belirtilen tarih ve saatte yayınlanmış olan program içerisinde yer verilen beyanatlar ile Aydın DOĞAN hakkında sistematik şekilde hukuka aykırı, kişilik haklarını ve RTÜK yayın ilkelerini ihlal eden yayın yapıldığını ve yayıncı kuruluş aleyhine yaptırım uygulanması talebini sunmuş, 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (c), (ç), (j), (ı) ve (i) bentlerini ihlal ettiğinden bahisle gereğinin yapılmasını ifade etmiştir.
Söz konusu yayın incelenmiş olup, şikayet edilen hususlara, bu hususlara ilişkin deşifre metnine ve yapılan tespitlere aşağıda yer verilmiştir.
İlgili başvuruda şikayet edilen konu ve ifadeler şunlardır;
(Raporun bu kısmında deşifre metnine yer verilmiştir.)
Not:İlgili deşifre metni ve Klip 1'de görünen programın kendisi bütünüyle örtüşmektedir.
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin “ifade özgürlüğü” başlıklı 10'uncu maddesinde yer alan “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar...” düzenlemesi ile ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, http://www.anayasa.gov.tr/files/bireysel_basvuru/AIHS_tr.pdf, Erişim Tarihi, 07.10.2015). Anayasa’nın 25'inci maddesinde “Düşünce ve kanaat hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” ve 26'ncı maddesinde “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” hükümlerinden anlaşılacağı üzere ifade hürriyeti Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile de güvence altına alınmaktadır. Anayasa’nın “Basın hürriyeti” başlıklı 28'inci maddesinde düzenlenen “Basın hürdür, sansür edilemez.” ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3'üncü maddesinde yer alan “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.” hükümleri ise basın hürriyetinin güvence altına alındığını göstermektedir. Bununla birlikte İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Anayasa ve Basın Kanun’unda ifade özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkan basın özgürlüğünün kullanımına ve sınırlamasına yönelik belirli düzenlemelerin olduğu da unutulmamalıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2007/7-28 E. ve 2007/34 K. numaralı "İçtihat Metni"nde, demokratik toplumlarda basının önemini vurguladıktan sonra, “Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır. Temelini Anayasa’nın 28'inci vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Yasasının 3'üncü maddesinde düzenlenen bu haklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada “küçültücü” sözlerin kullanılmaması gerekir... Yargılama konusu haber ve yorum metnindeki eleştiri ve değer yargılarının bir kısmı sert ve çarpıcı bir üslupla dile getirilmiştir. Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere esasen, eleştirinin sert bir üslûpla gerçekleştirilmesi, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin amacına, psikolojisine, eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgudur. Ancak kabul edilmelidir ki, basın özgürlüğü, belli ölçülerde abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerir. Gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimler “polemik” niteliğinde olsa da, nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadeler asılsız kişisel saldırı olarak görülemez.” ifadelerine yer vermiştir.
Yargıtay 8'inci Ceza Dairesi 2009/7316 E., 2012/17738 K. nolu içtihat metninde “İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birini oluşturup, toplumun ilerlemesi ve her bir bireyin gelişimi için temel koşullardan biridir. İfade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız görülen veya ilgilenmeye değmez bulunan "haber" ve "düşünceler" için değil, fakat aynı zamanda aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olamaz. Sözleşme'nin 10'uncu maddesinde belirtildiği üzere, bu özgürlüğün istisnaları vardır; ancak bu istisnalar dar yorumlanmalıdır (23.09.1994 tarihli Jersild - Danimarka kararı; 21.01.1999 tarihli Janowski-Polonya kararı; 25.11.1999 tarihli Nilsen ve Johnsen-Norveç kararı; 25.07.2001 tarihli Perna-İtalya kararı).” ifadelerine yer vermiştir. (Yargıtay Kararlarına, UYAP - Bilgi Bankası, http://emsal.yargitay.gov.tr/VeriBankasiIstemciWeb/, adresinden karar/esas numaraları ile sorgulama yapılmak suretiyle ulaşılabilir.)
Yukarıda belirtilen hükümlerden ve kararlardan anlaşılacağı üzere İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Anayasa ve Basın Kanunu’nda dolayısıyla hem ulusal hem uluslar arası hukuk metinlerinde ifade özgürlüğünün açıkça güvence altına alındığı bu bağlamda gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarında gerekse Yargıtay kararlarında ifade özgürlüğünün temel alındığı görülmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2007/7-28 E. ve 2007/34 K. numaralı içtihadında, basın özgürlüğünün; belli ölçülerde abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerebileceğinin kabul edilmesi gerektiğini ve gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimlerin “polemik” niteliğinde olsa da, nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadelerin asılsız kişisel saldırı olarak görülemeyeceğini ortaya koymaktadır. Yargıtay 8'inci Ceza Dairesi’nin 2009/7316 E., 2012/17738 K. nolu içtihat metninde ifade özgürlüğünün aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanacağı belirtilmiştir. Mezkur Yargıtay kararlarından görüldüğü üzere ulusal ve uluslar arası hukuk düzeninde, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü kavramlarının demokrasinin bir sonucu olarak geniş anlamda yorumlandığı değerlendirilmektedir. Sonuç olarak medyada bireylere yönelik olarak küçültücü olmamak ve hakaret içermemek kaydıyla belirli ölçüde abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler ve iddialar yer alabilmektedir. Bu nitelikte haber ve iddialar basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir. Ancak demokratik toplumlarda medyanın sorumluluklarının da bulunduğu unutulmamalıdır. Medyanın; abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler ve iddiaların muhataplarına cevap ve düzeltme hakkı tanıması ve/veya karşıt görüşlere yer vermesi demokratik toplumun gelişmesine ve kamuoyunda özgürce kanaat oluşmasına sağlayacağı gibi medyanın kamusal sorumluluğunun ve medya etiğinin bir gereğidir.
Şikayete konu hususlar incelendiğinde ve yayına yönelik yukarıdaki deşifre metni değerlendirildiğinde söz konusu programda; başta programının sunucusu Ersoy Dede olmak üzere programın yorumcuları Mehmet Metiner, Hikmet Genç, İlhami Işık tarafından Doğan Medya Grubu'nun sahibi Aydın Doğan'ın kendi medya grubu bünyesindeki Hürriyet Gazetesi'nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a hitaben yazdığı mektup tartışmanın ana konusunu oluşturmaktadır. İlgili mektuptan hareketle Aydın Doğan'ın, içinde başbakanlar da olmak üzere, geçmiş dönemlerdeki siyasi liderlerle ilişkisi irdelenmektedir. Aydın Doğan'ın sahibi olduğu medya kuruluşunun yayınlarından ve şahsi ilişkilerinden hareketle 28 Şubat post-modern darbesinin mimarlarından olduğu yorumu ilgili programda yorumcular tarafından iddia edilmektedir. Bununla birlikte ülkenin kritik dönemlerinde Hürriyet Gazetesi'nin attığı manşetler de söz konusu yorumcular tarafından dile getirilerek ilgili yorumcuların Aydın Doğan hakkındaki saptamalarına delil oluşturma refleksi güdülmüştür. Bu bağlamda medya mensuplarının bir medya grubunun yayın politikası ve Aydın Doğan ismi üzerinden onun şahsına ve sahibi olduğu medya organlarına yönelik olarak eleştirilerde bulunmasının ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü çerçevesinde olduğu düşünülmektedir. Yukarıda belirtilen ulusal ve uluslararası hukuk uygulamalarında görülebileceği üzere abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberlerin dahi ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirileceği düşünüldüğünde söz konusu yayında kullanılan ifadelerin, ifade özgürlüğü çerçevesinde olduğu kanaati oluşmuştur. Program içinde Aydın Doğan'a ve Aydın Doğan ismi üzerinden şahsına ait medya organlarına yönelik olarak küçültücü, aşağılayıcı ve hakaret edici nitelikte ifadelerin kullanılmadığı, fakat bazı yorum, eleştiri ve iddialara yer verildiği bunların ise ifade özürlüğünün bir gereği olarak basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Sonuç olarak; 24 logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşun ilgili yayınında, 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'a aykırı bir husus bulunmadığı değerlendirilmektedir.”
Şeklindeki değerlendirmelere yer verilmiş olduğu,
Söz konusu yayınla, 6112 sayılı Kanun'un herhangi bir hükmünün ihlal edilmediği kanaatinin Daire Başkanlığınca belirtildiği,
Üst Kurulun 15.12.2015 tarih ve 2015/54 sayılı toplantısında karar yeter sayısına ulaşılamadığı anlaşılmakla,
Konu hakkında karar alınmasını teminen yazının Üst Kurula havale edildiği, anlaşılmaktadır.
Gerekçe:Konunun; İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı’nınyazısı, eki belgeler ve ilgili mevzuat kapsamında Üst Kurulumuzca değerlendirilmesi neticesinde;
Her ne kadar ilgili Uzman raporu ve Daire Başkanlığı tarafından anılan yayında kullanılan ifadelerin nesnel bir değerlendirmeyle ağır eleştiri niteliğini taşıdığı ve güncel bir tartışma konusu olması nedeniyle de üzerinde kamu yararı olduğu, kamuoyunun gündemini oluşturan konuyla ilgili tartışmalara katkısının olduğu, dolayısıyla ifade özgürlüğünün geniş yorumlanması gerektiği değerlendirilerek, söz konusu yayınla, 6112 sayılı Kanun'un herhangi bir hükmünün ihlal edilmediği kanaati belirtilmiş ise de,
Bahse konu "Bıçak sırtı" adlı programda, Cumhurbaşkanı’nın, Aydın DOĞAN'ın kendisine ""Sayın ÖZAL "Medyayla da olmaz, onsuz olmaz." bana bunu söyledi. Tansu hanım zaten bizlerle baş edemedi." sözlerini kullandığı iddiası ekseninde, program yorumcularının bu konu üzerinden ve geçmişte yaşadıkları deneyimlerden hareketle çeşitli örnekler de vererek Aydın DOĞAN'ı eleştirdikleri görülmekle birlikte, bu yorum ve eleştirilerin zaman zaman eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı ifadeler içerir bir hal aldığı gözlemlenmiştir.
Mesela; anılan program konuklarından, Mehmet METİNER’in;
“Ha şunu da söyleyeyim mesela dün akşam ben A Haber'de söyledim. Hukuk içinde ve demokratik yollarla o haddini aşan Aydın Doğan'ın tırnaklarını ve dişlerini sökmesini biliriz dedim. Tehdit bunun neresinde? Evet tırnaklarını da sökeriz, dişlerini de sökeriz kardeşim, hukuk içinde demokratik yollarla yapılması gereken her şeyi yaparız. .”
İfadelerini içeren konuşmasında;
“ONUN TIRNAKLARINI DA DİŞLERİNİ DE SÖKMESİNİ BİLİRİZ YANİ. HADDİNİ BİLECEK. EVET TIRNAKLARINI DA SÖKERİZ, DİŞLERİNİ DE SÖKERİZ KARDEŞİM.”
Şeklindeki ifadelerinin, eleştiri sınırlarını aştığı, insan onuruyla bağdaşmayacak nitelikte ve aşağılayıcı olduğu,
Ayrıca, “EVET TIRNAKLARINI DA SÖKERİZ, DİŞLERİNİ DE SÖKERİZ KARDEŞİM.”
İfadesinin peşine “hukuk içinde demokratik yollarla yapılması gereken her şeyi yaparız.” Şeklinde ifade eklenerek bahse konu söylemin mecazen söylenmiş olduğu izahatı yapılmaya çalışılmış ise de, “diş ve tırnak sökme” ile “hukuk içinde demokratik yollarla yapılması gereken her şeyin yapılması” ifadelerinde insicam olmadığı değerlendirilmiştir.
Bu nedenlerle, yayın kuruluşunun rapora konu programında 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fırkası (ç) bendine aykırı yayın yaptığı kanaatine varılmıştır.
Söz konusu kuruluşa 22.05.2015 tarihli yayını nedeniyle evvelce 01.07.2015 tarih ve 2015/30 sayılı toplantıda alınan 39 nolu Üst Kurul Kararıyla 6112 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi uyarınca uyarı yaptırımı uygulandığı Üst Kurul kayıtlarından anlaşıldığından; 6112 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin tekraren ihlali nedeniyle, Kanunun 32 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca, anılan Yayın Kuruluşu hakkında “İdari Para Cezası” yaptırımının uygulanması gerektiği, kanaatine varılmıştır.
1- İhlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Ağustos 2015 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 894.051,77 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, televizyon kuruluşları için idari para cezası 10.000 (onbin) ( 2015 yılı için yeniden değerleme oranına göre belirlenen 13.601 (onüçbinaltıyüzbir - ) Türk Lirasından az olamayacağından 13.601 TL. İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
2- İdari para cezasının tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde Üst Kurulun T.C. Ziraat Bankası Ankara Kamu Girişimci Şubesi TR98 0001 0025 3300 9999 9951 93 no’lu hesabına “6112 sayılı Kanunun 32 nci maddesine göre ödenen para cezasıdır” şerhiyle ödenmesi gerektiği veya 6112 sayılı Kanunun 32 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca tebliğden itibaren en geç onbeş gün içerisinde Ankara İdare Mahkemelerinde dava açılabileceğinin, dava açma süresi içerisinde peşin ödeme yapılması halinde, 5326 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca cezanın dörtte üçünün tahsil edileceğinin ve taksitlendirme talebinde bulunabileceğinin, peşin ödemenin kanun yoluna müracaat hakkını engellemeyeceğinin, en geç 1 aylık süre içerisinde ödenmeyen idari para cezasının, 21/7/1953 tarihli ve 6183 Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairesine gönderileceğinin bildirilmesine,
Üst Kurul Başkanı İlhan YERLİKAYA ile Üst Kurul Üyeleri Hamit ERSOY, Nurullah ÖZTÜRK ve Taha YÜCEL’in karşı oyları, oy çokluğu ile karar verildi.
Toplantıya Ait Şerhler
Üst Kurulun 05.01.2016 gün ve 01 sayılı toplantıda aldığı 24 no.lu karara karşı oy yazısı.
Doç Dr. Hamit ERSOY Şerhidir.
Üst Kurulun 05.01.2016 gün ve 01 sayılı toplantıda aldığı 24 no.lu karara karşı oy yazısı.
Nurullah ÖZTÜRK Şerhidir.
Üst Kurulun 05.01.2016 gün ve 01 sayılı toplantıda aldığı 24 no.lu karara karşı oy yazısı.
Taha YÜCEL Şerhidir.


