İnceleme ve Değerlendirme : İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı’nın 23.12.2015 tarihli ve 1904 sayılı yazısı ve eklerinin incelenmesi sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin Uzman Raporunda
“İLGİ : Aydın DOĞAN vekili Av. Aslıhan DURMAZ'ın 19.10.2015 tarih ve 31580 sayılı
dilekçesi.
A Haber logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşta her gün saat 00:00'da "A Haber Gece Ajansı" adlı haber bülteni yayınlanmaktadır. Sunuculuğunu Banu EL'in yaptığı haber bülteninde Türkiye ve dünya gündeminde meydana gelen olaylar ayrıntılı bir şekilde izleyicilere aktarılmaktadır.
Aydın DOĞAN, DTV Haber ve Görsel Yayıncılık A.Ş, Doruk Televizyon ve Radyo Yayıncılık A.Ş, Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş vekili Av. Aslıhan DURMAZ ilgi yazı ile Üst Kurula başvurarak A Haber adlı medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 09.10.2015 tarihinde yayınlanan "A Haber Gece Ajansı" adlı programda yer alan ifade ve beyanların 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un b, c, ç, e, j, ı ve i maddelerine aykırı olduğunu ve taleplerinin gereğinin yapılmasını ifade etmekte ve programla ilgili şu şikayetleri sıralamaktadır:
"İşbu şikâyete konu programda, Müvekkillere atfen ön soruşturmanın gizliliği ihlal edilerek henüz bir yargı kararı ile ispat edilmeyen tanık ifadelerine yer verilmiştir. Şöyle ki; "Tanık sıfatıyla ifade veren iş adamı "Hayyam Garipoğlu'nun Doğan Grubu'nu medya gücünü kullanarak haksız kazanç elde ettiği", "Saadettin Tantan'ı bakanlıktan aldırttığı", "Doğan'ın aynı şekilde yayınlarıyla İş Bankası yöneticilerini de baskı altına aldığı", "Garipoğlu, kısa bir süre sonra ilgisi olmadığı halde Nesim Malki cinayetinden gözaltına alındığını anımsatarak Doğan Grubu'nun o dönem hakkında asılsız yayınlar yaptığını", "Başsavcılık 28 Şubat'ın sivil ayağına ilişkin soruşturma kapsamında, "Başsavcılığın, Albayraklara Aydın Doğan'ın kendilerine 'refah yol hükümetini ben yıktım" şeklinde" beyanda bulunup bulunmadığının sorulacağı" gibi bir takım ithamlara yer verilmektedir.
İşbu şikâyete konu haber programında bahsi geçen 28 Şubat soruşturmasının diğer basın kuruluşlarında verilme şekli tarafsız ve kamuyu aydınlatıcı iken, A Haber'de veriliş şekli, kamuoyu nazarında Müvekkilleri doğrudan suçlayıcı ve yanıltıcı tarzdadır.
Yayın ilkeleri çok açık ve tartışmasızdır. Yani "Suçlu olduğu yargı karan ile kesinleşmedikçe hiç kimse suçlu ilan edilemez veya suçluymuş gibi gösterilemez. Yargıya intikal eden konularda yargılama süresince haber niteliği dışında yargılama sürecinin ve tarafsızlığını etkiler nitelikte olamaz".
Müvekkiller aleyhine yapılan ithamlar ve eleştiri gerçekleri yansıtmayıp, kamuyu aydınlatma görevi dışına çıkılmakta ve Müvekkiller doğrudan suçlu ilan edilmektedir. Oysa Sayın Kurulunuzun da malumlarında olduğu üzere, "adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs" bir suç olup, ilgili yayıncı aleyhine suç duyurusunda bulunma hakkı doğmuştur.
Kaldı ki; Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2001/858 Esas 2002/377 Karar 25.06.2002 Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesinleşmiş kararı ile Müvekkillerden Aydın Doğan'ın hükümet kurup yıkmadığı kesin olarak kanıtlanmışken, bu yöndeki iddiaların yalan ve iftiradan ibaret olduğu Türk milleti adına yargılama yapan Türkiye Cumhuriyeti'nin mahkemeleri kararları ile sabitken halen yayınlarında bunun dile getirilmesi yargı kararına uyulmaması, yok sayılması ve saygı duyulmaması demektir.
Keza, programda ayrıca Garipoğlu'nun iddialarına yer verilmiş ve bu iddialar gerçekmiş gibi bir algı oluşturulmaya çalışılmıştır. Oysa POAŞ ihalesi halka açık olarak yapılmış, kesinleşmiş bir ihaledir. Yayıncı Kuruluşu tüm bu hususlarda defalarca yazılı olarak uyarmamıza ve gerçekleri belgeleri ile ispat etmemize rağmen, halen bu şekilde gerçeklerle alakasız yayınlarına ısrarla devam ediyor olmalarına dur denmesini talep etmekteyiz."
Söz konusu haberlerin saat 01:29'da ve 01:32'de yayınlandığı tespit edilmiş olup, şikayet edilen hususlara ilişkin deşifre metnine ve yapılan tespitlere aşağıda yer verilmiştir.
Klip 1'den de görüleceği üzere ilk haber sunucunun "Her fırsatta Türkiye'de basın özgür değil cezaevinde gazeteciler var diyen DOĞAN grubunun içine düştüğü çelişkiyi sorgulayan analiz haberimiz var sırada" şeklindeki sözleriyle izleyicilere aktarıldıktan sonra habere geçilmiştir. Söz konusu haberde;
Aydın Doğan:'..Dönemdeki gazetecilere yapılan meseleyi ilk defa görüyorum çünkü gazeteciler gazetecilere yapıyorlar..'
Haber Seslendirmesi:Basın özgürlüğü konuşulduğunda kül bırakmıyorlar mangalda. Ancak gazetecileri susturmak için her fırsatta adliyeleri aşındırıyor Doğan Medya Grubu. Fikir ayrılığına düştüğü ve kovduğu gazetecilerin kendisi aleyhinde yazmalarını önlemek için, mahkemelerin yolunu tutuyordu Aydın Doğan eskiden. 'Kovulduk ey halkım unutma bizi' kitabı nedeniyle Emin Çölaşan'a on milyonlarca liralık tazminat davası açmış ama kaybetmişti. Fatih Altaylı ise, Doğan Grubu'nu eleştiren yazıları nedeniyle hışma uğramıştı. Altaylı'nın kendisine hakaret ettiğini ileri sürerek, hapse atılmasını istemişti Doğan. Mesele kendilerine yönelik bir eleştiri olunca basın özgürlüğü sadece bir teferruat Doğan Grubu için. Eleştirenleri susturmak için kullandıkları bir silaha dönüşüyor hukuk. 2008 yılında Vakit Gazetesi'ne kendileri ile ilgili 1 ay içinde çıkan bütün haber ve köşe yazıları nedeniyle dava üstüne dava açmıştı Doğan Grubu. 12 köşe yazısı, 13 haber, 4 alıntı yazı, 2 anons dava konusu olmuştu. Hatta gazetenin yayınladığı bir okur mektubu bile konmuştu dosyaya. Beni eleştirmeyen, istediklerimi yazan basın bin yaşasın diyen Doğan, Vakit'e toplam 1 trilyon 355 milyar lira tutarında tazminat davası açmıştı. Ancak basın özgürleştikçe daha çok eleştirilmeye başlandı Aydın Doğan. Astronomik tazminat davaları bile önleyemiyordu Aydın Doğan'a yönelik eleştirileri. Ve bu kez taktik değiştirdi Doğan Grubu. Artık, eşine rastlanmamış bir yöntem izliyor. Tekzip veya tazminat davaları açmıyor son iki aydır. Aydın Doğan'ı ve medya grubunu eleştiren gazeteciler için, hapis istemiyle aşındırılıyor adliye koridorları. Birbiri ardına gazetecilerle ilgili suç duyuruları yapılıyor. A Haber, Sabah, Takvim, Star, Güneş, Akşam, Yenişafak başta olmak üzere milli iradenin yanında duran, Doğan Grubu'nu eleştirmekten korkmayan yayın organlarının, yönetici yazar ve çalışanları hedef alınıyor. Bir yıldan on iki yıla kadar hapis istemiyle davalar açılıyor medya mensupları için. Her fırsatta 'basın özgür değildir, böyle baskı görmedim' diyerek paralel yayın organları ve uluslararası basın kuruluşlarıyla ittifaklar kuran ve Türkiye'de gazeteciler cezaevine atılıyor diye başlıklar atan Doğan Grubu'nun sahibi ve yazarları, milli iradenin yanında duran gazetecilerin hapisle cezalandırılmasını istiyor. Bu çelişkili durumu, gazetecilik mesleği örgütleri ve siyasetçiler sessizce izliyor. Aydın Doğan hapis tehdidiyle susturmak istiyor gazetecileri. Peki, dava açılan gazeteciler hapse girerse kimi sorumlu gösterecek Doğan Grubu? Bu bilinmiyor. Bilinen tek bir şey var gazete ve televizyonların kendisi ve medya grubu ile ilgili gerçeklere dair sansür uygulanmasını istiyor aydın görünümlü doğan. Tıpkı Pennsylvania'da ikamet eden Fethullah Gülen gibi. Özgür medyayı dava yağmuruna tutan Gülen'in, Doğan Grubu'na hiç dava açmadığı gerçeği de ortada duruyor. Yani apaçık ortada oynanan bir tiyatro var ve başrolde sürekli basın özgürlüğünden bahseden sözde gazeteciler bulunuyor."
Yine klip 2'den de görüleceği üzere bir diğer haber sunucunun "Yargıtayda görülen temyiz duruşmasında sanıklar ve avukatları savunma yapmayı dün de sürdürdü. Savunma yapan isimlerden Bekir ÖZTÜRK; 17/25 Aralık operasyonlarını hatırlattı; polis ve yargı içindeki cemaat yapılanmasının deşifre olduğunu söyledi. Ergenekon Davası temyiz duruşmalarına pazartesi devam edilecek" şeklindeki sözleriyle izleyicilere aktarıldıktan sonra habere geçilmiştir. Söz konusu haberde;
Haber Seslendirmesi-1:Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 28 Şubat postmodern darbesinin sivil ayağına yönelik soruşturmayı genişletti. Doğan Medya Grubu hakkında Başbakanlık Özelleştirme İdaresi'nden detaylı bilgi istedi. Savcılık Petrol Ofisi ihalesindeki haksız iddialara dair o dönem işlem yapan ve talimatları verenlerin kim olduğunu sordu. Tanık sıfatıyla ifade veren iş adamı Hayyam Garipoğlu'nun ifadeleri dikkat çekti. Garipoğlu, Doğan Grubu'nu medya gücünü kullanarak haksız kazanç elde etmekle suçladı.
Haber Seslendirmesi-2:POAŞ ihalesini ilk ben aldım ancak Mesut Yılmaz ihaleyi başkasına vermiş. Daha sonra Aydın Doğan POAŞ'ı aldı. Basın gücünü kullanarak kar elde etti. Saadettin Tantan'ı bakanlıktan aldırttı. Dinç Bilgin, Erol Aksoy ve Cem Uzan'a medya gücünü kullanarak saldırdı.
Haber Seslendirmesi-1:Garipoğlu, Doğan'ın aynı şekilde yayınlarıyla İş Bankası yöneticilerini de baskı altına aldığını öne sürdü.
Haber Seslendirmesi-2:İş Bankası hisselerini çok uygun fiyata alıp sonradan OVM'ye üç misli fiyata satarak POAŞ'ı elden çıkarttı. Basın gücünü kullanarak kar elde etti. Hatta Mehmet Ali Birand'ın programına katılan dönemin İçişleri Bakanı Saadettin Tantan, yayında Birand'a 'Sizin patronun DIŞBANK'ı nasıl aldığını biliyoruz' dedi.'
Haber Seslendirmesi-1:Garipoğlu, kısa bir süre sonra ilgisi olmadığı halde Nesim Malki cinayetinden gözaltına alındığını anımsatarak Doğan Grubu'nun o dönem hakkında asılsız yayınlar yaptığını da söyledi. Bu arada Başsavcılık 28 Şubat'ın sivil ayağına ilişkin soruşturma kapsamında, Yenişafak gazetesi sahibi Ahmet Albayrak ile Nuri Albayrak'ın tanıklığına başvuracak. Başsavcılık, Albayraklara Aydın Doğan'ın kendilerine 'Refah-Yol hükümetini ben yıktım' şeklinde beyanda bulunup bulunmadığını soracak." şeklinde ekrana getirilmiştir.
Söz konusu haberler incelendiğinde temel olarak ilk haber içeriğinde Aydın DOĞAN'ın kendisini ve medya grubunu eleştiren gazetecilere karşı dava açmasını eleştiren bir analiz haber yer almaktadır. Diğer haber içeriğinde ise kamuoyunda 28 Şubat süreci olarak bilinen süreçte yapılan ihalelerde Aydın DOĞAN'ın sahip olduğu medya organları aracılığıyla çeşitli kişiler üzerinde baskı kurduğu ile ilgili olarak Hayyam GARİPOĞLU'nun çeşitli iddiaları ekrana getirilmektedir.
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin “ifade özgürlüğü” başlıklı 10'uncu maddesinde yer alan “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar...” düzenlemesi ile ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir.
(AvrupaİnsanHaklarıSözleşmesi,http://www.anayasa.gov.tr/files/bireysel_basvuru/AIHS_tr.pdf, Erişim Tarihi, 14.12.2015). Anayasa’nın 25'inci maddesinde “Düşünce ve kanaat hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” ve 26'ncı maddesinde “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” hükümlerinden anlaşılacağı üzere ifade hürriyeti Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile de güvence altına alınmaktadır. Anayasa’nın “Basın hürriyeti” başlıklı 28'inci maddesinde düzenlenen “Basın hürdür, sansür edilemez.” ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3'üncü maddesinde yer alan “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.” hükümleri ise basın hürriyetinin güvence altına alındığını göstermektedir. Bununla birlikte İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Anayasa ve Basın Kanun’unda ifade özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkan basın özgürlüğünün kullanımına ve sınırlamasına yönelik belirli düzenlemelerin olduğu da unutulmamalıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2007/7-28 E. ve 2007/34 K. numaralı "İçtihat Metni"nde, demokratik toplumlarda basının önemini vurguladıktan sonra, “Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır. Temelini Anayasa’nın 28'inci vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Yasasının 3'üncü maddesinde düzenlenen bu haklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada “küçültücü” sözlerin kullanılmaması gerekir... Yargılama konusu haber ve yorum metnindeki eleştiri ve değer yargılarının bir kısmı sert ve çarpıcı bir üslupla dile getirilmiştir. Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere esasen, eleştirinin sert bir üslûpla gerçekleştirilmesi, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin amacına, psikolojisine, eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgudur. Ancak kabul edilmelidir ki, basın özgürlüğü, belli ölçülerde abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerir. Gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimler “polemik” niteliğinde olsa da, nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadeler asılsız kişisel saldırı olarak görülemez.” ifadelerine yer vermiştir.
Yargıtay 8'inci Ceza Dairesi 2009/7316 E., 2012/17738 K. nolu içtihat metninde“İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birini oluşturup, toplumun ilerlemesi ve her bir bireyin gelişimi için temel koşullardan biridir. İfade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız görülen veya ilgilenmeye değmez bulunan "haber" ve "düşünceler" için değil, fakat aynı zamanda aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum"olamaz. Sözleşme'nin 10'uncu maddesinde belirtildiği üzere, bu özgürlüğün istisnaları vardır; ancak bu istisnalar dar yorumlanmalıdır (23.09.1994 tarihli Jersild - Danimarka kararı; 21.01.1999 tarihli Janowski-Polonya kararı; 25.11.1999 tarihli Nilsen ve Johnsen-Norveç kararı; 25.07.2001 tarihli Perna-İtalya kararı).” ifadelerine yer vermiştir. (Yargıtay Kararlarına, UYAP - Bilgi Bankası, http://emsal.yargitay.gov.tr/VeriBankasiIstemciWeb/, adresinden karar/esas numaraları ile sorgulama yapılmak suretiyle ulaşılabilir.)
Yukarıda belirtilen hükümlerden ve kararlardan anlaşılacağı üzere İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Anayasa ve Basın Kanunu’nda dolayısıyla hem ulusal hem uluslar arası hukuk metinlerinde ifade özgürlüğünün açıkça güvence altına alındığı bu bağlamda gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarında gerekse Yargıtay kararlarında ifade özgürlüğünün temel alındığı görülmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2007/7-28 E. ve 2007/34 K. numaralı içtihadında, basın özgürlüğünün; belli ölçülerde abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerebileceğinin kabul edilmesi gerektiğini ve gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimlerin “polemik” niteliğinde olsa da, nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadelerin asılsız kişisel saldırı olarak görülemeyeceğini ortaya koymaktadır. Yargıtay 8'inci Ceza Dairesi’nin 2009/7316 E., 2012/17738 K. nolu içtihat metninde ifade özgürlüğünün aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanacağı belirtilmiştir. Mezkur Yargıtay kararlarından görüldüğü üzere ulusal ve uluslar arası hukuk düzeninde, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü kavramlarının demokrasinin bir sonucu olarak geniş anlamda yorumlandığı değerlendirilmektedir. Sonuç olarak medyada bireylere yönelik olarak küçültücü olmamak ve hakaret içermemek kaydıyla belirli ölçüde abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler ve iddialar yer alabilmektedir. Bu nitelikte haber ve iddialar basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir. Ancak demokratik toplumlarda medyanın sorumluluklarının da bulunduğu unutulmamalıdır. Medyanın; abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler ve iddiaların muhataplarına cevap ve düzeltme hakkı tanıması ve/veya karşıt görüşlere yer vermesi demokratik toplumun gelişmesine ve kamuoyunda özgürce kanaat oluşmasına sağlayacağı gibi medyanın kamusal sorumluluğunun ve medya etiğinin bir gereğidir.
Söz konusu yayınlar incelendiğinde haber içeriklerinde Aydın DOĞAN'ın kendisine ve sahip olduğu medya kuruluşlarını eleştiren gazetecilere karşı dava açması, sahip olduğu medya organlarının yayın politikaları ve Aydın DOĞAN'ın medya sektöründeki genel tavrıyla ilgili olarak değerlendirmeler yapıldığı tespit edilmiştir. Ayrıca kamuoyunda 28 Şubat süreci olarak bilinen süreçte çeşitli olaylara tanık olduğunu iddia eden Hayyam GARİPOĞLU adlı işadamının iddiaları haberleştirilerek ekrana getirilmiştir. Aydın DOĞAN'ın yıllardır medya sektöründe bulunan birisi olarak artık kamuoyuna malolmuş bir şahsiyet olduğu düşünüldüğünde, kendisinin bu sektördeki genel tavrı ve sahip olduğu medya kuruluşlarının geçmiş ve günümüzdeki yayın politikaları ile ilgili konunun; bir kaç haftadır üzerinde konuşulan, haber değeri bulunan ve kamuoyunun ilgisini çekebilecek nitelikte bir husus olduğu; haber değeri taşıyan konuların bir haber bülteni içerisinde haberleştirilerek verilmesinin doğal karşılanabilir bir durum olduğu düşünülmektedir. Program içinde Aydın DOĞAN'a ve şahsına ait medya organlarına yönelik olarak küçültücü, aşağılayıcı ve hakaret edici nitelikte ifadelerin kullanılmadığı fakat bazı eleştiri ve iddialara yer verildiği bunların ise haber değeri taşıdığı ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir. Raporumuza temel teşkil eden ulusal ve uluslar arası hukuk uygulamalarında görülebileceği üzere abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberlerin dahi ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirileceği düşünüldüğünde söz konusu yayında kullanılan ifadelerin, ifade özgürlüğü çerçevesinde olduğu kanaati oluşmuştur. Şikayete konu hususlarda haber bülteninde yer verildiği şekliyle kullanılan ifadeler irdelendiğinde, nesnel bir değerlendirmeyle eleştiri niteliği taşıdığı ve güncel bir tartışma konusu olması nedeniyle de üzerinde kamu yararı olduğu, kamuoyunun gündemini oluşturan konuyla ilgili tartışmalara katkısının olduğu, dolayısıyla ifade özgürlüğünün geniş yorumlanması gerektiği değerlendirilmektedir.
Bu hususlar göz önüne alındığında; A HABER logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşun ilgili yayınında, 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'a aykırı bir husus bulunmadığı kanaatine varılmıştır.”
Şeklindeki değerlendirmelere yer verilmiş olduğu,
Anılan yayında; 6112 sayılı Kanun kapsamında herhangi bir hükmün ihlal edilmediği kanaatinin Daire Başkanlığınca belirtildiği,
Konu hakkında karar alınmasını teminen yazının Üst Kurula havale edildiği, anlaşılmaktadır.
Gerekçe :Konunun; İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı’nınyazısı, eki belgeler ve ilgili mevzuat kapsamında Üst Kurulumuzca değerlendirilmesi neticesinde;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere, söz konusu yayında Aydın Doğan'a ve Aydın Doğan ismi üzerinden şahsına ait medya organlarına yönelik olarak küçültücü, aşağılayıcı ve hakaret edici nitelikte ifadelerin kullanılmadığı, fakat bazı yorum, eleştiri ve iddialara yer verildiği bunların ise ifade özürlüğünün bir gereği olarak basın özgürlüğü kapsamında olduğu değerlendirilmekle, 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'a aykırı bir husus olmadığı kanaatine varılmıştır.
Karar : Yapılan görüşmeler sonucunda, ayrıntıları ve gerekçeleri yukarıda izah olunduğu üzere, A HABER logosuyla yayın yapan TURKUVAZ MEDYA YAYIN HİZMETLERİ A.Ş. unvanlı kuruluş hakkında; bahse konu yayını nedeniyle, 6112 sayılı Kanun kapsamında herhangi bir İDARİ YAPTIRIM UYGULANMASINA YER OLMADIĞINA, Üst Kurul Üyeleri İsmet DEMİRDÖĞEN ve Süleyman DEMİRKAN’ın karşı oylarıyla, oy çokluğuyla karar verildi.
Toplantıya Ait Şerhler
Üst Kurulun 24.02.2016 gün ve 12 sayılı toplantıda aldığı 3 no.lu karara karşı oy yazısı.
Süleyman DEMİRKAN Şerhidir.
Üst Kurulun 24.02.2016 gün ve 12 sayılı toplantıda aldığı 3 no.lu karara karşı oy yazısı.
İsmet Özdal DEMİRDÖĞEN Şerhidir.


