İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 28.04.2026 tarih ve 81 sayılı yazısına konu SZC logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 10.04.2026 tarihinde saat 20:04’te yayınladığı "Nokta Atışı" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; SZC logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından 10.04.2026 tarihinde saat 20:04’te canlı olarak yayınlanan, sunuculuğunu İpek Özbey'in yaptığı, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Sera Kadıgil'in konuk olarak katıldığı "Nokta Atışı" adlı programda; "AKP’nin gündemi ne? Sandıkla alamadığı belediyelere çökmek, gazeteci arkadaşlarımızı tutuklamak, milletvekillerini tutuklamak, bir de işte ne arada ne işte pırlantadan vergi alalım mı diye bir fikir geldi onu bile beceremediler. Yok bedelli askerlik artırmak, yok onu yapmak, yok vergilere zam getirmek, trafik cezası adı altında cebindeki üç beş kuruşa vatandaşın da gözünü dikmek. Türkiye Büyük Millet Meclisi şu an bununla meşgul. Bitireceğim, özür dilerim. Bunu söylerken üzülüyorum. Çünkü ben bir milletvekiliyim ve yani tarihi o Gazi Meclisin şanlı tarihini bilerek oraya büyük bir heyecanla gelmiş bir milletvekiliyim. Ve bugün Meclisin bu kadar itibarsızlaştırılmış olmasının da baş müsebbibi Saray rejimi ve Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisi. Ve bunu da bilerek yapıyor. Meclisi itibarsızlaştırmasının bu kadar böyle boş işler müdürü gibi oradaki piyonları aracılığıyla iş gördürmesinin sebebinin de açıkçası bu olduğunu düşünüyorum…Pozitif çıksa ne olur ya? Özel alanında bunu satmıyorsa, üretmiyorsa, çoluğu çocuğu buna özendirmiyorsa sabah baskını ile sen uyuşturucu kullanıyorsun diye insan mı evinden alınır? E işi mi yok bu devletin? Hani bir de sadece ne hikmetse sadece kullananları alıyor. Bir tane de torbacı al ya. Hadi bir tane da baron al. Bir tane de uyuşturucu baronu al. Venezuela’dan maske getiriyorlardı falan di mi hatırlayalım. Hani o Mersin Limanında neler oluyor. Bir tane de onlardan al. Yok. Onlardan yok. Kusura bakma böldüm…Uyuşturucu ile gram düzeyinden bağı olanlara soruşturma kilo ve ton ile getirenlere herhangi bir soruşturma...Kilo ile getirenlere yok. Onların arkası sağlam çünkü…Yani tabi hani hiçbirinin savunulacak bir tarafı yok ama baktığınız zaman gerçekten beni ilgilendiren kısmı bunun bir söylediğiniz gibi niçin baronlarına dokunulmuyor, niçin hiçbir satıcı ortada yok ve neden sadece ünlüler üzerinden gidiyor bu operasyon?" şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Demokratik rejimlerde basın, ifade hürriyetinin geniş kitlelere ulaştırılması ve farklı görüşlerin dile getirilmesinde en etkili araç olarak demokrasinin de teminatıdır. Demokrasi çeşitlilik ve çoğulculuk esasında ilerlerse halk içindir. Çoğulculuğun ve çeşitliliğin bir arada var olabilmesinin yegâne yolu karşılıklı sınırların çizilmesiyle mümkündür. Buradan hareketle devletin kitle iletişim araçlarını denetlemesi toplumsal sözleşmenin gereğinin devletçe yerine getirilmesidir. Kitle iletişim araçlarının halkın yönelimini ve kültürel birlikteliğini belirleyebilen bir güç olarak demokrasilerde çok önemli bir yer tuttuğu açıktır. Dolayısıyla halkın doğru bilgilendirilmesi, kamuoyunda özgür kanaat oluşması, medyanın elinde bulundurduğu iletişim gücünü toplumun aleyhine kullanmaması için ilgili düzenlemeler mevzuatla gerçekleştirilir ve denetleme mekanizmalarınca denetlenir. Yasa, yayıncı kuruluşların ekranlarında yer verdikleri programlarda dikkatli bir dil ve üslup kullanmalarını şart koşar. Bu dikkatli dil ekranların tarafsızlığı ve itibarının teminatıdır.
İnsan hak ve özgürlüklerinden olan ifade özgürlüğü hakkı, demokratik bir toplumun temel unsurlarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açıklık ilkelerinin var olması bakımından vazgeçilmez bir karakter taşımakla beraber gerek uluslararası sözleşmelerde gerekse ulusal mevzuatımızda bu hakkın kullanılmasının belirli sınırları bulunmaktadır. Söz konusu yasal düzenlemelerin başında Türkiye Cumhuriyeti Anayasası gelmektedir. Anayasa'nın 26'ncı maddesindeki “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.” hükmü ile düşünce özgürlüğüne getirilebilecek sınırlamalardan bahsedilmiştir. 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 3. maddesinde ise; Basının özgür olduğu, bu özgürlüğün; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içereceği, basın özgürlüğünün kullanılmasının ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Konuyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde de benzer bir hüküm bulunmaktadır. Mezkûr sözleşmenin ifade özgürlüğüne ilişkin 10. maddesinde: "1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. 2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir." düzenlemesi yer almaktadır.
AİHM'nin Lingens Avusturya içtihadında da belirtildiği üzere, ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerindendir. Bu toplumun ilerlemesinin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından birini oluşturur. Basının görevi, kamu yararını ilgilendiren başka alanlarda olduğu gibi siyasi konularda da bilgi ve fikirleri açıklamaktır. Buna karşın, AİHM'nin Times Newspapers Limited No:1-2 Birleşik Krallık kararında belirtildiği üzere, Sözleşmenin 10. maddesi, basının halkın yararına olan ciddi meseleleri işlemesinin söz konusu olduğu durumlarda dahi, hiçbir sınırlama içermeyen bir ifade özgürlüğünü güvenceye almaz. Bu maddenin 2. fıkrası uyarınca, basın ifade özgürlüğünü kullanırken, görev ve sorumluluklarına uygun davranmak durumundadır. Bu görev ve sorumluluklar, görülmekte olan davada olduğu gibi, basının yayımladığı haberlerin kişilerin şeref ve hakları üzerinde ağır etkiler yaratma riski taşıdığı durumlarda, özellikle önem arz etmektedir. Diğer yandan Sözleşmenin 10. maddesinin gazetecilere sunduğu koruma, gerçeğe uygun ve sorumlu bir gazeteciliğin gerektirdiği ilkeleri gözeten, güvenilir haberler sunacak biçimde iyi niyetle hareket etme şartına bağlıdır. Yine AİHM'nin birçok kararında da kamu kurumları ve yayın kuruluşlarınca, kişiler hakkında yapılan yayınlarda masumiyet karinesinin ihlal edilmemesi ve bu ilkenin de sıkı bir şekilde korunması gerektiği vurgulanmıştır.
Herhangi bir eleştiri, ifade özgürlüğü kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Ancak eleştiri sınırlarının ötesine geçen ve kişileri aşağılayan, kişilik haklarına saldırdığı ve hakaret niteliği taşıyan, insan onuruna aykırı ve özel hayatın gizliliğini ihlal eden her türden ifade ise, ifade özgürlüğü kapsamı dışında değerlendirilmelidir. Eleştiri ve ifade özgürlüğü kavramları arasındaki bu ilişkiye vurgu yapılarak, ifade özgürlüğünün, büyük ölçüde eleştiri özgürlüğünün garanti altına alınmasını hedeflediği belirtilir. Bu nedenle, ifade özgürlüğünün ne tür bir özgürlük olduğuna ve nasıl sınırlandırılabileceğine dair bir çerçeve çizildiğinde, ifade özgürlüğü sınırları dışında kalan unsurların eleştiri olarak kabul edilemeyeceği söylenebilir.
Eleştirinin ifade özgürlüğü kapsamında sayılacağı, eleştiri sınırlarını aşan ve küçük düşürücü, aşağılayıcı ve iftira içeren söylemlerin ise ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği yukarıda açıkça açıklanmıştır. Kişi veya kurumlara yönelik sözlerin eleştiri kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği konusunda, bu sözlerin ifade özgürlüğü kapsamına girip girmediğine bakılarak karar verilebileceği de görülmektedir. Bu nedenle, ifade özgürlüğü kavramının tanımının ve sınırlarının ne olabileceğine değinmek gerekir. Literatürde insanların insan olmaktan kaynaklı olarak, doğuştan sahip olduğu hakların “Birinci Kuşak Haklar” veya “Klasik İnsan Hakları” olarak adlandırıldığına ve ifade özgürlüğünün de bu haklar arasında yer aldığına dikkat çekilmektedir. İfade özgürlüğünün, kişilerin herhangi bir yaptırım ya da zorluğa maruz kalmaksızın görüş ve düşüncelerini açıklayabilmesi ilkesi olduğu dikkate alındığında bu ilkenin, “kişilerin düşünce edinebilmelerinden başlayıp bu düşünceyi geliştirebilmeleri ve sonunda bunu açıklayıp açıklamama konusunda özgür irade gösterebilmeleri şeklinde” tanımlanabileceği belirtilmektedir.
Diğer taraftan devlet kurumlarının uyuşturucuyla mücadelesi, yalnızca kamu düzeninin korunması açısından değil, aynı zamanda halk sağlığı ve toplumsal güvenlik açısından da kritik bir politika alanı olarak değerlendirilmektedir. Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi tarafından düzenli olarak yayınlanan Dünya Uyuşturucu Raporu, uyuşturucu piyasalarının organize suç ağlarıyla güçlü biçimde bağlantılı olduğunu ve bu yapıların devlet kapasitesi olmadan etkili biçimde kontrol altına alınmasının güçlüğünü vurgular. Literatüre bakıldığında ise uyuşturucu politikalarının etkinliğinin çoğunlukla kurumsal kapasite ve koordinasyon düzeyi ile ilişkilendirilmektedir. Uyuşturucu piyasalarının esnek ve adaptif yapısı nedeniyle, yalnızca bireysel düzeydeki müdahalelerin yetersiz kaldığı; bunun yerine kolluk kuvvetleri, adli sistem ve sosyal politikaların birlikte çalıştığı bütüncül yaklaşımların daha etkili sonuçlar ürettiğini belirtilmektedir. Bu yaklaşım, devlet kurumlarının eşgüdümlü çalışmasının politika başarısı açısından belirleyici olduğunu ortaya koyar.
Ayrıca araştırmacılar, uyuşturucu kullanımının yalnızca kriminal bir mesele olarak değil, aynı zamanda sağlık temelli bir sorun olarak ele alınması gerektiğini savunur. Bu perspektif, devlet kurumlarının yalnızca cezai yaptırım uygulayan yapılar değil, aynı zamanda önleme, tedavi ve rehabilitasyon süreçlerini yürüten çok boyutlu aktörler olduğunu göstermektedir. Türkiye’de uyuşturucuyla mücadele; Emniyet Genel Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı gibi kurumların koordinasyonuyla yürütülür. Bu yapı, hem iç güvenlik hem de uluslararası suç ağlarına karşı mücadeleyi kapsayan çok katmanlı bir sistemdir.
Uluslararası çalışmalar, uyuşturucuyla mücadelede gözlemlenen bazı yapısal dinamiklere işaret eder: 1. Kolluk kuvvetlerinin ölçülebilir sonuçlar üretme baskısı altında daha hızlı sonuç alınabilecek hedeflere yönelebileceğini belirtir. Ancak bu durum, büyük ölçekli operasyonların yapılmadığı anlamına gelmez. 2. Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi raporlarına göre, organize suç ağlarına yönelik operasyonlar genellikle uzun süreli istihbarat toplama ve uluslararası koordinasyon gerektirir. Bu süreçler kamuoyuna sınırlı yansır. 3. Suçla mücadelede kamuoyu algısının medya temsilleriyle şekillendiğini ve bu durumun politika değerlendirmelerini etkileyebileceğini vurgular.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programda Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerine yönelik sarf edilen "Meclisi itibarsızlaştırmasının bu kadar böyle boş işler müdürü gibi oradaki piyonları aracılığıyla iş gördürmesinin sebebinin de açıkçası bu olduğunu düşünüyorum." şeklindeki ifadelerin yasamanın kurumsal şahsiyetini zedelediği ve bu söylemlerin eleştiri hakkının meşru sınırlarını aşarak doğrudan aşağılama ve küçük düşürme boyutuna ulaştığı, "E işi mi yok bu devletin? Hani bir de ne hikmetse sadece kullananları alıyor. Bir tane de torbacı al ya. Hadi bir tane da baron al. Bir tane de uyuşturucu baronu al…Kilo ile getirenlere yok. Onların arkası sağlam çünkü." şeklindeki ifadeler ile de devlet kurumlarının organize suç örgütlerini korumakla itham edildiği ve herhangi bir somut belgeye dayanmayan mezkur ifadelerin, eleştiri sınırlarını aşarak küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; Yayın hizmetleri "..., kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanun’un diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Mart 2026 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 29.165.916,43 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, yüzde bir oranı (%1) 291.659,00 TL İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) İdari para cezasının tebliğinden itibaren bir ay içerisinde, Üst Kurulun T.C. Ziraat Bankası Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Tek İdare Tahsilat Alt Hesabı TR46 0001 0017 6200 9999 9955 88 no’lu hesabına “6112 sayılı kanunun 32’nci maddesine göre ödenen para cezasıdır” şerhiyle ödenmesi gerektiğinin veya 6112 sayılı kanunun 32’nci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca, tebliğden itibaren en geç onbeş gün içerisinde Ankara İdare Mahkemelerinde dava açılabileceğinin, aynı maddenin 11’inci fıkrası uyarınca 1 ay içerisinde peşin ödeme yapılması halinde, 5326 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca cezanın dörtte üçünün tahsil edileceğinin ve taksitlendirme talebinde bulunulabileceğinin, peşin ödemenin kanun yoluna müracaat hakkını engellemeyeceğinin, en geç 1 aylık süre içerisinde ödenmeyen idari para cezasının, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairesine gönderileceğinin bildirilmesine,
c) 6112 sayılı Kanun'un 32’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Ahmet Can BUĞDAY, Dr. Necdet İPEKYÜZ, Tuncay KESER ve İlhan TAŞCI’nın karşı oyları ve oy çokluğu ile karar verildi.
Toplantıya Ait Şerhler
Üst Kurulun 30.04.2026 tarih, 2026/17 sayılı toplantısında alınan 19 No.lu karara karşı oy yazısı.
Tuncay KESER Şerhidir.


