İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 28.04.2026 tarih ve 83 sayılı yazısına konu h halk logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 15.04.2026 tarihinde saat 20:00’de yayınlanan "Sansürsüz" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere, h halk logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta, 15.04.2026 tarihinde saat 20:00’de canlı olarak yayınlanan, sunuculuğunu Sinem Fıstıkoğlu'nun yaptığı, Cemal Enginyurt'un konuk olarak katıldığı, Kahramanmaraş'ta gerçekleşen okul saldırısı ve yetkililerin sorumluluklarının tartışıldığı "Sansürsüz" adlı programda geçen diyaloglarda; “Yıllarca komünist dediğim Hasan Ali Yücel, rahmetle anıyorum, senin yanında cennetlikmiş be Yusuf Tekin. Cennetlikmiş, Yusuf Tekin o komünist Yusuf Tekin dediğin adam. Bu memlekette köy enstitüleriyle dini öğretmiş, diyaneti öğretmiş, ilimi öğretmiş, bilimi öğretmiş, fenni öğretmiş, kimyayı öğretmiş, folkloru öğretmiş, tiyatroyu öğretmiş. Sense sadece öldürmeyi öğretmişsin, sense sadece kin ve nefret akıtıyorsun ya! Halen kin ve nefret akıtan bir Milli Eğitim Bakanı var. Olmayan Milli Eğitim Bakanı ya, olmayan Milli Eğitim Bakanı. Halen önceki gün çıkmış diyor ki camileri ahır yaptılar diyor. Laikler bu ülkede camileri ahır yapanlardır diyor. Okul yoktu bizden önce diyor…Biz Yusuf Tekin'i Milli Eğitim'e yakışmadığı için sevmiyoruz. Biz Yusuf Tekin'i Cumhuriyet düşmanı olduğu için sevmiyoruz. Biz Yusuf Tekin'i Atatürk İlke ve İnkilaplarına savaş ilan ettiği için sevmiyoruz. Biz Yusuf Tekin'i çocukları aç bıraktığı için sevmiyoruz. Biz Yusuf Tekin'i okullarda pis suya muhtaç bıraktığı için sevmiyoruz. Biz Yusuf Tekin'i öğretmenleri copladığı için, Milli Eğitim Bakanlığı'nın önünde barikat kurduğu için sevmiyoruz. Biz Yusuf Tekin'i gençleri sevmediği için sevmiyoruz. Yusuf Tekin gibi zihniyet, bu ülkede sevilecek bir zihniyet değil ki sevelim. Dolayısıyla bizim ne dinle ne diyanetle kavgamız olduğunu söyleyen art niyetlidir. Esas dinsiz olan odur. Bizim dini duygularımızı, hassasiyetlerimizi hiç kimsenin sorgulamasına müsaade bile etmeyiz. Ama bakıyorsunuz. Bugün din adına konuşanlar, 9 tane öğrenci ölmüş ne yapsın diyor. Yusuf Tekin mi verdi silahı eline diyor. Yusuf Tekin vermedi de Yusuf Tekin’in kafa yapısı verdi silahı eline. 45 tane erkek çocuğuna tecavüz edenlere sivil toplum örgütü diyerek onlarla anlaşma yapıp, okullarda onların eğitim programını uygulayan Yusuf Tekin'in eğitim sistemi bu çocukları yoldan çıkardı. 12 yaşındaki çocuklar eğer bugün uyuşturucu bataklığındaysa Yusuf Tekin düşünmeli ve Yusuf Tekin'in döneminde sadece 44 saldırı olmuşsa Yusuf Tekin demeli ki ben ne yaptım demeli…Peki, şimdi Sayın Enginyurt, elbette konu, mesele çocuklar olduğunda hepimizin hassasiyeti çarpı iki, çarpı üç, çarpı beş olabiliyor. O hassasiyet nedeniyle de duygularımızı kontrol etmekte elbette zorlanıyoruz. Konuşurken böyle bir yutkunuyoruz. Zaman zaman hislerimizin şeyiyle, yükselmesiyle birlikte işte maalesef RTÜK kuralları gereği bizim de araya girerek uyarmak durumunda olduğumuz bazı kelimeler, bazı ifadeler olabiliyor. Durumun hassasiyetine binaen söylediğinizi de gayet iyi biliyorum. Hani Sayın Tekin ile ilgili öldürmeyi öğretmişsiniz çocukları ifadesi malumaliniz Radyo Televizyon Üst Kurulu'nun bir yaptırımına maruz kalabilir. O yüzden de ben oraya bir ne olur...Sinem Hanım, ben bunu söylerken RTÜK hassasiyetini gözeterek söylüyorum. Bakın bir okulda şeriatçı, kanlı bir terör örgütünün yemini ettirildi, yemini. Necip Fazıl Kısakürek Ortaokulu'nda şeriat istiyoruz, dini getireceğiz, kafirleri öldüreceğiz diye yemin ettirildi ya! Bu anlamda söylüyorum öldürülmeyi öğrettiler diye! Yani kendi aklımdan uydurmadım. Kendi kafamdan uydurmadım bunu…Anlıyorum, iyi oldu izah ettiğiniz. Biliyorum, ben bunu zaten izah etmenizi rica ettim. Çok teşekkür ederim, sağ olun…” şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Demokrasinin en temel önceliklerinden biri halkın haber alma özgürlüğü olduğundan demokratik rejimlerde medya, kamuoyu oluşumunda hayati öneme sahip bir aktördür. Öyle ki; medyanın yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen dördüncü güç olduğu çoğu otorite tarafından kabul edilmektedir. Basın, yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen dördüncü kuvvettir. Günümüzde medyanın toplum üzerindeki büyük etkisi, birtakım ahlaki sorumluluklarının doğmasına sebep olmuştur. Bu sorumlulukların bir kısmı kişilik haklarına saygılı olmayı kapsamaktadır. Medya mensuplarının siyasi kişi, kurum ve kuruluşları eleştirmesi; onların söz ve eylemleri hakkında kamuoyunu bilgilendirmesi tabii bir durumdur. Ancak bu haklarını kullanırken siyasi kişi ve/veya kuruluşların haklarının gözetilmesi önem arz etmektedir.
Eleştiri, “Bir kimse veya şeyin iyi ve kötü taraflarını ortaya koyarak değerlendirmesini yapma, tenkit, muaheze, kritik” şeklinde tanımlanmaktadır. Herhangi bir eleştiri, ifade özgürlüğü kapsamı içinde değerlendirilebilir. Ancak eleştiri sınırlarının ötesine geçen ve kişileri aşağılayan, kişilik haklarına saldıran ve hakaret niteliği taşıyan her türden ifade ise ifade özgürlüğü kapsamı dışında değerlendirilmelidir. Eleştiri ve ifade özgürlüğü kavramları arasındaki bu ilişkiye vurgu yapılırken ifade özgürlüğünün, büyük ölçüde eleştiri özgürlüğünün garanti altına alınmasını hedeflediği ifade edilmektedir. Bu nedenle, ifade özgürlüğünün ne tür bir özgürlük olduğuna ve nasıl sınırlandırılabileceğine dair bir çerçeve çizildiğinde, ifade özgürlüğü sınırları dışında kalan unsurların eleştiri olarak kabul edilemeyeceği söylenebilmektedir.
Anayasa’nın “Genel Esaslar” başlıklı birinci kısmında yer alan 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik bir hukuk devleti olduğu; ikinci bölüm içerisinde “Kişinin Hakları ve Ödevleri” başlığı altında düzenlenmiş olan 17. maddesinde ise herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu hükme bağlanmıştır. 26. maddede de herkesin düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla, tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğu; bu hürriyetin, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir alma ya da verme serbestliğini de kapsadığı belirtilmiştir. Ayrıca, bu fıkra hükmünün radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel olmadığı ifade edilmiştir. Bu hürriyetlerin kullanılması; millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının ya da kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Konuyla ilgili olarak 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddesinde, basının özgür olduğu; bu özgürlüğün bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerdiği belirtilmiştir. Basın özgürlüğünün kullanılması ise ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde de benzer bir hüküm bulunmaktadır. Sözleşmenin ifade özgürlüğüne ilişkin 10. maddesi şu şekildedir: “1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve verme özgürlüğünü kapsar. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir. 2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması; yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
Görüldüğü üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinin birinci fıkrası ifade özgürlüğü hakkının kapsamını belirlerken, ikinci fıkrası bu hakkın sınırlandırılabilmesinin koşullarını ortaya koymaktadır. İkinci fıkradaki “yasayla öngörülen” ifadesi, ifade özgürlüğünün belirli şartlar altında kanunla sınırlandırılabileceğini göstermektedir. Aynı fıkrada yer alan “başkalarının şöhret ve haklarının korunması” ve “gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi” gibi istisnalar, 6112 sayılı Kanun’un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan “kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler” ilkeleriyle benzerlik göstermektedir.
Yayın yoluyla düşünceyi açıklama özgürlüğü, eleştiri hakkını da kapsar. Ancak bu hakkın hukuka uygun şekilde kullanılabilmesi için eleştiri ile kamuoyuna sunuluş biçimi arasında düşünsel bir bağ bulunmalıdır. Başka bir ifadeyle, kullanılan dil ölçülü olmalıdır. Medyanın temel görevlerinden biri halkı bilgilendirmek olduğundan, haber ve yorumlarda eleştiriye yer verilmesi doğaldır. Bununla birlikte, eleştiri hakkı sınırsız değildir ve yasa ile ahlak kuralları çerçevesinde kullanılmalıdır. Ayrıca, ifadeleri kullanan kişinin milletvekili olması, yayıncı kuruluşa 6112 sayılı Kanun’u ihlal etme hakkı tanımamaktadır. Nitekim Danıştay 13. Dairesinin 2020/613 E. ve 2021/229 K. sayılı kararında; ifade özgürlüğünün, kişileri karalamak, aşağılamak, asılsız suçlamalarda bulunmak amacıyla kullanılamayacağı açıkça belirtilmiştir.
Televizyon programları, halkın bilgilendirilmesi açısından demokratik toplumların vazgeçilmez iletişim araçlarındandır. Bu nedenle yayınların sunuluş biçiminin de hukuka uygun olması büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, ifade özgürlüğünün sınırsız olmadığı; başka hak ve özgürlüklerin ihlaline yol açtığı durumlarda sınırlandırılabileceği hem ulusal hem de uluslararası hukuk metinlerinden anlaşılmaktadır. Özellikle kamu gücünü kullanan kişilerin, daha ağır eleştirilere katlanması beklenir ancak bu ifade özgürlüğü kamu yararı taşıyan eleştiri, gerçeklik temeline dayanan iddialar, orantılı ve ölçülü dil kullanımı şartlarına bağlıdır. Ölçülülük, kullanılan dil ile hedeflenen eleştiri arasında denge olması gözetilmelidir.
Bununla birlikte söz konusu yayının hemen sonrasında sunucu Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'nun yaptırımına maruz kalınacağını ifade ederek birtakım açıklamalarda bulunmuştur. Ancak sunucu tarafından Bakan Yusuf Tekin'e yönelik küçük düşürücü, aşağılayıcı ve iftira niteliği taşıyan ifadelerin olmaması gerektiğine ilişkin editoryal sorumluluk bağlamında bir açıklama ve düzeltme yapılmamıştır. Mezkur ifadelerin yaşanan olayın hassasiyeti sebebiyle söylendiğini; konu çocuklar olunca duyguların kontrol edilmesinde güçlük çekildiğini belirterek söz konusu ifadeleri adeta gerekçelendirmiştir. Devamında konuk sarf ettiği ifadelerinin mesnetsiz bir iddiaya dayandırarak esasında gerçeği yansıttığını, kafasından uydurmadığını belirterek güçlendirmiştir. Gerek sunucu ve gerek konuk bu açıklamalarıyla da küçük düşürücü, hakaret ve iftira nitelikli ifadelerine ilişkin bir düzeltme girişiminde bulunmamıştır.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programda, konuk tarafından; “Sense sadece öldürmeyi öğretmişsin, sense sadece kin ve nefret akıtıyorsun ya! Halen kin ve nefret akıtan bir Milli Eğitim Bakanı var…Bugün din adına konuşanlar, 9 tane öğrenci ölmüş ne yapsın diyor. Yusuf Tekin mi verdi silahı eline diyor. Yusuf Tekin vermedi de Yusuf Tekin'in kafa yapısı verdi silahı eline. 45 tane erkek çocuğuna tecavüz edenlere sivil toplum örgütü diyerek onlarla anlaşma yapıp, okullarda onların eğitim programını uygulayan Yusuf Tekin'in eğitim sistemi bu çocukları yoldan çıkardı." şeklinde, toplumsal infial yaratan okul saldırısı sonrası kamuoyundaki eleştirilerin Milli Eğitim Bakanı'na yöneldiği bir ortamda, bir bakana yönelik eleştirinin sert ve rahatsız edici olsa bile kamu yararı içeriyorsa korunabileceği hususu dikkate alındığında dahi sarf edilen mezkur ifadelerin doğrudan kişiyi hedef alarak suç isnadı niteliği taşıdığı, kamu yararı gözetmeyen, orantısız derecedeki ağır ifadelerin eleştiri sınırları ötesinde kişilik haklarını zedeleyici, küçük düşürücü, aşağılayıcı, iftira niteliğinde olduğu ve toplum nezdinde Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'i hedef göstererek olumsuz algıların oluşmasına yol açabileceği kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; Yayın hizmetleri "..., kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; “8 inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Mart 2026 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 28.893.420,25 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, yüzde iki oranı (%2) 577.868,00 TL İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) İdari para cezasının tebliğinden itibaren bir ay içerisinde, Üst Kurulun T.C. Ziraat Bankası Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Tek İdare Tahsilat Alt Hesabı TR46 0001 0017 6200 9999 9955 88 no’lu hesabına “6112 sayılı kanunun 32’nci maddesine göre ödenen para cezasıdır” şerhiyle ödenmesi gerektiğinin veya 6112 sayılı kanunun 32’nci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca, tebliğden itibaren en geç onbeş gün içerisinde Ankara İdare Mahkemelerinde dava açılabileceğinin, aynı maddenin 11’inci fıkrası uyarınca 1 ay içerisinde peşin ödeme yapılması halinde, 5326 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca cezanın dörtte üçünün tahsil edileceğinin ve taksitlendirme talebinde bulunulabileceğinin, peşin ödemenin kanun yoluna müracaat hakkını engellemeyeceğinin, en geç 1 aylık süre içerisinde ödenmeyen idari para cezasının, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairesine gönderileceğinin bildirilmesine,
c) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir. …” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Ahmet Can BUĞDAY, Dr. Necdet İPEKYÜZ, Tuncay KESER ve İlhan TAŞCI’nın karşı oyları ve oy çokluğu ile karar verildi.
Toplantıya Ait Şerhler
Üst Kurulun 30.04.2026 tarih, 2026/17 sayılı toplantısında alınan 18 No.lu karara karşı oy yazısı.
Tuncay KESER Şerhidir.


