İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 28.04.2026 tarih ve 83 sayılı yazısına konu h halk logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 15.04.2026 tarihinde saat 20:00’de yayınlanan "Sansürsüz" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Sunuculuğunu Sinem Fıstıkoğlu'nun yaptığı, Cemal Enginyurt'un konuk olarak katıldığı, Kahramanmaraş'ta gerçekleşen okul saldırısı ve yetkililerin sorumluluklarının tartışıldığı "Sansürsüz" adlı programda geçen diyaloglarda; “Sense sadece öldürmeyi öğretmişsin, sense sadece kin ve nefret akıtıyorsun ya! Halen kin ve nefret akıtan bir Milli Eğitim Bakanı var. Olmayan Milli Eğitim Bakanı ya, olmayan Milli Eğitim Bakanı. Halen önceki gün çıkmış diyor ki camileri ahır yaptılar diyor. Laikler bu ülkede camileri ahır yapanlardır diyor. Okul yoktu bizden önce diyor…Biz Yusuf Tekin'i Milli Eğitim'e yakışmadığı için sevmiyoruz. Biz Yusuf Tekin'i Cumhuriyet düşmanı olduğu için sevmiyoruz. Biz Yusuf Tekin'i Atatürk İlke ve İnkılaplarına savaş ilan ettiği için sevmiyoruz. Biz Yusuf Tekin'i çocukları aç bıraktığı için sevmiyoruz. Biz Yusuf Tekin'i okullarda pis suya muhtaç bıraktığı için sevmiyoruz. Biz Yusuf Tekin'i öğretmenleri copladığı için, Milli Eğitim Bakanlığı'nın önünde barikat kurduğu için sevmiyoruz. Biz Yusuf Tekin'i gençleri sevmediği için sevmiyoruz. Yusuf Tekin gibi zihniyet, bu ülkede sevilecek bir zihniyet değil ki sevelim. Dolayısıyla bizim ne dinle ne diyanetle kavgamız olduğunu söyleyen art niyetlidir. Esas dinsiz olan odur. Bizim dini duygularımızı, hassasiyetlerimizi hiç kimsenin sorgulamasına müsaade bile etmeyiz. Ama bakıyorsunuz. Bugün din adına konuşanlar, 9 tane öğrenci ölmüş ne yapsın diyor. Yusuf Tekin mi verdi silahı eline diyor. Yusuf Tekin vermedi de Yusuf Tekin’in kafa yapısı verdi silahı eline. 45 tane erkek çocuğuna tecavüz edenlere sivil toplum örgütü diyerek onlarla anlaşma yapıp, okullarda onların eğitim programını uygulayan Yusuf Tekin'in eğitim sistemi bu çocukları yoldan çıkardı. 12 yaşındaki çocuklar eğer bugün uyuşturucu bataklığındaysa Yusuf Tekin düşünmeli ve Yusuf Tekin'in döneminde sadece 44 saldırı olmuşsa Yusuf Tekin demeli ki ben ne yaptım demeli…” şeklinde ifadelere yer verilmesi nedeniyle, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; Yayın hizmetleri "..., kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." ilkesinin ihlal edildiği gerekçesiyle “oy çokluğuyla” verilen karar karşı oy kullandım.
KARŞI OY KULLANMA GEREKÇELERİM AŞAĞIDA BELİRTİLMİŞTİR:
Basın ve ifade özgürlüğü, demokrasinin işleyişi için yaşamsal öneme sahiptir.
Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp, anayasal güvence altında olduğu rejimlerdir. Ayrıca basın ve ifade özgürlüğünün hangi ölçüde kullanıldığı, demokrasilerin niteliği açısından önemli göstergelerden biridir.
Basın ve ifade özgürlüğüne yönelik müdahalelerin, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun şekilde; ölçülü olması, bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve en son çare niteliğini taşıması zorunludur. Medya hizmet sağlayıcı kuruluşların, düşünceyi açıklama ve halkın haber alma hakkının kullanılması açısından önemi dikkate alındığında; Üst Kurulun denetim görevini yürütürken, çok hassas ve adil davranması, hak ve özgürlüklere müdahalede sağlam hukuki gerekçelere dayanması ve ölçülü olması zorunludur. Aksi halde çok sesliliği sağlamak, toplumun özgürce kanaat oluşturmasına katkı sunacak ortamı kurmak mümkün olmayacaktır.
“h halk” logolu medya hizmet sağlayıcıda, 15.04.2026 tarihinde, canlı olarak ekrana getirilen "Sansürsüz" isimli yorum programında; program konuğu CHP İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt’un bazı ifadelerinin, eleştiri sınırları ötesinde olduğu gerekçesiyle, Üst Kurul çoğunluğu tarafından kuruluşa yaptırım uygulanmış, basın ve ifade özgürlüğüne müdahalede bulunulmuştur.
1- Bahse konu program, Moderatör Sinem Fıstıkoğlu’nun; “24 saatte, iki farklı şehirde, iki ayrı okulda gerçekleşen silahlı saldırılarda, iki öğrenci tarafından arkadaşları, öğretmenleri ve o binada görev yapan görevliler vuruldu.” sözleri ile başlamıştır. Programda; Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okul öğrencileri tarafından gerçekleştirilen, ölümler ve yaralanmalarla sonuçlanan silahlı saldırıların artmasının altında yatan nedenler, eğitimde tepki çeken sorunlar ve aksaklıklar, özellikle Milli Eğitim Bakanı’nın eğitim politikası ve uygulamaları gibi konular tartışılmıştır. Programın ihlal teşkil ettiği değerlendirilen ikinci bölümüne; Siyaset Bilimci Doç. Dr. Deniz Tansi, Avukat Ertunç Özün, Gazeteci Şükrü Küçükşahin ve Akif Beki ile telefon konuğu olarak Milletvekili Cemal Enginyurt katılmıştır.
Uzman raporunda ve raporu dayanak alan Kurul Kararında yaptırım; “Bir bakana yönelik eleştiri sert ve rahatsız edici olsa bile kamu yararı içeriyorsa korunabilir. Ancak söz konusu eleştiri kamu görevine değil, kişiyi hedef alan küçük düşürücü, aşağılayıcı ve iftira niteliği taşıyan gerçek dışı isnatlara dayanıyorsa ihlal oluşturmaktadır.” temelinde gerekçelendirilmiştir.
Oysaki Milletvekili Enginyurt’un açıklamalarının tamamına bakıldığında, eleştirilerinin odağında Milli Eğitim Bakanı’nın eğitim politikalarının bulunduğu, şahsına yönelik bir ifadenin sarf edilmediği görülmektedir. Enginyurt’un; “Bugün din adına konuşanlar, 9 tane öğrenci ölmüş ne yapsın diyor. Yusuf TEKİN mi verdi silahı eline diyor. Yusuf TEKİN vermedi de Yusuf TEKİN'in kafa yapısı verdi silahı eline. 45 tane erkek çocuğuna tecavüz edenlere sivil toplum örgütü diyerek onlarla anlaşma yapıp, okullarda onların eğitim programını uygulayan Yusuf TEKİN'in eğitim sistemi bu çocukları yoldan çıkardı.” şeklindeki sözlerinden de, kastının direkt olarak Bakan’ın mili eğitim sistemindeki uygulamaları olduğu açıkça görülmektedir.
Moderatörlerin, özellikle canlı yayınlarda yayın akışını yönlendirme, konunun çerçevesini koruma, yayını dengeleme sorumluluğu ve olası ihlal risklerine karşı müdahalede bulunma inisiyatifi bulunduğu bilinmektedir. Esasında bu tarz müdahaleler, aynı zamanda yayının objektifliğinin de göstergesidir.
Uzman raporunda da, raporu esas alan Kurul Kararında da belirtildiği üzere; yayında moderatör müdahalesi bulunmaktadır. Sunucu Sinem Fıstıkoğlu tarafından, “Peki, şimdi Sayın ENGİNYURT, elbette konu, mesele çocuklar olduğunda hepimizin hassasiyeti çarpı iki, çarpı üç, çarpı beş olabiliyor. O hassasiyet nedeniyle de duygularımızı kontrol etmekte elbette zorlanıyoruz. Konuşurken böyle bir yutkunuyoruz. Zaman zaman hislerimizin şeyiyle, yükselmesiyle birlikte işte maalesef RTÜK kuralları gereği bizim de araya girerek uyarmak durumunda olduğumuz bazı kelimeler, bazı ifadeler olabiliyor. Durumun hassasiyetine binaen söylediğinizi de gayet iyi biliyorum. Hani Sayın TEKİN ile ilgili öldürmeyi öğretmişsiniz çocukları ifadesi malumaliniz Radyo Televizyon Üst Kurulunun bir yaptırımına maruz kalabilir. O yüzden de ben oraya bir ne olur...” şeklindeki sözlerle konuk uyarılmış ve yayıncı kuruluş açısından editoryal denetim yerine getirilmiştir.
Moderatörün, konuk milletvekili tarafından dile getirilen bir değerlendirmeye ilişkin uyarıda bulunması, sözlerine açıklık getirilmesinin istenmesi ve olası RTÜK yaptırımına karşı konunun hukuki bir zemine oturtulmaya çalışılması, yayın ilke ve esaslarına uygun olarak tarafsızlık ve denge yükümlülüğünün gereğinin yerine getirildiğinin ispatıdır. Bu yönüyle söz konusu müdahale, yanlış anlaşılmanın ortadan kaldırılmasına yönelik editoryal katkı niteliği taşımaktadır ve yayıncının gerekli özeni gösterdiğinin de kanıtıdır.
Kaldı ki; Milletvekili Enginyurt da; “Bakın bir okulda şeriatçı, kanlı bir terör örgütünün yemini ettirildi, yemini. Necip Fazıl Kısakürek Ortaokulu'nda şeriat istiyoruz, dini getireceğiz, kâfirleri öldüreceğiz diye yemin ettirildi ya! Bu anlamda söylüyorum öldürülmeyi öğrettiler diye! Yani kendi aklımdan uydurmadım. Kendi kafamdan uydurmadım bunu.” şeklinde, söz konusu ifadelerine açıklık getirmiştir.
Dolayısıyla; moderatör tarafından yapılan müdahale, söz konusu ifadenin yanlış anlaşılma ihtimalini ortadan kaldırmış, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi ilkesine uygun biçimde düzeltici ve dengeleyici bir etki yaratmıştır. Yayıncılık hukukunda özellikle canlı yayınlarda ortaya çıkabilecek muhtemel ifade sorunlarında, yayıncı kuruluşun geriye dönük düzeltici veya dengeleyici davranışlarda bulunması, sorumluluğun kaldırılması veya hafifletilmesi bakımından dikkate alınması gereken önemli bir unsurdur. Nitekim moderatörün yaptığı açıklama, konuşmacının ifadelerine yalnızca açıklık getirmekle kalmamış; aynı zamanda herhangi bir kişi veya kuruma yönelik kişiselleştirilmiş bir itham algısını da bertaraf etmiştir. Müdahale bu açıdan yayındaki olası ihlalin sürmesini veya etkili sonuç doğurmasını engellemiş, dolayısıyla yaptırımın temel dayanağını hukuken geçersiz kılmıştır. Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarında da belirtildiği üzere, yayın içeriği bütünlüğü içinde değerlendirildiğinde, düzeltici veya dengeleyici yayıncı müdahaleleri, yaptırım uygulamasını gereksiz ve ölçüsüz hâle getirebilmektedir.
Görüleceği üzere, yayının yaptırıma konu bölümünde, Ana Muhalefet Partisi mensubu bir milletvekili tarafından, ülkenin eğitim politikalarının yürütülmesinden sorumlu olan Millî Eğitim Bakanı’nın görev alanına giren uygulama ve tasarrufları sert bir şekilde eleştirilmektedir. Eleştirilerin tamamı, kamusal yetki ve sorumluluk taşıyan Bakanın görev ve yetki alanı kapsamında gerçekleştirdiği işlem ve eylemlere yöneliktir. İfadelerde Bakanın özel hayatına, kişiliğine veya onuruna yönelik saldırı niteliği taşıyan herhangi bir ifade bulunmadığı gibi; hakaret, aşağılama, küçük düşürme ya da kişisel itibarı zedelemeyi amaçlayan iftira nitelikli bir söylem de bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle; yaptırım uygulanan ifadelerin demokratik toplum düzeninin vazgeçilmez unsurlarından olan siyasal tartışma ve kamusal denetim kapsamında kalan siyasi eleştiriler olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Milli Eğitim Bakanlığının, tarikat ve cemaat gibi yapılarla eğitim alanında işbirliği protokolleri yapması, uzun bir süredir kamuoyunda tepkilere neden olmakta ve medyada sert eleştirilerin hedefi olmaktadır. Bu eleştirilere yönelik olarak, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, 17.12.2023 tarihinde, Milli Eğitim Bakanlığının bütçe görüşmelerinde, “…Bunların içerisinde sizin ‘tarikat, cemaat’ dediğiniz… bizim ‘STK’ dediğimiz yapılarla toplasanız 10 tane protokolümüz vardır… Ve ben bu protokollerden dolayı bu protokollerle bize hizmet eden, bize destek olanlara da teşekkür ediyorum. Onlarla da protokol yapmaya devam edeceğiz...” şeklindeki sözlerle, bu tür yapılarla protokollerinin devam edeceğini açıklamıştır. Özellikle bu tarihten itibaren söz konusu tartışmalar yoğunlaşarak, haber ve yorum programlarının konusu olmaya devam etmektedir. (https://www.tbmm.gov.tr/Tutanaklar/Tutanak/23971)
Bakan Tekin’in söz konusu açıklaması ve uygulamaları, İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt’un eleştirilerinin olgusal bir temeli olduğunu göstermektedir.
Olgusal temeli bulunan konularda, eleştirel değer yargısı niteliğindeki değerlendirmelerin, korunan ifade özgürlüğü kapsamında kabul edildiği, yargı kararlarıyla da sabittir. Bu konuya ilişkin alınan örnek kararlar aşağıda ayrıntılı olarak açıklanacaktır. Program konuğu Milletvekili Enginyurt da, olgusal temeli olan, daha önemlisi kamu yararı bulunan bir konuda ve gündemde infial yaratan olaylar kapsamında kendi şahsi görüşlerini ifade etmiştir. İhlale gerekçe gösterilen ifadelerin; ifade özgürlüğü kapsamında korunan eleştirel değer yargısı niteliği taşıyan sert eleştiri olduğu, küfür, hakaret veya aşağılama içermediği açıktır.
Gerek Anayasa Mahkemesi ve Danıştay, gerekse AİHM kararları dikkate alındığında; iktidar politikaları, Cumhurbaşkanı, Bakanlar, milletvekilleri, siyasi partiler, siyasetçiler, bürokratlar söz konusu olduğunda, ifade özgürlüğünün çerçevesinin daha da genişletildiği, “incitici, abartılı, kışkırtıcı, rahatsız edici” nitelikte de olsa, dile getirilen görüşlerin/eleştirilerin, ifade özgürlüğü kapsamında korunduğu bilinmektedir. Bu yönüyle, kimileri için incitici, abartılı ve rahatsız edici kabul edilse bile, ifade özgürlüğü kapsamında korunan eleştirel değer yargısı niteliğindeki ifadeler nedeniyle medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yaptırıma uğraması, adil ve ölçülü değildir, basın ve ifade özgürlüğünü daraltıcı niteliktedir.
Ayrıca; medya hizmet sağlayıcı kuruluşların; basın ve ifade özgürlüğü sınırlarını aşmayan değerlendirmeler nedeniyle; Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtilen şekliyle “güçlü nedenler olmaksızın, ölçülülük ve hukuki güvenlik ilkesini göz ardı edecek” şekilde cezalandırılması, özgürlüğü değil otosansürü besleyecek, televizyon ekranlarında farklı görüş ve düşüncelerin ifadesini zorlaştıracak ve kamusal faydası olan serbest tartışmanın ve toplumda özgürce kanaat oluşumunun engellenmesi sonucunu doğuracaktır.
2- Demokratik hukuk devletlerinde siyasi partiler, siyasal çoğulculuğun ve denge-denetleme mekanizmasının temel unsurlarındandır. Özellikle muhalefet partisi mensupları, halk adına iktidarın kamusal yönetimini ve uygulamalarını denetlemek, eksik veya yanlış bulduğu konuları sorgulayarak eleştirilerde bulunmak, alternatif politika önerileri sunmak ve kamuoyunu bilgilendirmekle yükümlüdür. Bu görev, sadece siyasal bir sorumluluk değil, aynı zamanda anayasal düzende tanınmış meşru bir işlevdir. Bu çerçevede de muhalefet temsilcilerinin sert, hatta provokatif bulunabilecek açıklamaları dahi, kamu yararına hizmet ettiği ve siyasal tartışma sınırları içinde kaldığı sürece, ifade özgürlüğünün güvencesi altındadır.
Basın ise, yalnızca haber aktaran bir araç değil; aynı zamanda kamuoyunun siyasal olaylar hakkında bilgi edinmesini sağlayan bir denetim mekanizmasıdır. Bu bağlamda, siyasal açıklamaların ve tartışmaların medya yoluyla kamuoyuna aktarılması, basın özgürlüğünün ayrılmaz bir parçasıdır.
Kaldı ki; farklı şehirlerde çocukların kendi okullarını silahlarla basarak arkadaşlarını ve öğretmenlerini öldürmesi, ağır yaralaması gibi ülke gündeminin birincil ve en önemli maddesi haline gelen, dahası acil önlem alınması gereken ve öncelikli kamu yararı taşıyan böylesi bir konuda, tarafların görüşlerinin aktarılması da medyanın haber verme ve toplumun bilgi edinme hakkı kapsamında olduğu gibi, siyasetçilerin de siyasi konularda seslerini duyurabilme hak ve özgürlüğünün bir parçasıdır.
Dolayısıyla, Üst Kurul aldığı bu kararla; Türkiye Büyük Millet Meclisinde, halkın oylarıyla temsil yetkisi kazanmış bir milletvekilinin, gündemde geniş yer bulan ve birçok tartışma programına konu edilen bir olaya dair, üstelik “siyasi eleştiri” niteliğindeki açıklamaları üzerinden, fikir ve ifade özgürlüğü hakkıyla, siyaset yapma özgürlüğü hakkına müdahale etmiş, öte yandan halkın da, temel sorunlara dair bilgi edinme, fikir geliştirme ve kanaat sahibi olma hakkına kısıtlama getirmiştir.
Bu nedenlerle, Kurul çoğunluğunun yaptırım yönündeki kararı, hukuken isabetli ve haklı değildir, ayrıca 6112 sayılı Kanun’un 37’nci maddesiyle Üst Kurula verilen “düşünce çeşitliliğini koruma” yükümlülüğüne de ters düşmektedir.
3- Siyasi tartışmalarda ifade özgürlüğünün çerçevesine ilişkin, Anayasa Mahkemesi’nin Tansel Çölaşan Başvurusu’na (B.No: 2014/6128, 7/7/2015) ilişkin kararı örnek niteliğindedir.
Kararda, siyasi tartışma özgürlüğü, demokratik sistemlerin temel ilkesi olarak nitelendirilmiş ve “64- İfade özgürlüğü büyük ölçüde eleştiri özgürlüğünün güvence altına alınmasını hedeflemektedir ve düşüncelerin açıklanması ve yayılması sırasında kullanılan ifadelerin sert olması doğal karşılanmalıdır. Öte yandan siyasi tartışma özgürlüğünün “tüm demokratik sistemlerin temel ilkesi” (bkz. Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 41-42) olduğu göz önüne alındığında diğer ifade türlerine nazaran, başvuru konusu konuşmalardaki gibi siyasal politikaları ve siyasileri eleştiren, siyasi politikaları veya açıklamaları muhalif bir tarzda ele alan siyasi ifade özgürlüğüne ayrıca önem vermek gerekmektedir.
65- Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrası, siyasi ifadeler ile kamuyu ilgilendiren ifadelere yönelik pek az bir sınırlamaya yer vermektedir. Siyasi bir tartışmayı savunmak demokratik toplumun temel bir unsurudur. Bu sebeple zorlayıcı nedenler olmadıkça siyasi ifadeye kısıtlama getirilmemesi gerekir (örnek bir AİHM kararı için bkz. Feldek/Slovakya, B. No: 29032/95, 12/7/2001, § 83).” hükmüyle, siyasi tartışmaya özel güvence getirilmiştir.
Bir siyasi parti mensubunun ifadelerine yer verilen bir canlı yayının yaptırıma tabi tutulması; yalnızca basın özgürlüğünü değil, aynı zamanda demokratik kamuoyu oluşumunu da zedelemektedir. Bu bağlamda, Üst Kurul tarafından uygulanan yaptırım, AİHM içtihadında belirlenen “demokratik toplumda zorunluluk” ve “müdahalenin orantılılığı” kriterlerini karşılamamakta; ifade özgürlüğüne ölçüsüz bir müdahale teşkil etmektedir.
Ayrıca canlı yayınlanan yorum programlarında; kamu yararı bulunan konularda, kamu yönetimine ilişkin siyasi tartışmaların yeterli gerekçeye dayanmayan nedenlerle cezalandırılması, medya hizmet sağlayıcıları farklı siyasi düşünceleri ekrana taşıma konusunda tereddüte düşürecek, otosansürü yaygınlaştıracak, siyasi tartışmanın ve toplumda özgürce kanaat oluşumunun engellenmesi sonucunu doğuracaktır.
Bu nedenlerle, Kurul çoğunluğunun yaptırım uygulanması yönündeki kararı, hukuken isabetli ve haklı değildir, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarıyla da çelişmektedir.
4- Yaptırıma gerekçe gösterilen Milletvekili Cemal Enginyurt’un; eleştirel değer yargısı niteliğindeki söylemlerin, suç teşkil edip/etmediği veya hakaret olup/olmadığı noktasında, benzer bir konuda alınmış Yargıtay kararı yol gösterici olacaktır.
“Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözün, hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler bir değer yargısı içermekle birlikte somut bir olgu isnadından bahsedilemiyorsa, değer yargılarını destekleyecek ‘yeterli bir altyapı’nın mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı, AİHM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir. Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise, en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir.” (Esas No: 2017/814 Karar No: 2018/512 Karar Tarihi: 08.11.2018, Kararı Veren Yargıtay Dairesi:18. Ceza Dairesi, Sayısı:497-113).
Dolayısıyla; olgusal temeli bulunan iddiaların, tartışma başlıklarının; medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar tarafından programlara konu edilmesi, bunların farklı görüşlere sahip siyasetçi, gazeteci, yazar ve aydınlar tarafından analiz edilmesinin, kamusal tartışmalara ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna katkı sağlayacağı açıktır. Demokratik toplumlarda düşünce çeşitliliğinin korunabilmesi için basın özgürlüğünün önemi büyüktür ve toplumun geleceğini ilgilendiren eğitim alanındaki Milli Eğitim Bakanı’nın uygulamalarının sorgulanması ve eleştirilmesi de demokrasi ve basın özgürlüğünün bir gereğidir.
5- İfade özgürlüğü alanında uzmanlaşmış insan hakları avukatı Dominika Bychawska-Siniarska tarafından hazırlanan “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında İfade Özgürlüğünün Korunması” el kitabında da, gazeteciler tarafından yapılan eleştirel nitelikteki değer yargılarına ilişkin hususlar şu şekilde açıklanmaktadır:
“Değer yargıları bir durum ya da olaya ilişkin bakış açısı ya da kişisel değerlendirmeler olup doğru ya da yanlış olduklarını kanıtlanmak mümkün değilse de, bir değer yargısının dayanağı olan altı çizilen gerçeklerin doğru ya da yanlış olduğu kanıtlanabilir. Aynı şekilde, Dalban davasında Mahkeme, ‘gerçekliğini kanıtlamaksızın eleştiri niteliğinde değer yargısı ifade etmesinin engellenmesi, bir gazeteci için kabul edilemez olacaktır’ demiştir.¹⁹⁸ (Dalban/Romanya, 28 Eylül 1999 [BD])
Sonuç olarak, doğrulanabilecek bilgi ya da verilerle birlikte, ‘doğruluğu ispatlamaya’ tabi tutulamayacak değer yargıları, eleştiri ya da spekülasyonlar 10. madde kapsamında korunmaktadır. Ayrıca, değer yargıları, özellikle de siyaset alanında ifade edilenler, çok önemli olan görüş çoğulculuğunun gereği olarak demokratik bir toplum için özel bir korumadan yararlanırlar.” (S.86)
https://www.anayasa.gov.tr/media/7448/10_avrupa_insan_haklari_sozlesmesi_kapsaminda_ifade_ozgurlugunun_korunmasi.pdf (E.T.:02.06.2026)
6- İktidar politikalarına yönelik eleştiriler kapsamında Üst Kurulca verilen ancak DANIŞTAY tarafından uygun görülmeyen kararlara baktığımızda da, basın/ifade özgürlüğü kapsamının genişletildiği ve “kamu yararı bulunması” hususunun ön planda tutulduğu görülecektir.
a) Üst Kurulun 28 Nisan 2021 tarih ve 2021/17 sayılı toplantısının 20 No.lu kararıyla, “Tele 1” logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşa; “Ankara Rüzgârı” programında, Doğru Partisi Genel Başkanı Rifat Serdaroğlu’nun; “Hâlâ bu ülkede Atatürk adını ananlardan, Atatürk ilkelerinden bahsedenlerden nem kapan, sinir olan, gıcık kapan bir iktidar var… ama eğer gerçekten Türk Milleti bir topyekûn Kurtuluş Savaşı'nda olduğu gibi silahsız bir Kuvayı Milliye yapmazsa Mustafa Bey, Türkiye'nin işi çok zor kardeşim. Çünkü karşımızda çok ciddi... şimdi söylemek istemiyorum ama yani zaten sırtında Kuddusi Okkır'dan tutun, Kaşif Kozinoğlu'ndan Yarbay Ali Tatar'a kadar bir sürü ölümün sorumluluğu olan bilinen bilinmeyen adam öldürme kabiliyetine sahip bir örgüt var.” şeklindeki ifadelerinin, 6112 sayılı Yasa’nın 8/1. fıkrasının (ç) bendinde belirlenen; "...,kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez.” hükmünü ihlal ettiği gerekçesiyle yaptırım uygulanmıştır.
Kuruluşun yargı sürecini başlatması üzerine, Ankara 8. İdare Mahkemesi tarafından, 25/04/2022 tarihinde (E:2021/1572, K:2022/1010); “…konunun güncel olduğu ve bu nedenle haber yapılmasında kamu yararı bulunduğu, basının toplumsal olaylar karşısındaki görev ve sorumlulukları nedeniyle basın özgürlüğünün olay kapsamında kişilik haklarının önüne geçtiği ve bu nedenle de söz konusu içeriklerin siyasi ve toplumsal olaylara yönelik olduğundan “özel hayat” niteliğinin olmadığı, siyasi kimlikleri olan ve toplumun önünde bulunan kişilerin kaçınılmaz bir şekilde kamu denetimi ve eleştirilerisine açık olmaları gerektiği, yayının gündemdeki iddiaları ilişkin olduğu kamuoyunda uzun süredir tartışma konusu olan konuların program konuğu tarafından dile getirilmesi nedeniyle yayın kuruluşuna kusur atfedilemeyeceği…” gerekçeleriyle Üst Kurul Kararı İPTAL edilmiştir.
Üst Kurulun istinaf talebi de Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi tarafından, 29/11/2022 tarihli (E:2022/4017, K:2022/5395) kararıyla REDDEDİLMİŞTİR. Nihayetinde DANIŞTAY ONÜÇÜNCÜ DAİRE, 10/02/2025 tarihinde (E:2024/2825, K:2025/649) RTÜK’ün temyiz istemini reddederek, BİM kararını ONAMIŞTIR.
b) Üst Kurulun 11 Ağustos 2021 tarih ve 2021/31 sayılı toplantısının 47 No.lu kararıyla, KRT logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşa; 03.08.2021 tarihli “Şimdiki Zaman” programında yer alan; “Cumhuriyet'in diğer kurumları gibi, nasıl Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında Cumhuriyet'in dikili ağaçları teker teker satıldılarsa, yerlerinden söküldüler, başka kurumlara döndürüldülerse, Türk Hava Kurumu da benzer bir akıbeti yaşıyor… Fakat bu Orman Bakanı kadar beceriksizini çok ender gördüm. Beceriksiz. Tarımı bitirdi. Hayvancılığı bitirdi. Sayesinde orman da bitiyor… Ya ben hayatımda böyle bir pişkinlik, böyle bir vurdumduymazlık, böyle bir beceriksizlik, böyle bir liyakatsizlik görmedim. Görmedim arkadaş! Marmaris yanıyor. Umurlarında değil… Türkiye Cumhuriyeti'nin kurumlarına olan düşmanlıklarını, o kurumlara olan kinlerini adeta kustular… senin bu aptalca politikaların yüzünden…” şeklindeki ifadelerin, 6112 sayılı Yasa’nın 8/1. fıkrasının (ç) bendinde belirlenen; "...,kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez.” hükmünü ihlal ettiği gerekçesiyle yaptırım uygulanmıştır.
Kuruluşun yargı sürecini başlatması üzerine; Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi tarafından, davacı kuruluşun istinaf talebi haklı bulunmuş ve RTÜK aleyhine karar verilmiştir. BİM’in, 30/11/2023 tarih ve E:2023/7473, K:2023/6961 sayılı kararında; “…politikacıların eleştirilmesinin genel olarak kamu yararını ilgilendiren bir meselede yapılan sert eleştiri olduğu, ayrıca hükûmetlere, siyasetçilere ve kamuya mal olmuş kişilere yöneltilen eleştirinin sınırının diğer kişilere göre daha fazla olduğu açık olduğundan, bu sebeplerle davacının basın özgürlüğüne yapılan müdahalenin, ‘başkalarının şöhret ve haklarının’ korunması için demokratik bir toplumda gerekli bir müdahale olmadığı sonucuna varılmıştır.” hükmü verilerek dava konusu işlem İPTAL edilmiştir.
DANIŞTAY ONÜÇÜNCÜ DAİRE de, 02/07/2024 tarihli (Esas No:2024/565, Karar No:2024/3030) kararında, RTÜK’ün temyiz istemini reddederek, dava konusu işlemin iptali yönündeki BİM kararının ONANMASINA, oy birliğiyle karar vermiştir.
Yargı kararlarında da istikrarlı biçimde vurgulandığı üzere, güncellik ve kamu yararı taşıyan meseleler ile siyasi ve toplumsal olaylara ilişkin tartışmalarda ifade özgürlüğüne daha geniş bir koruma alanı tanınmaktadır. Bu çerçevede, kamusal yetki kullanan kişiler ile siyasilerin, sıradan bireylere kıyasla daha yoğun ve sert nitelikteki eleştirilere katlanma yükümlülüğünün bulunduğu kabul edilmektedir. Yaptırıma konu ifadelerin de, kamu yararını ilgilendiren güncel bir konuya ilişkin eleştirel değer yargısı niteliğinde ifadeler olduğu, ifade özgürlüğünün sınırlarını aşan herhangi bir unsur içermediği görülmektedir. Bu nedenle, Üst Kurul tarafından verilen yaptırım kararının ifade özgürlüğüne ilişkin anayasal ve uluslararası hukuk ilkeleriyle bağdaşmadığı, ölçülülük ilkesine uygun düşmediği ve hukuki dayanaktan yoksun olduğu değerlendirilmelidir.
7- Anayasa Mahkemesi, basın ve ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda basına yönelik müdahalelere ilişkin pek çok kararında “Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olma ve Ölçülülük” tanımlaması getirmekte ve çerçeveyi “...temel hak ve özgürlükleri sınırlayan tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamalı ve başvurulabilecek en son çare niteliğinde olmalıdır. Bu koşulları taşımayan bir tedbir, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez” şeklinde çizmektedir (Bekir Coşkun, § 51; Mehmet Ali Aydın,§ 68; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51).
Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına göre ifade özgürlüğü; “kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir” (Bekir Coşkun, 2014/12151, 4/6/2015, § 33-35).
Anayasa Mahkemesinin Nilgün Halloran kararında da ifade özgürlüğü kapsamında devletin yükümlülükleri şu şekilde belirtilmektedir: “Düşünceyi açıklama özgürlüğü konusunda devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır. Kamu makamları negatif yükümlülük kapsamında Anayasa’nın 13. ve 26. maddeleri kapsamında zorunlu olmadıkça düşüncenin açıklanmasını ve yayılmasını yasaklamamalı ve yaptırımlara tabi tutmamalı; pozitif yükümlülük kapsamında ise düşünceyi açıklama özgürlüğünün gerçek ve etkili korunması için gereken tedbirleri almalıdır (Nilgün Halloran, B.No: 2012/1184, 16/7/2014, § 32; benzer yöndeki AİHM görüşü için bkz. Özgür Gündem/Türkiye, B.No: 23144/93, 16/3/2000, § 43).”
Yine başka bir Anayasa Mahkemesi kararında da; siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda oldukları ve bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğu vurgulanmıştır (Ergün Poyraz (2), § 58).
Anayasa Mahkemesi’nin “kamu görevlilerine eleştiriler” bağlamında almış olduğu kararlarında da, kamu görevlilerine veya kamu kurumlarına yöneltilen ve kamu yararı taşıyan ya da siyasi tartışma konularını tartışan ya da yorumlayan ve eleştiri/hakaret sınırında kalan ifadeler için, öngördüğü alanı genişlettiği görülmektedir.
Anayasa Mahkemesi’ne göre “Belediye veya belediye başkanı kullandıkları kamu gücünden dolayı kendilerine yöneltilmiş en ağır eleştirileri bile hoşgörü ile karşılamak zorundadır. Sağlıklı bir demokrasi, kamu gücünü kullanan bir organın yalnızca yargı organları tarafından denetlenmesini değil, aynı zamanda sivil toplum örgütleri, medya ve basın veya siyasi partiler gibi siyasal alanda yer alan diğer aktörlerce de denetlenmesini gerektirir” (Ali Rıza Üçer (2) Kararı, B. No: 2013/8598, 2/7/2015, § 55).
AYM kararlarının ısrarla altını çizdiği husus; demokratik toplumlarda düşünce çeşitliliğinin korunabilmesi için kamusal amaçlı serbest tartışmaların yapılabilmesi ve yayınlanabilmesinin büyük önem taşıdığıdır. Bu yönüyle de, medya hizmet sağlayıcı kuruluşlarda yapılan yorum ve tartışma programlarının, kamuoyunun sağlıklı şekilde oluşmasına katkı yaptığı açıktır. Anayasa Mahkemesi’nin çerçevesini çizdiği “demokratik toplum düzeni” dikkate alındığında, bir siyasinin, ülke yönetiminde söz sahibi olan bir Bakan ile ilgili yaptığı sorgulama ve kamusal faydası yüksek serbest tartışma nedeniyle, ilgili medya hizmet sağlayıcı kuruluşa uygulanan yaptırım adil ve orantılı değildir.
8- İfade özgürlüğü; insan hakları hukuku belgelerinde ve Anayasalarda, temel haklar ve ödevler kategorisinde, birinci kuşak haklar arasında yer almaktadır. Bu nedenle çoğulcu demokrasilerde ifade özgürlüğü; herkes için geçerli, özüne dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez bir hak ve yaşamsal önemde bir özgürlük niteliğinde, çoğulcu ve Anayasal demokrasilerin temel taşlarındandır. İnsanların serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği fikir ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve serbestisi, ifade özgürlüğü şemsiyesi altındadır ve sadece düşünce ve kanaat sahibi olmayı değil, “düşünce ve kanaatleri açıklama/yayma” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Ayrıca Anayasa’ya göre; ifade tarzları, biçimleri ve araçları da bu özgürlük alanındadır.
Anayasa’nın 25’inci maddesinde “Düşünce ve kanaat hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” ve 26’ncı maddesinde “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” hükümlerinden anlaşılacağı üzere ifade hürriyeti, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile de güvence altına alınmaktadır. Anayasa’nın “Basın Hürriyeti” başlıklı 28’inci maddesinde düzenlenen “Basın hürdür, sansür edilemez.” ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3’üncü maddesinde yer alan “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.” hükümleri ise basın hürriyetinin güvence altına alındığını göstermektedir.
Anayasamızın 90. maddesine göre usulüne uygun şekilde yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bu kapsamda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de kanun hükmünde sayılmaktadır. İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10’uncu maddesinde yer alan “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar...” düzenlemesi ile ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir.
9- Uluslararası hukuk düzeninde de, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü kavramları demokrasinin bir sonucu olarak geniş anlamda yorumlanmaktadır.
AİHM’in de, kamu görevlilerine, hükûmete veya siyasilere yönelik eleştiriler kapsamında aldığı kararlarda, medyanın ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda, özgürlük hak ve alanını oldukça geniş tuttuğu görülmektedir.
Thorgeir Thorgeirson/İzlanda davasında, kamu görevlilerine yönelik eleştiriler bağlamında, basın özgürlüğü onaylanmıştır. Mahkeme, kaleme alınış amaçları ve sahip oldukları etkiyi dikkate alarak, kullanılan dilin aşırı olarak değerlendirilemeyeceği görüşündedir. Üstelik mahkeme “Mahkûmiyet ve cezanın kamu yararı taşıyan konularda açık tartışma yapmaktan caydırabileceği” sonucuna varmıştır (Thorgeir Thorgeirson/İzlanda, 13778/88, 25 Haziran 1992).
Basının siyasi hayatın bekçisi olarak rolünü AİHM ilk kez Lingens davasında (1986) vurgulamıştır. Lingens/Avusturya kararında; siyasi tartışma özgürlüğünün, ‘tüm demokratik sistemlerin temel ilkesi’ olduğu hüküm altına alınmıştır. Söz konusu özgürlük hem bilginin, hem de fikirlerin açıklanması ile ilgili olduğundan, AİHM tarafından yapılan ayrım bu erken aşamadan itibaren önem kazanır. Bilgi (olgular) ile kanaatler (değer yargıları) arasında açık bir ayrıma giden AİHM şöyle demiştir: “Olguların varlığı kanıtlanabilir; oysa değer yargılarının doğruluğu kanıta başvurularak ortaya konulamaz. (...) Değer yargıları açısından bunu talep etmek, gerçekleştirilemeyecek bir şey istemektir; bu, AİHS’in 10. Maddesi’nin teminat altına aldığı hakkın asli bir bölümü olan fikir özgürlüğünün kendisini ihlâl eder.” (Lingens, 1986; Jerusalem-Avusturya, 2001; Dichand ve diğerleri-Avusturya, 2002). (İfade Özgürlüğü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. Maddesi’nin Uygulanmasına İlişkin Kılavuz, Monica Macovei İnsan Hakları El Kitapları, No.2, Para.7) https://www.anayasa.gov.tr/media/3610/aihsmad10ifade.pdf (E.T.:02.06.2026)
Ayrıca Lingens/Avusturya kararında; ifade özgürlüğünün sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulanacağının belirtildiği görülmektedir (Lingens/Avusturya, B.No:9818/82,08.07.1986).
İfade özgürlüğünün, toplumsal ve bireysel işlevini yerine getirebilmesi için, yalnızca toplumun ve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü haber ve düşüncelerin değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve bireylerin bu ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerekir. İfade özgürlüğü, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin temeli olup bu özgürlük olmaksızın demokratik toplumdan bahsedilemez (Handyside/Birleşik Krallık, Başvuru No: 5493/72, 07.12.1976, Para. 49).
Hükûmete karşı eleştirinin sınırları, bir vatandaşa hatta bir politikacıya göre daha geniştir ve hükûmetler kullandıkları kamu gücünden dolayı kendilerine yöneltilmiş en ağır eleştirileri bile hoşgörü ile karşılamak zorundadır. Sağlıklı bir demokrasi, bir hükûmetin yalnızca yasama organı veya yargı organları tarafından denetlenmesini değil, aynı zamanda sivil toplum örgütleri, medya ve basın veya siyasi partiler gibi siyasal alanda yer alan diğer aktörlerce de denetlenmesini gerektirir (Castells/İspanya, B. No: 11798/85, Karar tarihi: 23/04/1992, §46).
Yukarıda örneklerini verdiğim kararlardan anlaşılacağı üzere; hem ulusal hem uluslararası hukuk metinlerinde, siyasi tartışma söz konusu olduğunda özgürlük alanının daha geniş çerçevede değerlendirildiği ve ifade özgürlüğünün açıkça güvence altına alındığı görülmektedir. CHP Milletvekili Enginyurt’un, kamu görevlisi bir Bakan’ın kamusal görevindeki uygulamalarına yönelik sert eleştirilerde bulunduğu konuşmasının da, demokratik toplumlarda doğal kabul edilen siyasal eleştiri kapsamında ve değer yargısı niteliğinde bir ifade biçimi olduğu, hakaret ya da aşağılama içermediği ve ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle yayına uygulanan yaptırım gerekçesinin hukuki zeminde karşılık bulmadığı açıktır.
Sonuç itibarıyla; yaptırıma konu ifadelerin, sert eleştiri niteliğinde olduğu, hakaret, küfür içermediği ve olgusal temeli olan eleştirel değer yargısı niteliğindeki değerlendirmeler nedeniyle yaptırım uygulanmasının, kamusal yararı olan serbest tartışmayı ve özgürce kanaat oluşumunu engelleyici olacağı, ayrıca 6112 sayılı Yasa kapsamında yayında ihlal oluşturan bir hususun bulunmadığı gerekçeleriyle, karara karşı oy kullandım. 04.06.2026


