İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 21.01.2026 tarih ve 15 sayılı yazısına konu SZC logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 16.01.2026 tarihinde saat 17:56’da yayınladığı "İçinizden Biri" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; SZC logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından 16.01.2026 tarihinde saat 17:56’da canlı olarak yayınlanan, sunuculuğunu Ekrem Açıkel'in yaptığı, "İçinizden Biri" adlı programda; "(...) Sıra bizde. Biz milletiz ve yönetenlere bu karneyi bugün teslim ediyoruz. Birinci sıra eğer karne verilecekse elbette Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin birinci sırada olmalı. Türkçe dersinden sorumlu tuttuk Yusuf Tekin Beyi. Ana dilimiz, sizce Yusuf Tekin Bey okullar, müfredat, ÇEDES, yaşananlar, cemaatlar, tarikatlar bir arada hareketler. Nedir sizin nazarınızda notu? Yusuf Tekin öğrenci, Türkçe başarısız. Bir de kanaat notu verelim, verelim değil mi? Otur sıfır, kanaatimiz sıfır. Yusuf Tekin Bey size sıfır veriyoruz, başarısızsınız. Devam, dersimiz Hayat Bilgisi. Ali Yerlikaya, İçişleri Bakanı burda. Ali Bey, vatandaşlık işleri, evet kendimizi güvende hissetmemiz, valiler, kaymakamlar, emniyet her anlamda hayat bilgisi demek, Türkiye’nin her şeyi demek. Çocuklarımıza öğrettiğimiz ders. Kendimizi ne kadar güvende hissediyoruz? Burnumuzun dibinde IŞİD’liler, işte Yalova’da yaşananlar. İşte uyuşturucu, işte mahallelerde çeteler, şehirleri ele geçirmeye çalışıyor. Hayat Bilgisi, Ali Yerlikaya. Not kaldı, çaktı, başarısız. Kanaat notu mu? Ödevler de pek gelmedi zamanında, ödev de yapılmamış. Oturun sıfır, kanaat notu da sıfır. Devam, aha en önemli ders Matematik. Matematik dediğiniz zaman, Mehmet Şimşek karşımıza çıkıyor. Mavi önlüğü ve yakasıyla. Mehmet Bey Türkiye’de yoksulluk sınırı üç basamaklı, 100 bin liraya gidiyor. 95 bin liraları aşıyor. Türkiye’de asgari ücret 28 bin 75 lira yaptınız. Açlık sınırına girmiyorum bile. Matematik biliyorsunuz değil mi? Enflasyon oranları ile oynuyorlar, ardından da 95 bin lira yoksulluk ama asgari ücret 28 bin lira, açlık sınırı 30 bin liraları aşıyor. Asgari ücret 28 bin lira. Matematiğiniz çok kötü Mehmet Bey, oturun sıfır. Kanaat notu da sıfır, başarısızlık. Bütünlemeye gelirsiniz artık. Devam, Fen Bilgisi, Enerji Bakanı'mız burada Sayın Alparslan Bayraktar. Bilirsiniz değil mi ismini? Fen Bilgisi, enerji dediğiniz zaman aklınıza ne geliyor? Ya bir dolar için vatandaş başına iddia olunan tasarruf miktarı bir dolar. Şu yaz saati kış saati uygulaması, hâle bakın. Milyonlar, çocuklarımız, hepimiz zifiri karanlıkta, karamsarlıkla işe gönderiliyoruz, okula gönderiliyoruz. Bir dolar tasarruf edilecekmiş kişi başı. Elektrik, su, doğalgaz faturaları da ortada. Alparslan Bey çok başarısızsınız. Akaryakıt fiyatları dünyada düşerken, bizde uçurtma gibi uçuyor. Roket ve tüy sendromu. Kanaat notumuz da sıfır, kaldınız sınıfta. Bütünlemede görüşürüz. Ve sosyal bilgiler, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı, aynı zamanda Belçika, Belçika vatandaşlığı da var yanılmıyorsam, öyle değil mi? Mahinur Özdemir Göktaş Hanım, en çok kabinede yurtdışı seyahati gerçekleştiren iki üç bakandan biri. Mahinur Hanım, arada bir Türkiye’ye geliyor, bakanlık görevleri evraka imza atıyor. Onun kadar seyahata çıkan yok, haberleri gördünüz. Başarısızlık hat safada, bütünleme mi, tek ders mi, sınıf tekrarı mı? Bilmiyorum. Mahinur hanım sıfır. Evet, kanaat notunuzu da kırdık, vermiyoruz. Peki, İnsan Hakları Dersi. Kendi kızım Deniz’den biliyorum. Artık müfredatta var, e insan hakları dendiği zaman şu yaşanan süreç, çarşaf çarşaf ifadeler, çarşaf çarşaf görüntüler, iddialar. Daha insanların iddianameleri kaleme alınmamış, aylardır hapiste Yılmaz Tunç Bey, Adalet Bakanı. Adaletin durumu başarısızlık mı, eksi not mu, kanaat notu mu? Yılmaz Bey koca bir sıfır. İnsan Hakları Dersleri, çaktınız. Devam, Yabancı Dil İngilizce, tabi Hakan Fidan Dışişleri Bakanı, SDG öyleydi, Suriye böyleydi, Irak’ta o oldu, Ortadoğu ateş topu. Kendimizi şu coğrafyada "Yurtta sulh cihanda sulh", kemikli bir duruşla, herkesi ikna eden, dünyanın saygı duyduğu bir diplomasiyle temsil edebiliyor muyuz? İngilizceden, dışişlerinden, Hakan Bey çaktınız. Kanaat notu da sıfır. Buyurun, Rehberlik, aa tabi her okulda rehberlik öğretmenimiz var değil mi? Kariyer planlaması, derslerde bir mutsuzluk olursa, öğrenciler arasında bir gerilim olursa, çalışma hayatındaki gerilimleri de yok etmek için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan Bey. Cümle kurmama gerek var mı? Vedat Bey bir şey söyleyeyim mi? Herhalde 86 milyonuz, tamamı size sıfır vermiştir. Başarısızlık, bilemiyorum, sınıf değil okul tekrarı gerekecek galiba. Hadi devam edelim, hemen hızlanıyorum. Ve davranış notları da var. Beslenme alışkanlığı vardı bizim zamanımızda, davranış notları. İbrahim Yumaklı Bey, Tarım ve Orman Bakanı. Et fiyatı da ortada süt fiyatı da ortada, orman da, yangın söndürme uçakları da. İbrahim Bey sizin kariyeriniz tarım değil ki zaten. Kocaman bir sıfır. Peki, Resim ve Müzik, Mehmet Nuri Ersoy, Namıdiğer oteller zinciri sahibi turizm bakanımız. Turizm de tatil konusunda başarılı olabilir de sıfır veriyoruz değil mi? Resimde ve müzikte, sanatta geldiğimiz nokta. Mehmet Nuri Bey kanaat, her şey koca bir sıfır. Ve Osman Aşkın Bak, Beden Eğitimi,
Beden Eğitimi olmadan olur mu? Her sınıfta var. Gençlik ve Spor Bakanı, ismini biliyor musunuz? Hiç duydunuz mu? Bu kadar bahis, bu kadar kavga, bu kadar kargaşa, spor toz duman olmuş, Osman Aşkın Bak, Bilal Erdoğan ile birlikte açılışlarda, törenlerde. Herhangi bir konuya vaziyet ettiğini gördünüz mü? Sıfırında sıfırı. Ve Diyanet İşleri Başkanı, bizim kabinede Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi önemlidir. Elbette onu temsilen Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş, yeni göreve geldi ama Ali Erbaş’tan bakiye memlekette ahlak, dindarlık nerede? Siz notunuzu veriniz lütfen. Bilişim, internet hemen ceza, hemen bant daraltma, hemen kapat kardeşim Twitter’ı, İnstagram’ı, Roblox’u. Sıfır, Abdulkadir Uraloğlu. Milli Güvenlik Dersi, unuttunuz mu? Bizde emekli albay Ankara’da Namık Kemal Ortaokulu’na gelirdi. Dikkat, rahat, hazır ol denirdi. Milli Güvenlik Dersi, Yaşar Güler, ben çaktım galiba, Yaşar Hoca girdi galiba derse. Yaşar Bey sıfır. İşte Kızılay Kolu. Öğrenciler Kızılay Kolu olarak Kemal Memişoğlu’nu seçtiler ama bir şey söyleyeyim mi? Yeni doğan çetesi, MR sıraları, hastane kuyrukları, yoğun, dolu olan, yer olmayan yoğun bakımlar. Ve Kemal Memişoğlu, sağlık, Kızılay Kolu sıfır, net. Son başlık Murat Kurum’u gördünüz. Hatay’da çok başarılı diyorlar da ne elektrik var, ne bir şey var. Binalara branda giydiriliyor. Planlı çalışma, önemli, Murat Kurum sıfır. Ben mi söylüyorum? Hataylılar söylüyor. Gidin onlara sorun. Kusura bakmayın izahı olmayan şeyin mizahı olur. Şu anlattıklarımızı tebessüm ederek dinlediniz de, gerçekliğinde şu kadarcık bir yanlış var mı? Verdiniz, otur sıfır, kanaat sıfır, başarısızlık hat safhada da hiç umurlarında bile değil. Böyle gelmiş, böyle gidiyor ama biz de haber yapmaya sonuna kadar gideceğiz. Hadi bakalım sınıfta kaldınız, bütünlemeye bekleriz." şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere, eleştiri, “(Bir kimse veya şeyin) İyi ve kötü taraflarını ortaya koyarak değerlendirmesini yapma, tenkit, muaheze, kritik” şeklinde tanımlanmaktadır. Herhangi bir eleştiri, ifade özgürlüğü kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Ancak eleştiri sınırlarının ötesine geçen ve kişileri aşağılayan ve haksız ithamlar içeren her türden ifade ise, ifade özgürlüğü kapsamı dışında değerlendirilmelidir. Eleştiri ve ifade özgürlüğü kavramları arasındaki bu ilişkiye vurgu yapılarak “İfade özgürlüğünün, büyük ölçüde eleştiri özgürlüğünün garanti altına alınmasını hedeflediği” belirtilmektedir. Bu nedenle, ifade özgürlüğünün ne tür bir özgürlük olduğuna ve nasıl sınırlandırılabileceğine dair bir çerçeve çizildiğinde, ifade özgürlüğü sınırları dışında kalan unsurların eleştiri olarak kabul edilemeyeceği söylenebilir.
Eleştirinin ifade özgürlüğü kapsamında sayılacağı, eleştiri sınırlarını aşan, küçük düşürücü, iftira içeren söylemlerin ise ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği yukarıda açıklanmıştır. Kişi veya kurumlara yönelik sözlerin eleştiri kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği konusunda, bu sözlerin ifade özgürlüğü kapsamına girip girmediğine bakılarak karar verilebileceği de görülmektedir. Bu nedenle, ifade özgürlüğü kavramının tanımının ve sınırlarının ne olabileceğine değinmek gerekir. İnsanların insan olmaktan kaynaklı olarak, doğuştan sahip olduğu hakların “Birinci Kuşak Haklar” veya “Klasik İnsan Hakları” olarak adlandırıldığı ve ifade özgürlüğünün de bu haklar arasında yer aldığına dikkat çekilmektedir. İfade özgürlüğünün, kişilerin herhangi bir yaptırım ya da zorluğa maruz kalmaksızın görüş ve düşüncelerini açıklayabilmesi ilkesi olduğu ve bu ilkenin, “kişilerin düşünce edinebilmelerinden başlayıp bu düşünceyi geliştirebilmeleri ve sonunda bunu açıklayıp açıklamama konusunda özgür irade gösterebilmeleri şeklinde” tanımlanabileceği belirtilir.
İlke olarak herhangi bir eleştiri, ifade özgürlüğü kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Ancak eleştiri sınırlarının ötesine geçen ve kişileri aşağılayan, itibarsızlaştıran, kişilik haklarına saldırdığı ve hakaret niteliği taşıyan, insan onuruna aykırı ve özel hayatın gizliliğini ihlal eden her türden ifade ise ifade özgürlüğü kapsamı dışında değerlendirilmelidir. Kamusal alan içerisinde muhtelif ideolojiler tarafından üretilen söylemlerin, belirli bir karşıtlık içerisinde iktidar mücadelesi etmesi siyasal açıdan olağandır. Demokratik bir toplumda çok sesliliğin korunması hem kamusal alanı oluşturan kurumlar hem de bireyler açısından temel bir gereklilik olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle ifade özgürlüğü kapsamında eleştiri sınırları aşılmadan haber içeriklerinin ve yorumların kamuoyuyla paylaşılması demokratik toplumun doğasının bir gereğidir.
Günümüzde medyanın gücünün artması ile medya mensuplarının sorumluluklarının da aynı ölçüde arttığı bir gerçektir. Yayıncılığın aynı zamanda bir kamusal sorumluluk görevi olduğu da düşünüldüğünde yayınların kanuni düzenlemeler ve Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde yürütülmesi bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Medyanın gücü ne kadar fazla ise medya mensuplarının sorumluluğunun da o ölçüde arttığını söylemek mümkündür. Muhakkak ki medya mensuplarının siyasi kişi veya kuruluşları, kamu kurumlarını eleştirme ve onların gerçekleştirdikleri eylemler hakkında kamuoyunu bilgilendirme ve eleştiri hakkı bulunmaktadır. Medya mensuplarının görüşlerini herhangi bir baskı altında kalmadan açık bir şekilde ifade etmesi, birtakım kişi veya kuruluşları eleştirmesi ve onların gerçekleştirdikleri eylemler hakkında kamuoyunu bilgilendirmesi basın özgürlüğü anlamında son derece önemlidir. Ancak bu hak kullanılırken eleştiriye maruz kalan kişi veya kurumların hak ve itibarlarının da gözetilmesi gerekmektedir.
Eleştiri; kanuna aykırı bir şekilde kişi, kurum ve kuruluşları itibarsızlaştırmaya, küçük düşürmeye ve aşağılamaya yönelik suçlayıcı ifadeler içeren sınırsız ve kontrolsüz bir hak olarak görülmemelidir. Nitekim Danıştay 13'üncü Dairesi'nin 2020/613 E. ve 2021/229 K. sayılı kararında belirtilen; "Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, milletvekilleri, politikacılar, bürokratlar, diplomatlar, bilim adamları, sanatçılar, sporcular gibi kamuoyu tarafından tanınan kişilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının, toplumda yer alan diğer kişilere oranla daha geniş olmasının, bu kişilerin özel hayatlarına, onur, şeref ve saygınlıklarına ağır ve haksız saldırılarda bulunulabileceği anlamına gelmediği de gerek iç hukukumuzda gerek AİHM kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Buna göre, ifadenin muhatabının konumu, ifadeyi kullananlar açısından sınırsız bir ifade özgürlüğü alanı bahşetmez. Bu nedenle demokratik toplumların çoğunda; ifade özgürlüğü kalkanı arkasına gizlenerek, kişileri yalnızca karalamak, aşağılamak, asılsız suçlamalarda bulunmak, kişilerin özel hayatlarına ölçüsüz saldırıda bulunmak gibi ifade özgürlüğünün açıkça kötüye kullanıldığı durumlar hukuken korunmaktadır. Bu anlamda; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici keyfi söz ve beyanlar ile özel hayata ve hayatın gizliliğine karşı saldırılar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeyi hedefleyen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik olan ifadeler, ifade özgürlüğü kapsamı dışında değerlendirilmektedir." ifadeleri ile kişi, kurum ve kuruluşlara yönelik eleştirilerin sınırsız bir ifade özgürlüğü alanı olmadığının altı çizilmiş ve ifade hürriyetinin kapsamının çerçevesi belirtilmiştir.
Demokratik rejimlerde basın, ifade hürriyetinin geniş kitlelere ulaştırılması ve farklı görüşlerin dile getirilmesinde en etkili araç olarak demokrasinin de teminatıdır. Demokrasi çeşitlilik ve çoğulculuk esasında ilerlerse halk içindir. Çoğulculuğun ve çeşitliliğin bir arada var olabilmesinin yegâne yolu karşılıklı sınırların çizilmesiyle mümkündür. Buradan hareketle devletin kitle iletişim araçlarını denetlemesi toplumsal sözleşmenin gereğinin devletçe yerine getirilmesidir. Kitle iletişim araçlarının halkın yönelimini ve kültürel birlikteliğini belirleyebilen bir güç olarak demokrasilerde çok önemli bir yer tuttuğu açıktır. Dolayısıyla halkın doğru bilgilendirilmesi, kamuoyunda özgür kanaat oluşması, medyanın elinde bulundurduğu iletişim gücünü toplumun aleyhine kullanmaması için ilgili düzenlemeler mevzuatla gerçekleştirilir ve denetleme mekanizmalarınca denetlenir. Yasa, yayıncı kuruluşların ekranlarında yer verdikleri programlarda dikkatli bir dil ve üslup kullanmalarını şart koşar. Bu dikkatli dil ekranların tarafsızlığı ve itibarının teminatıdır. Bireysel düşünce ve yargılarında herkes özgürdür. Ancak sorumlu yayıncılık anlayışını benimsemesi gereken medya hizmet sağlayıcı kuruluşlarda bunların ifade edilmesi sırasında hak ihlali doğurabilecek itham edici, yargılayıcı ya da itibar zedeleyici bir üslubun kullanılması hukuki ve ahlaki düzeyde çeşitli sorunları ortaya çıkarabilecektir.
İnsan hak ve özgürlüklerinden olan ifade özgürlüğü hakkı, demokratik bir toplumun temel unsurlarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açıklık ilkelerinin var olması bakımından vazgeçilmez bir karakter taşımakla beraber gerek uluslararası sözleşmelerde gerekse ulusal mevzuatımızda bu hakkın kullanılmasının belirli sınırları bulunmaktadır. Söz konusu yasal düzenlemelerin başında 1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası gelmektedir. Anayasa'mızın 26'ncı maddesindeki “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.” hükmü ile düşünce özgürlüğüne getirilebilecek sınırlamalardan açıkça bahsedilmiştir.
5187 sayılı Basın Kanunu'nun 3'üncü maddesinde ise basının özgür olduğu, bu özgürlüğün; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içereceği, basın özgürlüğünün kullanılmasının ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabileceği hükmüne de yer verilmiştir.
Konuyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde de benzer bir hüküm bulunmaktadır. Mezkûr sözleşmenin ifade özgürlüğüne ilişkin 10'uncu maddesinde: "1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. 2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda gerekli tedbirler
niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir." düzenlemesi yer almaktadır.
AİHM'nin Times Newspapers Limited No 1-2 Birleşik Krallık kararında belirtildiği üzere, Sözleşmenin 10. maddesi; basının halkın yararına olan ciddi meseleleri işlemesinin söz konusu olduğu durumlarda dahi, hiçbir sınırlama içermeyen bir ifade özgürlüğünü güvenceye almaz. Bu maddenin 2. fıkrası uyarınca basın, ifade özgürlüğünü kullanırken görev ve sorumluluklarına uygun davranmak durumundadır.
Anayasamızın 26. maddesinde de benzer şekilde; düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasının serbest olduğu ancak başkalarının şöhret veya haklarının korunması amacıyla bu hürriyetin kanunla sınırlandırılabileceği düzenlenmiş bulunmaktadır. Yukarıda görüleceği üzere, ifade özgürlüğünün başka özgürlüklerin kullanılmasını kısıtlayacağı ve zarar görmesine yol açacağı durumlarda sınırlandırılabileceği, dolayısıyla sınırsız olmadığı ulusal ve uluslararası hukuk metinlerinden anlaşılmaktadır.
Yayın yoluyla düşünceyi açıklama özgürlüğünün kapsadığı bir hakkın da olaylar ya da kişilerin eleştirisi olduğu bilinmektedir. Ancak yukarıda açıklandığı gibi bu hakkın hukuka aykırı nitelik taşımadan kullanılabilmesi için eleştiri ile bu konunun kamuoyuna açıklanış biçimi arasında düşünsel bir bağlılığın olması gerekir. Başka bir ifadeyle, yayında kullanılacak ifadeler ölçülü bir dille ekrana getirilmelidir. Görevlerinden biri de halkı bilgilendirmek olan medyanın, haberleri verirken eleştirilere yer vermesi son derece doğal olmakla birlikte eleştiri hakkı sınırsız değildir. Bu hak yasa ve ahlak kuralları içerisinde ve özellikle kamuoyunun olumlu yönde oluşmasına ve toplumun daha ileriye götürülmesine yardım amacıyla yapılmalıdır. Bu bağlamda ifade özgürlüğünün başka özgürlüklerin kullanılmasını kısıtlayacağı ve zarar görmesine yol açacağı durumlarda sınırlandırılabileceği, dolayısıyla sınırsız olmadığı ulusal ve uluslararası hukuk metinlerinden anlaşılmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinin başlığı “İfade özgürlüğü”dür. Söz konusu maddede iki hüküm yer alır: 1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir. 2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.
Görüldüğü gibi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. Maddesinin birinci fıkrası ifade özgürlüğü hakkının herkes için geçerli olduğunu ve kapsamını belirlerken, ikinci fıkrası ise bu hakkın sınırlandırılabilmesinin koşullarını belirler. İkinci fıkradaki “yasayla öngörülen” ifadesi, her ülkenin, bu fıkra kapsamında sayılan koşullara bağlı olarak ifade özgürlüğü hakkının yasayla sınırlandırılabileceğini gösterir. İkinci fıkrada yer alan “başkalarının şöhret ve haklarının korunması” ve “gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi” gibi istisna unsurları, 6112 sayılı Kanunun 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan “kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler” ile benzeşmektedir.
Yayıncı kuruluşlar eleştiri hakkını kullanırken kişi ve kurumların hak ve itibarlarının gözetilmesi gerekliliğini akılda tutması beklenmektedir. Haber ve bilgi alma isteği günümüz insanı için bir ihtiyaç haline gelmiş ve çevresinde gelişen olayları öğrenebilme isteği günümüzde haber ve bilgi tüketimi adıyla yeni bir tüketim formunu ortaya çıkarmıştır. Asıl görevi halkı doğru bir şekilde bilgilendirmek olan medya organları, dezenformasyon, manipülasyon, yönlendirme vb. konularda hassas yayıncılık anlayışını benimsemelidir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programda sunucu tarafından; “Otur sıfır…koca bir sıfır…sıfırın da sıfırı…bütünlemede görüşürüz…çaktınız” gibi küçük düşürücü ifadelerin sürekli tekrar edildiği, “Herhalde 86 milyonuz, tamamı size sıfır vermiştir.” şeklindeki şahsi fikirleri tüm topluma aitmiş gibi sunulduğu, “sınıf değil okul tekrarı gerekecek galiba…sizin kariyeriniz tarım değil ki zaten” biçiminde ifadeleriyle mesleki yeterliliklerin alaycı bir üslupla dile getirildiği, “arada bir Türkiye’ye geliyor…iddianameleri yazılmadan aylardır hapiste…İsmini biliyor musunuz? Hiç duydunuz mu?” şeklinde halihazırda görevde bulunan Bakanlar hakkında yapılan yorumlarda kullanılan mezkur ifadelerin eleştiri sınırları ötesinde temelsiz ithamlar içeren, itibarsızlaştırıcı, aşağılayıcı ve küçük düşürücü nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; Yayın hizmetleri "..., kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanun’un diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Aralık 2025 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 36.572.505,86 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, yüzde bir oranı (%1) 365.725,00 TL İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) İdari para cezasının tebliğinden itibaren bir ay içerisinde, Üst Kurulun T.C. Ziraat Bankası Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Tek İdare Tahsilat Alt Hesabı TR46 0001 0017 6200 9999 9955 88 no’lu hesabına “6112 sayılı kanunun 32’nci maddesine göre ödenen para cezasıdır” şerhiyle ödenmesi gerektiğinin veya 6112 sayılı kanunun 32’nci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca, tebliğden itibaren en geç onbeş gün içerisinde Ankara İdare Mahkemelerinde dava açılabileceğinin, aynı maddenin 11’inci fıkrası uyarınca 1 ay içerisinde peşin ödeme yapılması halinde, 5326 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca cezanın dörtte üçünün tahsil edileceğinin ve taksitlendirme talebinde bulunulabileceğinin, peşin ödemenin kanun yoluna müracaat hakkını engellemeyeceğinin, en geç 1 aylık süre içerisinde ödenmeyen idari para cezasının, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairesine gönderileceğinin bildirilmesine,
c) 6112 sayılı Kanun'un 32’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Dr. Necdet İPEKYÜZ, Tuncay KESER ve İlhan TAŞCI’nın karşı oyları ve oy çokluğu ile karar verildi.
Toplantıya Ait Şerhler
Üst Kurulun 22.01.2026 tarih, 2026/03 sayılı toplantısında alınan 14 No.lu karara karşı oy yazısı.
Tuncay KESER Şerhidir.


