İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 21.01.2026 tarih ve 15 sayılı yazısına konu SZC logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun, 16.01.2026 tarihinde saat 17:56’da yayınladığı "İçinizden Biri" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Sunuculuğunu Ekrem Açıkel’in yaptığı, "İçinizden Biri" adlı programda, görevde bulunan Bakanların performanslarının değerlendirilmesi sırasında “sıfır” verilmesinin; 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; Yayın hizmetleri "..., kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." ilkesini ihlal ettiği gerekçesiyle “oy çokluğuyla” verilen yaptırım kararına karşı oy kullandım.
KARŞI OY KULLANMA GEREKÇELERİM AŞAĞIDA BELİRTİLMİŞTİR:
Basın ve ifade özgürlüğü, demokrasinin işleyişi için yaşamsal öneme sahiptir.
Medyanın görevi halkı ilgilendiren her konuda, sorumlulukları ve görevleri ile uyumlu olarak bilgi ve fikirleri yaymak, kamuoyunu bilgilendirmektir. Bu çerçevede; medyanın toplumsal meseleleri sorgulama ve iktidarın hesap vermesini sağlama görev, hak ve sorumluluğu bulunduğu, bu görev ve hakkın, demokratik hukuk devletlerinde Anayasal güvence altında olduğu kuşkusuzdur.
“SZC” logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşta; 16.01.2026 tarihinde yayınlanan “İÇİNİZDEN BİRİ” programında Sunucu Ekrem Açıkel’in, görevde bulunan Bakanların performanslarını irdelediği yayında kullandığı ifadelerin, eleştiri sınırını aştığı gerekçesiyle Üst Kurul çoğunluğu tarafından medya hizmet sağlayıcı kuruluşa yaptırım uygulanmış, basın ve ifade özgürlüğüne müdahalede bulunulmuştur.
1- Demokratik toplumlarda, basın yalnızca haber aktaran bir araç değil; aynı zamanda kamuoyunun siyasal olaylar hakkında bilgi edinmesini, fikir geliştirmesini sağlayan bir denetim mekanizmasıdır. Gazetecinin görev ve sorumlulukları arasında; haber alma, işleme ve iletmenin yanı sıra, olayları analiz etme ve gazetecilik meslek ilkeleri doğrultusunda fikir ve görüşlerini kamuoyuyla paylaşmak da bulunmaktadır. Bu hak, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3’üncü maddesinde “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.” şeklinde güvence altına alınmıştır.
Nitekim Üst Kurulun pek çok kararında da medya hizmet sağlayıcı kuruluşların eleştiri ve yorumlama hakkına;
“-Gazetecilerin ilgili konu ile alakalı, programlarında ve bültenlerde çeşitli yorumlarda bulunması olası ve gerekli bir durumdur. (2025/08-14),
-Yayın yoluyla düşünceyi açıklama özgürlüğünün kapsadığı bir hak da olaylar ya da kişi, kurum ve kuruluşların eleştirisidir. (2025/05-22),
-Görevlerinden biri de halkı bilgilendirmek olan medyanın, haberleri verirken eleştirilere yer vermesi son derece doğaldır (2025/05-28).” şeklinde vurgu yapıldığı görülmektedir.
“İçinizden Biri” programında, Sunucu Ekrem Açıkel’in ifadelerinin, gazetecinin eleştiri ve yorumlama hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerekliliği açıktır.
Bu çerçevede bir yayının ihlal teşkil edip/etmediği tespitinin yapılabilmesi için; o yayında verilmek istenilen mesaj ile söylemlerin ana fikrinin ve bağlamının bilinmesi, gerekli ve zorunludur. Bu tespit ise, ancak yayında işlenen konunun ayrıntılı olarak incelenmesi ve iddialar ile eleştirilerin dayanak noktasının doğru olup/olmadığının saptanması ile mümkündür.
Gerek Uzman raporunda gerekse de raporu esas alan Kurul Kararında, Bakanlara yönelik olarak Ekrem Açıkel’in “Otur sıfır”, “koca bir sıfır”, “sıfırın da sıfırı”, “bütünlemede görüşürüz”, “çaktınız” gibi ifadeler üzerinden bir değerlendirme yapıldığı ve bu ifadelerin küçük düşürücü olduğu, eleştiri sınırını aştığı savunulmuştur.
Söz konusu programda; iktidar uygulamaları ve kamunun işleyişinin, Bakanların performansı ile birlikte ele alındığı, vatandaşların yaşadığı sorunlar ve yıl içerisinde ortaya çıkan/tartışma yaratan konular üzerinden bir analiz ve değerlendirme yoluna gidildiği görülmektedir. Sunucu Ekrem Açıkel’in de bu bağlam üzerinden Bakanlarla ilgili “otur sıfır”, “koca bir sıfır”, “çaktınız” gibi ifadeler kullandığı görülmektedir.
Sunucunun verdiği örnek olaylar için Uzman raporunda ve Kurul Kararında; “…ispatı olmayan iddialarla, özelde Bakanlar genelde hükûmet hakkında söylediği ifadeler…” değerlendirmesi yapılırken, söz konusu anlatımların pek çoğunun olgusal temelinin bulunduğu ve kamuoyunda uzun zaman tartışılan konular olduğu görülmektedir. “Eğitim alanında cemaatlerle işbirliği protokolleri”, “Yalova’daki baskında çok sayıda güvenlik görevlisinin yaşamını yitirmesi”, “enflasyon rakamları, asgari ücret ve emekli maaşları”, “yasadışı bahis” vb. konular, Türkiye gündeminde uzun süre yer tutmuş/tutmaktadır. Bu konuların medya hizmet sağlayıcı kurumlarda tartışılması ve eleştirilmesinde kamu yararı olduğu açıktır. Bu nedenle; söz konusu başlıkların, “ispatı olmayan iddialar” olarak değerlendirilmesi ve yaptırım uygulanması, eleştiri ve yorum hakkına orantısız bir müdahale niteliği taşımaktadır.
Olgusal temeli bulunan konularda, eleştirel değer yargısı niteliğindeki değerlendirmeler nedeniyle yaptırım yoluna gidilmesi, rasyonel ve hakkaniyetli değildir. Ayrıca söz konusu yayında; eleştiri sınırları ötesinde veya hakaret/iftira içerikli, Bakanları zan altında bırakan bir ifade bulunmamaktadır.
Gerek Anayasa Mahkemesi ve Danıştay, gerekse AİHM kararları dikkate alındığında; iktidar politikaları, Cumhurbaşkanı, Bakanlar, milletvekilleri, siyasi partiler, siyasetçiler, bürokratlar söz konusu olduğunda, ifade özgürlüğünün çerçevesinin daha da genişletildiği, “incitici, abartılı, kışkırtıcı, rahatsız edici” nitelikte de olsa, dile getirilen görüşlerin/eleştirilerin, ifade özgürlüğü kapsamında korunduğu bilinmektedir.
Bu yönüyle, kimileri için incitici, abartılı ve rahatsız edici kabul edilse bile, ifade özgürlüğü kapsamında korunan eleştirel değer yargısı niteliğindeki ifadeler nedeniyle medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yaptırıma uğraması, adil ve ölçülü değildir, basın ve ifade özgürlüğünü daraltıcı niteliktedir.
2- Medyanın, özellikle kamu yararı söz konusu olduğunda, “halkın gerçekleri, doğruları bilme ve öğrenme hakkı çerçevesinde, toplumsal meseleleri sorgulama ve bu doğrultuda iktidarın hesap vermesini sağlama” gibi hak, görev ve sorumlulukları bulunmakta ve bu haklar, demokratik hukuk devletlerinde Anayasal güvence altında bulunmaktadır. Bu nedenle, medyanın “kurumların işleyişindeki aksaklıkları ortaya çıkartmak yoluyla düzeltilmesine olanak sağlamak” doğrultusunda hareket etmesi, gazeteciliğin evrensel ilkeleri arasındadır ve Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde bu husus; “Gazeteci önce halka ve gerçeğe karşı sorumludur. Bu sorumluluk kamu otoritelerine olan sorumluluklarından önce gelir.” şeklinde vurgulanmaktadır.
Bu temel ve evrensel ilke medyaya, halk adına denetim görevini yüklemektedir. Söz konusu yaptırım kararıyla, bir yandan medyanın asli görevini yapmasına müdahale edilmiş, bir yandan da halkın, var olan sorunlara dair bilgi edinme, fikir geliştirme ve kanaat sahibi olma hakkına kısıtlama getirilmiştir. Bildiğimiz üzere, demokratik toplumlarda böylesi haksız uygulamalar kabul görmez.
Temel hak ve özgürlüklerle ilgili, yeterli bir gerekçeye dayanmadan yapılan kamusal müdahalelerin, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak kabul edilebilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla basın/ifade özgürlüğüne yeterli, sağlam hukuki gerekçeye dayanmayan veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan ölçütleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahaleler, Anayasa'nın 25, 26 ve 28. maddelerini ihlal edecektir. Anayasa Mahkemesi kararlarında istikrarlı şekilde vurgulanan hususlardan birisi de; yazılı ya da sözlü bir beyan içerisinde kullanılan ifadelerin, ifade özgürlüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığı hususuna karar verilirken, kullanılan ifadelerin bağlamından kopartılmaksızın olayın bütünlüğü içinde değerlendirilmesi gerekliliğidir.
Nitekim Dr. Ulaş Karan tarafından hazırlanan, “İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ-Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-2”de, bu husus şu şekilde açıklanmaktadır:
“AİHM, bu tür ifadelerin bağlamından koparılarak ve soyut olarak değil, dile getirildiği yazı veya sözlerin bütünü içerisinde ve yazıldıkları bağlam içerisinde ele alınması gerektiğini kabul etmektedir.¹²³ Anayasa Mahkemesi de konuya aynı şekilde yaklaşmaktadır.¹²⁴ Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğüne ilişkin bireysel başvurularda, ifadelerin bağlamlarından kopartılarak incelenmesi Anayasa’nın 13., 26. ve 28. maddelerinde yer alan ilkelerin uygulanmasında ve elde edilen bulguların kabul edilebilir bir değerlendirmesinin yapılmasında hatalı sonuçlara ulaşılmasına neden olabilir. Bu çerçevede, söz gelimi bir düşünce açıklamasının ifade edildiği bağlamdan koparıldığında ‘milli güvenlik’ için bir tehlike oluşturması, bu ifadeye yönelik bir müdahaleyi tek başına haklı çıkartmamaktadır¹²⁵” [(123: AİHM, Özgür Gündem/Turkey, Appl. No: 23144/93, 16.03.2000, § 63; Sürek/Turkey, Appl. No: 24762/94, 08.07.1999, § 58.), (124: AYM, Bejdar Ro Amed Kararı, B. No: 2013/7363, 16/4/2015, § 77; Mehmet Ali Aydın Kararı, B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 77.), (125: AYM, Mehmet Ali Aydın Kararı, B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 76)]. (43. ve 44. sayfalar). https://www.anayasa.gov.tr/media/3545/02_ifade_ozgurlugu.pdf (E. Tarihi: 02.02.2026)
3- Yaptırıma gerekçe gösterilen, Sunucu Ekrem Açıkel’in kamunun işleyişinde sorumluluk üstlenen Bakanların performansları ile ilgili eleştirel değer yargısı niteliğindeki söylemlerinin, ihlal teşkil edip/etmediği veya hakaret olup/olmadığı noktasında, benzer bir konuda alınmış Yargıtay kararı yol gösterici olacaktır.
“Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözün, hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. AİHM’ye göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler bir değer yargısı içermekle birlikte somut bir olgu isnadından bahsedilemiyorsa, değer yargılarını destekleyecek ‘yeterli bir altyapı’nın mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı, AİHM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir. Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise, en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. Elbette ki, bu deliller sunulamadığı takdirde, AİHM, iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını beklemektedir. Sonuç olarak, gerçek dışı olgulara dayalı iddia olarak nitelenen açıklamalar bakımından AİHM, başvurucuların bu tür ifadelerin ortaya konulmasından ve yayınlanmasından sorumlu olup olmadıklarını ve bu tür bilgilerle diğer kişileri aldatmayı amaçlayıp amaçlamadıklarını dikkate almaktadır” (Esas No: 2017/814 Karar No: 2018/512 Karar Tarihi: 08.11.2018, Kararı Veren Yargıtay Dairesi:18. Ceza Dairesi, Sayısı:497-113).
Dolayısıyla; olgusal temeli bulunan iddiaların, tartışma başlıklarının; medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar tarafından programlara konu edilmesi, bunların analiz edilmesi ve eleştirilmesinin, kamusal tartışmalara ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna katkı sağlayacağı açıktır. Demokratik toplumlarda düşünce çeşitliliğinin korunabilmesi için basın özgürlüğünün önemi büyüktür.
Toplumsal yaşamı ve kamu düzenini doğrudan ilgilendiren konularda kamusal tartışma yürütülmesi, demokrasi ve basın özgürlüğünün bir gereğidir. Ayrıca kamusal bir tartışma yürütülürken, yaşanan süreçlerin hatırlatılmasının ve sonucunda bir değerlendirme yapılmasının da eleştiri hakkı ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğu açıktır.
Ayrıca hatırlatmak gerekirse; Üst Kurulun yaptırım kararı, uymakla yükümlü olduğu 6112 sayılı Yasa’nın 37. maddesinin, “Üst Kurulun görev ve yetkilerini” belirleyen birinci fıkrasının, (a) bendinde de; “Yayın hizmetleri alanında ifade ve haber alma özgürlüğünün, düşünce çeşitliliğinin..., korunması amacıyla gerekli tedbirleri almak.” yükümlülüğüyle de çelişmektedir.
4- Cumhurbaşkanına, Bakanlara, iktidar partisi politikalarına veya siyasi liderlere yönelik eleştiriler kapsamında Üst Kurulca verilen ancak Danıştay tarafından uygun görülmeyen kararlara baktığımızda da, basın/ifade özgürlüğü kapsamının genişletildiği ve kamusal faydası yüksek serbest tartışmanın ön planda tutulduğu görülecektir:
a) Üst Kurulun 15 Aralık 2021 tarih ve 2021/49 sayılı toplantısının, 20 No.lu kararıyla, “H HALK” logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşa; sunuculuğunu Murat Sabuncu ve Levent Gültekin'in yaptığı “İki Yorum” adlı programda yer alan; ““Tarih, Erdoğan ve Bahçeli bu ikisini bu ülkeyi yıkan liderler olarak kaydedecek…Devlet dediğinin bir kurumu olur, o kurumun bir haysiyeti olur o kurumun bir yaklaşımı olur…Türkiye’nin ekonomik olarak işgal edilmesine mi hazırlanıyordun?...O değer kaybının sonunda bütün yüzyıllık emekler iki tane Arap’a üç tane yabancıya peşkeş çekiliyor bunu çözemiyorsun…Bu devlet değil ki bu bir iktidarın aymazlığıdır bu iktidarın bu ülkeyi yıkıma sürüklemesi. Bu Bahçeli ile Erdoğan’ın bu ülkeyi yıkıma sürüklemesine bu üniformalı kendini devlette bir kurumun sözcüsü temsilcisi yetkilisi görenlere de ortak ederek bu resim…Ama demezsek ama bu ülkeyi bir yıkıma sürüklersek, bu fotoğraftaki isimlerle beraber (MGK toplantısından fotoğraf) başta Erdoğan ve Bahçeli ve bu fotoğraftaki resimdeki olanların tamamı bu ülkeyi yıkanlar olarak bu ülkenin tarihinde yerini alacaklar…Her birinin adını her birinin resmini bu ülkenin tarihi bu ülkeyi yıkıma sürükleyenler olarak kaydedecektir.” şeklindeki ifadelerin, 6112 sayılı Yasa’nın 8. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde belirlenen; "...,kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez.” hükmünü ihlal ettiği gerekçesiyle yaptırım uygulanmıştır.
Kuruluşun, karara karşı yargı yoluna başvurması nedeniyle; Ankara 12. İdare Mahkemesi'nce verilen 28/11/2022 tarih ve E:2022/527, K:2022/2541 sayılı kararda; "Halk TV logosuyla yayın yapan televizyon kanalında yayınlanan uyuşmazlığa konu programda, siyaset ve ekonomiye dair olay ve gelişmelerin ele alındığı, programda sunucular "M.S." ile "L.G." tarafından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli'ye yönelik sarf edilen sözlerin, demokratik bir ülkede basının haber verme ve halkın haber alma özgürlüğü kapsamı içerisinde olduğu anlaşıldığından, 6112 sayılı Kanun uyarınca davacı yayın kuruluşuna idarî para cezası verilmesine ilişkin işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.” kararı verilmiş ve RTÜK Kararı iptal edilmiştir.
RTÜK’ün istinaf başvurusu, Ankara BİM 10. İdari Dava Dairesi tarafından reddedilmiştir.
DANIŞTAY ONÜÇÜNCÜ DAİRE de, 27/09/2023 tarih ve 2023/2034 E., 2023/3773 K. sayılı kararıyla, Bölge İdare Mahkemesi kararının ONANMASINA karar vererek, RTÜK’ün temyiz istemini reddetmiştir.
b) Üst Kurulun 11 Ağustos 2021 tarihli ve 2021/31 sayılı toplantısının 47 No.lu kararıyla, “KRT” logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşa; “Şimdiki Zaman” programında yer alan; “Cumhuriyet'in diğer kurumları gibi, nasıl Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında Cumhuriyet'in dikili ağaçları teker teker satıldılarsa, yerlerinden söküldüler, başka kurumlara döndürüldülerse, Türk Hava Kurumu da benzer bir akıbeti yaşıyor… Fakat bu Orman Bakanı kadar beceriksizini çok ender gördüm. Beceriksiz. Tarımı bitirdi. Hayvancılığı bitirdi. Sayesinde orman da bitiyor… Ya ben hayatımda böyle bir pişkinlik, böyle bir vurdumduymazlık, böyle bir beceriksizlik, böyle bir liyakatsizlik görmedim. Görmedim arkadaş! Marmaris yanıyor. Umurlarında değil… Türkiye Cumhuriyeti'nin kurumlarına olan düşmanlıklarını, o kurumlara olan kinlerini adeta kustular… senin bu aptalca politikaların yüzünden…” şeklindeki ifadelerin, 6112 sayılı Yasa’nın 8. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde belirlenen; "...,kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez.” hükmünü ihlal ettiği gerekçesiyle yaptırım uygulanmıştır.
Kuruluşun yargı yoluna başvurması sonucunda; DANIŞTAY ONÜÇÜNCÜ DAİRE, 23/03/2023 tarih ve 2023/520 E., 2023/1378 K. sayılı kararıyla, RTÜK lehindeki Bölge İdare Mahkemesi kararını bozmuştur.
Bu kararların işaret ettiği nokta; ülkeyi yönetenler, bakanlar veya iktidar partisi uygulamaları söz konusu olduğunda, medya hizmet sağlayıcı kuruluşlarda program sunucuları ya da program konuğu siyasetçi ve gazeteciler için ifade özgürlüğünün daha geniş yorumlanması gerektiğidir.
5- İnsan hakları hukuku belgelerinde ve anayasalarda da ifade özgürlüğü, temel haklar ve ödevler kategorisinde birinci kuşak haklar arasında yer almaktadır. Bu nedenle çoğulcu demokrasilerde ifade özgürlüğü; herkes için geçerli, özüne dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez bir hak ve yaşamsal önemde bir özgürlük niteliğinde, çoğulcu ve Anayasal demokrasilerin temel taşlarındandır. Bireylerin serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelmekte olan ifade özgürlüğü; sadece "düşünce ve kanaate sahip olma" özgürlüğünü değil aynı zamanda sahip olunan "düşünce ve kanaati açıklama ve yayma”, buna bağlı olarak "haber veya görüş alma ve verme özgürlüklerini de kapsamaktadır. Ayrıca ifade tarzları, biçimleri ve araçları da bu özgürlük alanındadır.
Anayasa’nın 25’inci maddesinde “Düşünce ve kanaat hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” ve 26’ncı maddesinde “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” hükümlerinden anlaşılacağı üzere ifade hürriyeti, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile de güvence altına alınmaktadır. Anayasa’nın “Basın Hürriyeti” başlıklı 28’inci maddesinde düzenlenen “Basın hürdür, sansür edilemez.” ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3’üncü maddesinde yer alan “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.” hükümleri ise basın hürriyetinin güvence altına alındığını göstermektedir.
Anayasamızın 90. maddesine göre usulüne uygun şekilde yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bu kapsamda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de kanun hükmünde sayılmaktadır. İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10’uncu maddesinde yer alan “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar...” düzenlemesi ile ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir.
6- Anayasa Mahkemesinin almış olduğu kararlarda, Bakanlara, kamu görevlilerine veya kamu kurumlarına yöneltilen ve kamu yararı taşıyan ya da siyasi tartışma konularını tartışan ya da yorumlayan ve eleştiri/hakaret sınırında kalan ifadeler için, özgürlük alanını genişlettiği görülmektedir.
Bu noktada, AYM’nin bu kapsamda aldığı örnek kararlara bakmak yerinde olacaktır:
Belediye veya belediye başkanı kullandıkları kamu gücünden dolayı kendilerine yöneltilmiş en ağır eleştirileri bile hoşgörü ile karşılamak zorundadır. Sağlıklı bir demokrasi, kamu gücünü kullanan bir organın yalnızca yargı organları tarafından denetlenmesini değil, aynı zamanda sivil toplum örgütleri, medya ve basın veya siyasi partiler gibi siyasal alanda yer alan diğer aktörlerce de denetlenmesini gerektirir (Ali Rıza Üçer (2) Kararı, B. No: 2013/8598, 2/7/2015, § 55).
Kamu gücünü kullananların eylemleri hakkındaki açıklamalar, rahatsız edici de olsa cezalandırılması caydırıcı etki doğurarak toplumdaki ve kamuoyundaki farklı seslerin susturulmasına yol açabilir. Cezalandırılma korkusu, çoğulcu toplumun sürdürülebilmesine engel olabilir (Ergün Poyraz (2), § 79).
İfade özgürlüğü; kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun, 2014/12151, 4/6/2015, § 33-35).
Maddi olgular ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmesi gerekir. Maddi olgular ispatlanabilse de, değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığının hatırda tutulması gerekir (Kadir Sağdıç, § 57; İlhan Cihaner, § 64).
7- Anayasa Mahkemesi, basın ve ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda basına yönelik müdahalelere ilişkin pek çok kararında “Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olma ve Ölçülülük” tanımlaması getirmekte ve çerçeveyi “...temel hak ve özgürlükleri sınırlayan tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamalı ve başvurulabilecek en son çare niteliğinde olmalıdır. Bu koşulları taşımayan bir tedbir, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez” şeklinde çizmektedir (Bekir Coşkun, § 51; Mehmet Ali Aydın,§ 68; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51).
6112 sayılı Kanun’un temel hedeflerinden biri de ifade özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı ile düşünce çeşitliliğinin sağlanmasıdır.
Demokrasinin sağlıklı işlemesi için yaşamsal öneme sahip olan basın ve ifade özgürlüğünün etkin bir şekilde kullanılabilmesi için, medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara yönelik düzenleme ve denetim işlerinde çok hassas olunması, bu özgürlüklere en yüksek güvencenin sağlanması zorunludur.
İfade özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı ile düşünce çeşitliliğini sağlamakla görevli olan Üst Kurulun da basın ve ifade özgürlüğüne müdahale ederken bu bilinç ve duyarlılıkta hareket etmesi, demokrasinin kökleşmesi ve gelişmesi için zorunludur. Ancak son dönemde “eleştiri sınırının aşıldığı (6112/8-1-ç)” gerekçesiyle sıklıkla, iktidar uygulamaları, bakanlar ve kamunun işleyişinin eleştirildiği yayınların cezalandırıldığı görülmektedir.
Bu durum, eleştirel yayınlara ilişkin ifade özgürlüğü konusunda çok hassas ve adil davranılmadığı algısını doğurmakta, tarafsız olması gereken Üst Kurulun yaptırım kararlarını sorgulanır hale getirmektedir. Çok sesliliği boğan, yorum ve eleştiri hakkını cendereye alan bu durum sürdürülebilir değildir. Hak ve özgürlüklere keyfi müdahale hukuk devletlerinde ve çağdaş demokrasilerde kabul gören bir durum değildir. Bu yönüyle de “SZC logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşa uygulanan yaptırım; Anayasa Mahkemesinin çerçevesini çizdiği demokratik toplum düzeninin gerekleriyle de örtüşmemektedir.
8- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de kararlarında, basın özgürlüğünün kapsamının, demokrasi ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak, bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir (Radio France ve Diğerleri/Fransa, B. No: 53984/00, 30/3/2004, § 37).
İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun temel taşlarından ve toplumun ilerlemesinin ve bireylerin gelişmesinin temel şartlarından biridir. İfade özgürlüğü sadece hoşa giden ya da insanları incitmeyen veya önemsenmeyen ‘bilgi’ ve ‘düşünceler’ için değil, Devleti veya toplumun herhangi bir kesimini inciten, şoke eden veya rahatsız eden bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Demokratik toplumun olmazsa olmaz koşullarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açık görüşlülük bunu gerektirmektedir (Handyside/Birleşik Krallık, Başvuru No: 5493/72, 07.12.1976).
Üst Kurulun bahse konu yaptırım kararı kapsamında; AİHM tarafından verilmiş olan spesifik bir karar, örnek niteliğindedir. AİHM, bu tür konuların, yeterli bir olgusal temele sahip olmasının beklenmesiyle birlikte, konuların bir bütün olarak ele alındığında kamu yararını ilgilendirmesi ve değer yargısı kavramının geniş yorumlanması gerekliliğini belirtmektedir. Ayrıca; bir suç isnadının sağlam bir nedene dayandığının ortaya konulmasında aranan kesinlik derecesinin, kamu yararı ile ilgili bir konuda, gazetecilerin değer yargısı içeren ifadeleri bakımından da aranmasını beklemenin, basın özgürlüğünün amacı ile bağdaşmadığını vurgulamaktadır (Scharsach ve News Verlagsgesellschaft GmbH/Avusturya, B. No: 39394/98, 13/2/2004, §§ 39-43).
Yine AİHM’nin yerleşik içtihatlarında da belirttiği gibi, hükümetler kullandıkları kamu gücünden dolayı kendilerine yöneltilmiş en ağır eleştirileri bile hoşgörü ile karşılamak zorundadır. Sağlıklı bir demokrasi, bir hükümetin yalnızca yasama organı veya yargı organları tarafından denetlenmesini değil, aynı zamanda sivil toplum örgütleri, medya ve basın veya siyasi partiler gibi siyasal alanda yer alan diğer aktörlerce de denetlenmesini gerektirir (Castells/İspanya, B. No: 11798/85, 23/04/1992, §46).
Ayrıca yine AYM ve AİHM; siyasetçiler, bürokratlar ve kamuoyunca tanınan kişilerin, kendilerine ilişkin söylemlerde, ortaya çıkacak kamusal yarar sebebiyle sert, ağır ve hatta incitici de olsa eleştirilere açık olmalarına hükmederken, bu kişilerin yazılı ve görsel basını kullanarak, her türlü eleştiriye cevap verebilecek olanaklara sahip olduğuna vurgu yapmaktadır.
İfade özgürlüğü alanında uzmanlaşmış insan hakları avukatı Dominika Bychawska-Siniarska tarafından hazırlanan “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında İfade Özgürlüğünün Korunması” el kitabında da, gazeteciler tarafından yapılan eleştirel nitelikteki değer yargılarına ilişkin hususlar şu şekilde açıklanmaktadır:
“Değer yargıları bir durum ya da olaya ilişkin bakış açısı ya da kişisel değerlendirmeler olup doğru ya da yanlış olduklarını kanıtlanmak mümkün değilse de, bir değer yargısının dayanağı olan altı çizilen gerçeklerin doğru ya da yanlış olduğu kanıtlanabilir. Aynı şekilde, Dalban davasında Mahkeme, ‘gerçekliğini kanıtlamaksızın eleştiri niteliğinde değer yargısı ifade etmesinin engellenmesi, bir gazeteci için kabul edilemez olacaktır” demiştir. (Dalban/Romanya, 28 Eylül 1999 [BD]). (Erişim adresi: https://www.anayasa.gov.tr/media/7448/10_avrupa_insan_haklari_sozlesmesi_kapsaminda_ifade_ozgurlugunun_korunmasi.pdf)
Yukarıda örneklerini verdiğim kararlardan anlaşılacağı üzere; hem ulusal hem uluslararası hukukta ifade özgürlüğü açık biçimde güvence altına alınmakta, özellikle siyasi tartışmalar ve siyasilere yönelik eleştiriler söz konusu olduğunda, kışkırtıcı, rahatsız edici nitelikteki ifadeler bile basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmektedir.
Bu noktada belirtmek gerekirse; 6112 sayılı Kanun kapsamında yer alan ve yaptırım uygulanan, “…kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez.” hükmü, medya hizmet sağlayıcılara, kişilerin şeref ve itibarını zedeleyici, iftira veya hakaret içerikli yayın yapılmaması yükümlülüğünü getirmektedir. Ancak bu hüküm, Üst Kurul tarafından siyasal eleştiri sınırlarını daraltacak şekilde yorumlanmamalı; eleştiri ve hakaret arasındaki ayrım, yargı kararları doğrultusunda ve ifade özgürlüğünün demokratik işlevi göz önüne alınarak yapılmalıdır.
İhlale gerekçe yapılan yayındaki ifadelerin, politik alanda kalan değerlendirmeler olduğu, aşağılama, iftira ya da hakaret içermediği görülmektedir. Dolayısıyla, olgusal temeli bulunan bir konuda değer yargısı niteliğindeki ifadelerin, yüksek yargı kararlarında ısrarla vurgulandığı gibi, hoşgörüyle karşılanması gereken kamusal söylemler olarak değerlendirilmesi gerektiği ve bu çerçevede de “SZC” logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşun, kamusal sorumluluk anlayışına aykırı bir tutumunun olmadığı açıktır.
Sonuç itibarıyla, yaptırıma konu ifadeler bütünlüğü ve bağlamı içinde değerlendirildiğinde; siyasi kişileri doğrudan hedef alan küçük düşürücü, aşağılayıcı ya da hakaret, küfür ve iftira içerikli ifadelerin yer almadığı, olgusal temeli olan eleştirel değer yargısı niteliğindeki değerlendirmeler nedeniyle yaptırım uygulanmasının, kamusal yararı bulunan serbest tartışmayı ve özgürce kanat oluşumunu engelleyici olacağı, ayrıca 6112 sayılı Yasa kapsamında ihlal oluşturan bir hususun bulunmadığı gerekçeleriyle, karara karşı oy kullandım. 06.02.2026


