İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı’nın 03.12.2015 tarihli ve 1859 sayılı yazısı ve eklerinin incelenmesi sonucunda; IMC TV logosuyla yayın yapan DYT YAYINCILIK HİZMETLERİ A.Ş. unvanlı kuruluş hakkında; 6112 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin ihlali nedeniyle yaptırım uygulanmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir.
"Güncel Yorum" isimli programda, “Suriye sınırına uçak düşmesi”, “Bayırbucak'taki çatışmalar”, “Cizre ve Lice'de hendek kazılması”, “özyönetim tartışmaları”, “Selahattin Demirtaş'a suikast iddiaları” ve “Türkiye AB görüşmeleri” başlıklı konular ele alınmış ve program konuğu gazeteci Veysi Sarısözen’nle tartışılmıştır.
Programda Gazeteci Sarısözen’in “Hendek kazılan bölgelerde gözaltı yok. Ama hendek kazılmayan yerlerde gençler gözaltına alınıyor” şeklinde dile getirdiği görüş ve güvenlik uygulamalarına yönelik yaptığı eleştirel değerlendirmeler ihlal gerekçesi sayılmıştır.
Medya kuruluşlarının görevi sadece Devlet kurumlarının ve Hükümetin resmi görüşlerini, açıklamalarını, politikalarını yansıtmak değildir. Demokrasinin ve ifade özgürlüğünün bir gereği olarak, muhalif olan, eleştirel bakan, rahatsız edici, aykırı gelen düşünce ve görüşleri yansıtmak da yayıncılık sorumluluğunun bir parçasıdır. Tek bir görüşün yansıtıldığı ortamda çok sesli bir yayıncılık faaliyetinden söz edilemez.
Tartışma programlarında, başta gazeteciler olmak üzere siyasi kişilikler tarafından güvenlik politikaları ve uygulamalarına dair veya gündemdeki gelişmelere ilişkin getirilen eleştiri ve tespitlerin ifade ve medya özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Nitekim İzleme ve Değerlendirme Dairesi’nin birçok raporunda “İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun esaslı temellerinden biridir. Abartılı, kışkırtmaya başvuran muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden ifadeler olabilir” tespiti yer almaktadır. Dolayısıyla bir gazetecinin, yazarın, araştırmacının veya siyasetçinin ülkenin gündemini ve toplumu ilgilendiren konularda eleştiri içeren sözlerini yansıtan program ve yayınlar, hakaret, kişilik haklarına saldırı, şiddet ve nefret dili kullanılmadığı sürece ifade ve medya özgürlüğü kapsamında görülmelidir.
Öte yandan, Üst Kurul’un yayınların içeriğiyle ilgili olarak ilkesellik yerine dönemsel kararlar alması, farklı görüş içerisinde olması çelişkili bir sonuç yaratmaktadır. Daha önce “ifade özgürlüğü” kapsamında görülen benzer sözlerin ve yayınların, içinden geçilmekte olan dönemin koşullarına göre “ihlal-ceza” kıskacına alınması Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun ifade özgürlüğünü merkezine alan yayın ilkeleriyle ve aldığı kararlarla çelişmektedir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.


