İnceleme ve Değerlendirme : İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 12.11.2015 tarihli ve 1830 sayılı yazısı ve eklerinin incelenmesi sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin Uzman Raporunda;
“07.10.2015 tarih ve 30609 no'lu evrak ile gelen Fetullah GÜLEN vekili Av. Nurullah ALBAYRAK'ın şikayet dilekçesinde, Beyaz TV yayın kuruluşu tarafından 28.08.2015 tarihinde saat 22.00'de yayımlanan "Dinamit" adlı programda;
"Biz 17-25 Aralık’tan beri bir sert kavganın içindeyiz. Mesela bana göre eğer yaşasaydı Alpaslan Türkeş bu Fethullahçı çeteyi dümdüz ederdi. Bu çeteyi yok etmek için belki de 80 öncesi kullanılan yöntemlerden bile kullanırdı. Bu yöntem eğer kullanılırsa bu da doğrudur. Biz kalleş FETÖ gibi terör örgütleri ile mücadele ediyoruz. Biz 17-25 Aralık’tan beri telefon dinleyen, sınav sorularını çalan, kriptolu telefonları dinleyen casusluk yaptığı çok net belli ve Ankara savcılığı buna terör örgütü diyor. Fethullahçı iki polisin Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer'in net bir şekilde Hrant Dink suikastını kasıtlı olarak görüp engellemediği net belgeli. Eğer başarabilselerdi Selam Tevhid dosyası ile Nisan ayında herkesi içeri atacaklardı."şeklinde ifadelerin kullanıldığı iddia edilmiştir. Dilekçenin devamında;"Başvuruya konu programın yukarıda alıntı yapılan kısımlarından anlaşıldığı üzere konuşmacı, müvekkilim ve sevenleri hakkında "kalleş terör örgütü" ifadesini kullanarak çeşitli suçlamalarda bulunmuş, onları hedef göstermiştir.Muhatap kanal ve konuşmacılar halkı gerçek bilgilerden haberdar etme amacı gütmemekte müvekkilim hakkında iftira niteliğinde iddialar ortaya atarak müvekkilimin kamuoyunda itibarını zedelemeyi ve kin ve nefretin odağı haline getirmeyi hedeflemektedir. Kanalın, yayınladığı çoğu programda ve konuşmacıların katıldıkları programlarda sözü bir şekilde müvekkilim ve sevenlerine getirmeleri de bu iddiamızı destekler mahiyettedir. Medyanın toplum üzerindeki etkileyici gücü göz önünde bulundurulduğunda söz konusu algı çalışmalarının, müvekkilimin kişilik haklarına yönelik zararının boyutu daha iyi anlaşılacaktır.Kaldı ki yargılama devam etmektedir. Konuşmacıların ifadeleri, yargıya intikal eden bir olayda olayın tek taraflı aktarılmasına, kişilerin kamuoyu nezdinde mahkum edilmesine neden olmaktadır. Bu durum 6112 sayılı Kanun'un 8/i'de belirtilen "Suçlu olduğu yargı kararı ile kesinleşmedikçe hiç kimse suçlu ilan edilemez veya suçluymuş gibi gösterilemez, yargıya intikal eden konularda yargılama süresince, haber niteliği dışında yargılama sürecini ve tarafsızlığını etkiler nitelikte olamaz.' hükmüne aykırılık teşkil etmektedir."denilmiş ve söz konusu yayının, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un "Yayın Hizmeti İlkeleri" başlıklı 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b), (c), (ç), (e), (ı), (i) ve (k) bentlerine aykırı olduğu ve bu nedenle mezkur medya hizmet sağlayıcı kuruluş hakkında idari para cezası ile birlikte, idari tedbir kararı verilmesi istenmiştir.
Söz konusu yayına ilişkin tespitlerimiz şu şekildedir:
28 Ağustos 2015 tarihinde Beyaz TV yayın kuruluşu tarafından yayımlanan ve moderatörlüğünü gazeteci Latif ŞİMŞEK'in yaptığı "Deşifre" adlı yorum programında, ülke gündemindeki olaylar değerlendirilmiş, siyasetçi ve akademisyen Özcan YENİÇERİ, gazeteciler Cem KÜÇÜK ve Rasim Ozan KÜTAHYALI ile 24. dönem CHP Milletvekili Faik TUNAY, fikir ve düşüncelerini izleyicilerle paylaşmışlardır. Seçim hükümeti, paralel yapı ile mücadele, MİT tırlarının durdurulması, çözüm süreci gibi muhtelif konuların tartışıldığı programın bir bölümünde konu, paralel yapıya gelmiştir. Bu esnada sözü alan Cem KÜÇÜK,"Mesela bana göre yaşasaydı rahmetli Alpaslan Türkeş bu Fetullahçı çeteyi dümdüz ederdi. Bu Fetullahçı çeteyi yok etmek için de 80 öncesinin yöntemlerini belki bile kullanırdı çünkü geçen hafta burda sen bir şey yayınladın Cezayir'le ilgili. Devletin bazı sırları olur, bunlar açığa çıkmaz. Biz silah yardımı da yaptık başka şeyler de yaptık falan filan.Amerika gibi yapar, yani eğer devleti sıkıntıya sokacak bazı adamlar varsa, devletin içerisinde bir terör örgütü, bir terör çetesi varsa, bunu yok etmek için, devletin ebet müddet için ne gerekiyorsa bunu yapardı. Bu da doğrudur, bak bunu da söyleyeyim. Bu da doğrudur yani. Yanlış da değildir.Şeye gelirsek, şimdi biz normal bir zaman diliminden geçmiyoruz, bir PKK terör örgütü, DAEŞ var, işte Fetullahçı çete var, diğer eski Türkiye kalıntıları var, bunlarla uğraşıyoruz. Bu mücadeleyi veriyoruz."şeklinde konuşmuştur. Programın moderatörü Latif ŞİMŞEK'in araya girip,"Türkeş olsa bu paralel yapıyla ilgili ne dedin sen?"şeklinde bir soru sorması üzerine KÜÇÜK,"Fetullahçı terör örgütü, di mi? Bu diyelim ki, rahmetli Türkeş yaşıyor şu an, Milliyetçi Hareket Partisi'nin de başında ve iktidar. Bu Fetullahçı çeteyidevletin içerisinden söküp atmak için Türkeş, 80 öncesinin yöntemlerini bile kullanırdı. Amerika gibi, yani en sert yöntemleri uygulardı. Yapardı, yapardı."diyerek sözlerine devam etmiştir. Programın ilerleyen bölümlerinde KÜÇÜK, "Türkiye'de DHKP-C, DAEŞ, PKK terör örgütü gibi kalleş, FETÖ terör örgütü gibi kalleş örgütlerle mücadele ediyoruz devlet olarak ve bir geçiş sürecindeyiz.", "Bu Fetullahçı çetenin savcı, hakim ve polisleri görevden uzaklaştırılıp bir kısmı işte içeriye girdi polislerin casusluktan şeyden, savcılara el çektirildi, hakimlere de ama bakın şimdi Hrant Dink suikastında 2007 Ocak ayında, bu Fetullahçı iki polisin, birisi Trabzon Emniyet Müdürü, biri de Ankara C Şube'de bakanların net bir şekilde, bu suikastı görüp engellemediği, kasıtlı olarak öldürülmelerinde ihmali olduğu net belgeli."şeklinde konuşmuştur.
Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilmez ve devredilmez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Demokrasinin "olmazsa olmaz şartı" olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır.
Toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti,sadece kabul gören, zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir.(Prof. Dr. D. Tezcan, Yard. Doç. M. R. Erdem, Yrd. Doç. O. Sancaktar, Türkiye'nin İnsan Hakları Sorunu, 2. Baskı, sf. 462)
"Paralel Yapı" tartışmaları, son dönemde Türkiye gündeminin başlıca konularından birisi olmuştur. Bu tartışmaların, söz konusu yapının yurt içi ve yurt dışındaki gizli veya açık faaliyetlerinin kamuoyu tarafından tüm yönleriyle bilinmesi açısından son derece yararlı olduğu ve bu bilgilerin kamunun yararına olduğu açıktır. Bu nedenle, mezkur yapılanma ile ilgili iddiaların gündeme getirilmesinde kamu yararının olduğu değerlendirilmiştir.
Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 2015/7864 Esas ve 2015/1693 Karar sayılı kararında Fetullah GÜLEN hakkında,"Katılan her ne kadar siyasetçi değilse de,kendisinin ve lideri olduğu cemaatin gerçekleştirdiği söylem ve faaliyetler ile bunların topluma etkileri itibariyle ülkemizin son dönemdeki siyasi gündeminde ön sıralarda yer almış ve kamuya mal olmuş bir kişidir. AİHM kararlarına göre, kamuya mal olmuş kişilere yönelik açıklamalar ve eleştirilerde ifade özgürlüğü hakkını kullanan kişi daha geniş bir korumadan yararlanmaktadır." denilmektedir. Bu nedenle, Cem KÜÇÜK'ün, Fetullah GÜLEN ve onun lideri olduğu iddia edilen yapılanma hakkındaki sözlerinin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Sonuç olarak, mezkur yayında, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'a herhangi bir aykırılık tespit edilmemiştir.”
Şeklindeki değerlendirmelere yer verilmiş olduğu,
Konu hakkında karar alınmasını teminen yazının Üst Kurula havale edildiği, anlaşılmaktadır.
Gerekçe :Konunun; İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığınınyazısı, eki belgeler ve ilgili mevzuat kapsamında Üst Kurulumuzca değerlendirilmesi neticesinde;
Her ne kadar İzleme ve Değerlendirme Dairesi raporunda, rapora konu yayının ifade hürriyeti korumasından faydalanacağı şeklinde görüş belirtilmiş ise de; yayında ismi geçen bazı kişi ve kurumlarla ilgili olarak bulunulan ifadelerle, toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olunduğu değerlendirilmekle, bu durumun 6112 sayılı Kanunun 8. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendinde yer alan; “Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz;..” hükmünü ihlal ettiği kanaatine varılmıştır.
Anılan kuruluşa 16.10.2011, 19.10.2011 tarihli yayınları nedeniyle evvelce 22.11.2011, 01.12.2011 tarih ve 2011/65, 2011/66 sayılı toplantılarda alınan 25,45 nolu Üst Kurul Kararlarıyla 6112 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi uyarınca uyarı yaptırımı uygulandığı Üst Kurul kayıtlarından anlaşılmıştır. Bu itibarla; 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinin tekraren ihlali nedeniyle, Kanunun 32 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre “İdari Para Cezası” yaptırımının uygulanması gerektiği, kanaatine varılmıştır.
Karar : Yapılan görüşmeler sonucunda, ayrıntıları ve gerekçeleri yukarıda izah olunduğu üzere,
BEYAZ TV logosuyla yayın yapan KANAL BEYAZ TELEVİZYON RADYO YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. unvanlı kuruluş hakkında; 6112 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan "Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz; ...” ilkesinin tekraren ihlali nedeniyle, 32 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca;
1- İhlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Temmuz 2015 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 1.060.202,08 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, televizyon kuruluşları için idari para cezası 10.000 (onbin) ( 2015 yılı için yeniden değerleme oranına göre belirlenen 13.601 (onüçbinaltıyüzbir - ) Türk Lirasından az olamayacağından 13.601 TL. İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
2- İdari para cezasının tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde Üst Kurulun T.C. Ziraat Bankası Ankara Kamu Girişimci Şubesi TR98 0001 0025 3300 9999 9951 93 no’lu hesabına “6112 sayılı Kanunun 32 nci maddesine göre ödenen para cezasıdır” şerhiyle ödenmesi gerektiği veya 6112 sayılı Kanunun 32 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca tebliğden itibaren en geç onbeş gün içerisinde Ankara İdare Mahkemelerinde dava açılabileceğinin, dava açma süresi içerisinde peşin ödeme yapılması halinde, 5326 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca cezanın dörtte üçünün tahsil edileceğinin ve taksitlendirme talebinde bulunabileceğinin, peşin ödemenin kanun yoluna müracaat hakkını engellemeyeceğinin, en geç 1 aylık süre içerisinde ödenmeyen idari para cezasının, 21/7/1953 tarihli ve 6183 Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairesine gönderileceğinin bildirilmesine,
Üst Kurul Başkanı Prof. Dr. İlhan YERLİKAYA ile Üst Kurul Üyeleri Hamit ERSOY, Nurullah ÖZTÜRK ve Taha YÜCEL’in karşı oylarıyla, oy çokluğu ile karar verildi.


