İnceleme ve Değerlendirme : İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı’nın 13.01.2016 tarihli ve 41 sayılı yazısı ve eklerinin incelenmesi sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin Uzman Raporunda;
“A Haber logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşta haftasonu muhtelif saatlerde "Ajans Hafta Sonu" adlı haber bülteni yayınlanmaktadır. Sunuculuğunu Duygu LELOĞLU'nun yaptığı haber bülteninde Türkiye ve dünya gündeminde meydana gelen olaylar ayrıntılı bir şekilde izleyicilere aktarılmaktadır.
Aydın DOĞAN vekili Av. Aslıhan Dumlu DURMAZ 20.11.2015 tarih ve 34772 sayılı yazı ile Üst Kurula başvurarak A Haber adlı medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 01.11.2015 tarihinde yayınlanan "Ajans Hafta Sonu" adlı programda yer alan ifade ve beyanların 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un c, ç, ı, i ve j maddelerine aykırı olduğunu ve taleplerinin gereğinin yapılmasını ifade etmekte ve programla ilgili şu şikayetleri sıralamaktadır:
"A Haber logolu yayın kuruluşunda 01.11.2015 tarihli Ajans Hafta Sonu programında, aynı kanalda yayınlanan Yaz Boz isimli yayından bir kesit gösterilerek, Süleyman YEŞİLYURT'un müvekkil Aydın DOĞAN hakkında dayanıksız ve haksız ithamlar içeren beyanlarına yer verilmiştir. Bu vesileyle yapılan yayıncılık haksız çıkar ve kişisel sorunların çözüm yeri olarak kullanılmış, üstelik planlı ve kasıtlı olarak gerçeğe aykırı yayıncılık yapılmıştır.Yapılan yayının ölçü tanımazlığı karşısında ayrıca hukuki yollara da başvurulmuştur"
Şikayet konusu yayının saat 11:34'te yayınlandığı tespit edilmiştir. Söz konusu yayın ve şikayet dilekçesinde yer alan deşifre metinler incelenmiş olup, şikayet edilen hususlara, bu hususlara ilişkin tarafımızca yapılmış deşifre metnine ve yapılan tespitlere aşağıda yer verilmiştir.
Klip1'den de görüleceği gibi 11:34:24'de yayınlanan "Ajans Hafta Sonu" adlı programda "Aydın DOĞAN'ın Gerçek Yüzü!" başlığıyla geçilen haberde Süleyman YEŞİLYURT ile Muhabir arasında haberin içeriğinde geçen ifadelerin deşifresi şu şekildedir.
Duygu LELOĞLU: Araştırmacı yazar Süleyman YEŞİLYURT Doğan Medyası'nın iç yüzünü A Haber'de yayınlanan Yaz Boz programına anlattı. Aydın DOĞAN'ın Bilderberg Toplantıları sayesinde tüm rakiplerini bitirdiğini söyleyen Yeşilyurt, Doğan Hilton arazisinde amacına ulaşamadı bu yüzden iktidara saldırıyor diye konuştu.
Süleyman YEŞİLYURT: Aydın DOĞAN henüz 22 yaşındayken, 1958 yılında İstanbul'da Sirkeci-Eminönü güzergahında ilk iş yerini kurar. O zamanlar pek sıradan bir iş yeri vardı. Burada bisiklet, radyo gibi şeyler satar, hatta Yahudi tüccarlardan aldığı radyoları sırtında İETT otobüsleri ile taşıyarak Eminönü'ndeki iş yerine getirirdi. Baktı ki olmayacak, hayatını zor kazanıyor, hatta burayı kapatıp geri memleketi Kelkit'e dönmeyi bile düşünmüştü. Bir tesadüf eseri 60'lı yılların başında, o zamanlar Vehbi Koç'un kızı Suna Hanım'la yeni evlenen İnan KIRAÇ ile tanışır ve böylece İnan KIRAÇ buna bir takım bayilikler verir. Nedir bu bayilikler? İşte oto yedek parçaları satmaya başlar. Fakat Aydın DOĞAN'ın hayalindeki şey o yıllarda ilk kez çıkan Anadol ve daha sonra çıkan Tofaş'ın bayiliklerini almaktı. Çok sonra İnan KIRAÇ buna büyük jestler yaparak Aydın DOĞAN'a bu bayilikleri verir. Aydın DOĞAN artık ondan sonra bu arabaları bir şekilde aracı olarak Türkiye'nin her yerine satmaya başlar. Anadol ve Tofaş arabalarını. O zaman teknoloji bu kadar ileri olmadığı için insanlar sıraya giriyorlardı. Ben yaşım itibariyle de bunu bilebiliyorum ve buradan muazzam paralar kazanır 78'lerde. Aydın DOĞAN para sahibi olmaya başlayınca medyaya el atmayı düşünür. 1978'de yılların Milliyet'ini bunalıma girdiği anlarda, başında Ercüment KARACAN vardır, borçlandırır.
Muhabir: Nasıl borçlandırır?
Süleyman YEŞİLYURT: Bir şekilde borç para verir. Şimdi devamlı ödemeler yapılamadığı için, o zaman Milliyet'te büyük yazarlar var. Namık SEVİK gibi, bu tarz büyük yazarlar olduğu için, e bunlara ödeme yapılamıyor. Yapılamayınca sürekli Aydın DOĞAN, Ercüment KARACAN'a.
Muhabir: Kağıt parası çok.
Süleyman YEŞİLYURT: Tabi, borç paralar verir. Aydın DOĞAN yönetime girer. Bu defa gazetenin en büyük yazarlarından, az önce söylediğim üzere Nakmık SEVİK kahrolur. 1978'in sonlarına gelindiğinde Milliyet daha da batağa girer fakat Aydın DOĞAN devamlı bunu ayakta tutmaya çalışır. Nihayet 1979 senesinde Ercüment KARACAN ağlaya ağlaya Milliyet Gazetesi'ni oto yedek parçacısı Aydın DOĞAN'a satar ve böylece Aydın DOĞAN basın dünyasına girmiş olur. Diğer kartel medyadakiler yıkıldı, Aydın DOĞAN niye yıkılmadı diyorlar. Akıldan ziyade çok kurnaz birisi, o zaman efendim gazetesinin yazarlarından bazılarını efendim Sami KOHEN, Çetin ALTAN gibileri tutar. Çetin ALTAN da herkes sosyalist bilir aslında mason localarıyla bağlantısı var. İstanbul Erenler Locasının üstat masonlarındandır. Ve böylece bir güç sahibi olur Aydın DOĞAN medyayla. Fakat en büyük hayranlık duyduğu Hürriyet Gazetesi'dir. Bunu bir şekilde almak ister. Yanına bile yaklaşamadığı Erol SİMAVİ'nin gazetesini günün birinde aradan geçen yıllar sonra aldığında artık Aydın DOĞAN medya patronudur. Bir güçtür. Yani bir zamanlar selam vermediği, hatta kapısında beklediği Erol SİMAVİ'den bu gazeteyi almak Aydın DOĞAN için bir başarıdır. Artık amiral gemisinin başındadır Aydın DOĞAN. 2000'li yıllara gelindiğinde Aydın DOĞAN artık petrol sahalarına da el atmak ister. 1.260.000.000$'a Poaş'ı, Petrol Ofisi'ni satın alır. Artık Türkiye'nin büyük patronlarından birisidir. Bir şekilde İş Bankası'nın reklamlarını vermeye başlar. Gazetelerinde reklamlarını verince efendim 560 milyon $'a POAŞ, İş Bankası ortaklığında bunlar Dış Bank'ı satın alırlar. Sürekli reklam vererek İş Bankası gibi koca bir bankayı reklamlarla borçlandırır. Aydın DOĞAN bu defa İş Bankası'nı devre dışı bırakarak 560 milyon $'a bakınız net rakam veriyorum efendim Dış Bank'ı satın alır ama reklam parasıyla bedava satın almış olur. Aradan geçen kısa bir zaman sonra gazetenin ilanları devamlı İş Bankası'na verilir ama tabi ki bu borca sayılır. Aydın DOĞAN baktı ki bu iş karlı bir iş, Fortis Grubu ile devreye girer ve efendim bu defa Bankanın %34'ünü 1,5 milyar $ gibi muhteşem bir paraya satar ve böylece 560 milyon dolara reklam gelirleriyle bedava aldığı gazeteden 1,5 milyar $ net para kazanır. Aydın DOĞAN 2006'lara gelindiğinde Hilton'a kafayı takar. Bir şekilde 1955'lerde İstanbul'un simgesi olarak kurulan Hilton'u satın almak ister. Nitekim devreye adamlarını sokar. Bir takım adamlarını soktuktan sonra 1955 yılında kurulan bu anıt otel aradan geçen 51 yıl sonra 2006'da Doğan Grubu tarafından satın alınır. Şimdi Aydın DOĞAN burayı satın alırken kurnaz bir taktik uygular. Çünkü buranın bahçesinde 1056 tane ağaç vardır. Bu anıt ağaçların yıkamayacağını bilir, bu nedenle Şişli Belediyesi'nden şu gördüğünüz belgeyi alır (Bir kağıt gösteriyor).
Muhabir: Nedir bu?
Süleyman YEŞİLYURT: Şişli Belediyesi, buranın bahçesine otel, motel AVM gibi şeyler yapılacağının onayını verir. Mustafa SARIGÜL döneminde bunun yolunu açtığı için gözü kapalı 255 milyon $'a Aydın DOĞAN, İstanbul Hilton'u alır ama hedefte Hilton'u çalıştırmak yoktur. Hilton'un bahçesini çalıştırmak vardır. Bahçesinde AVM gibi otel gibi yerler yapmak, oraya villalar yapmak vardır. (Muhabir: Evet yazıyor zaten otel, motel.) Garantiye alır Aydın DOĞAN burada, Mustafa SARIGÜL bunun yolunu açar. Şimdi Mustafa SARIGÜL bugün hayatta, Mustafa SARIGÜL bunun yolunu açmıştır ama bu şimdi yeterli değil. Neden yeterli değil? Anıtlar Yüksek Kurulu'nda 7 kişi var. 7 kişilik bir kurul, bu belgeyi by-pass etmiş durumda. Şu anda Aydın DOĞAN'ın bütün derdi, bütün sıkıntısı bu. Yani Şişli Belediyesi'nin açtığı bu yol, Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından kapatılmıştır. Ama geçici olarak kapatılmıştır. Niçin geçici olarak kapatılmıştır? Anıtlar Yüksek Kurulu'nda, ben bunu araştırdım, 7 kişi var. Bu 7 kişilik kurul karar veriyor. Ama sürekli bunlar memur statüsünde olduğu için tayin oluyorlar. Eğer günün birinde Anıtlar Yüksek Kurulu'na değişik kişiler gelirse Aydın DOĞAN yine amacına ulaşabilir. Burada ne yapılacaktır? Yeni bir imar yasası çıkarsa, Aydın DOĞAN'ın yolu tamamen kapatılmış olur. Ama şu anda bu yol geçici olarak kapatılmıştır. Mustafa SARIGÜL yolu açmış, Anıtlar Yüksek Kurulu Mustafa SARIGÜL'ün açtığı yolu kapatmış, fakat geçici kapatmıştır. Onun için yeni bir imar yasası çıkması lazım. Bakanlar Kurulu kararıyla. Eğer yani bir imar yasası çıkarsa bu 1056 ağaç kurtarılır ve Aydın DOĞAN buranın bahçesine istediği villaları ve istediği efendim AVM'yi yaptıramaz. Böylece de 3 miyar $'lık rantı kazanamaz.
Muhabir: Peki Aydın DOĞAN bu yüzden mi sürekli hükümete muhalif yayınlar yaptırıyor ya da paralel yapıyla işbirliği içerisinde?
Süleyman YEŞİLYURT: Elbette. 2006'da hiç pazarlıksız 255 milyon $'a Hilton'u alırken, hedefinde bu bahçedeki, orman büyüklüğünde 1056 ağacı yıktırıp AVM yapmak ve buralara villalar yapmak vardı. Mustafa SARIGÜL'den bunun garantisini almıştı o zaman üzerine basa basa söylüyorum. Şişli Belediyesi'nden çıkarttı. Mustafa SARIGÜL de defalarca egale ediyorum bugün hayatta, CHP'nin milletvekili adayı, söylesin desin ki, bu belgeyi ben vermedim kardeşim Aydın DOĞAN'a Şişli Belediyesi'nden. O zaman ben de Mustafa SARIGÜL'le karşılıklı konuşayım. Verdi ve Mustafa SARIGÜL de buranın yolunu açtı. Ama Anıtlar Yüksek Kurulu bu yolu kesti. Geçici bir kesimdir. Geçici bir inkisardır. Şimdi bunun devamlı olabilmesi için yeni bir yasanın çıkması gerekiyor. Şimdi diyorlar ki işte efendim dinliyorum programlarda Hayyam GARİPOĞLU, Dinç BİLGİN, Mehmet Emin KARAMEHMET hatta siz röportaj da yaptınız Fransa'da yakından izledim. Cem UZAN efendim, Aydın DOĞAN bizi mahvetti, bizi bitirdi ama Aydın DOĞAN bunları paralel yapı aracılığıyla bitirmedi ki. Aydın DOĞAN, bunlardan zeki de değil fakat kurnaz. Bunları Bilderberg aracılığıyla bitirdi. Şimdi Türkiye'de Bilderberg 1959'da bir toplantı yaptı ama 1975'te de yaptı. Ondan sonra Bilderberg Türkiye'ye bir kota koydu. Yalnız 2007 yılına girdiğinde Bilderberg'i devamlı tertipleyen Hollanda kraliçesi Beatrix'tir. 2007 yılına gelindiğinde Aydın DOĞAN, Bilderberg organizasyonunu kendisi yaptı. Perde arkasında.
Muhabir: Nerde yaptı?
Süleyman YEŞİLYURT: İstanbul Ritz Carlton Hotel'de yaptı.
Muhabir: Gizli.
Süleyman YEŞİLYURT: Yok, açık yapıldı. 3 gün insanlar kapatıldı orda dışarı çıkamadı ama açık yapıldı. Gelen davetlileri söyleyeyim. Baş organizatör dünyada her zaman Hollanda Kraliçesi Beatrix'tir. Beatrix ilk defa bir davetli olarak geldi oraya. Ondan sonra kim geldi? ABD eski başkanı Henry Kissinger. Kim geldi? ABD eski Dışişleri Bakanı pardon Kissinger. ABD eski başkanı Bill Clinton ve İngiltere Başbakanı Tony Blair, Aydın DOĞAN'ın konuğuydular. Ama görünürde 3 tane TÜSİAD'çı organizatör olarak göründüler, Bilderberg organizatörü. Kimdir? Aydın DOĞAN'ın kızı Arzuhan DOĞAN ve Cem BOYNER ve bir diğer TÜSİAD Başkanı Ümit BOYNER. Bunlar organizatör olarak göründüler. Fakat perde arkasından Bilderberg'i tamamen organize eden Aydın DOĞAN'dır. Türkiye'den de katılımcılar oldu. Eski Dışişleri Bakanı Hikmet ÇETİN, eski TRT Genel Müdürü büyükelçi Cem DUNA, efendim gazetecilerden Bilderberg'çi, Aydın DOĞAN'ın şimdi Hürriyet Gazetesi'nin genel yayın yönetmeni o günlerde merhum Mehmet Ali BİRAND katıldı. Hasan CEMAL katıldı, pardon Hasan CEMAL katıldı. Hasan CEMAL de 2007 Bilderberg toplantısına katıldı. Bir de Cengiz ÇANDAR dahil oldu buna. Yani her ne kadar kürtçü politikalar izleseler de değişik bir şekil uygulamak için Cengiz ÇANDAR'ı da buraya dahil ettiler. Böylece Aydın DOĞAN hayatında ilk defa Bilderberg'de güç gösterisi yaptı. Artık bundan sonra yıkılamaz. İşin tuhaf tarafı, yıkıp bitirdiği Dinç BİLGİN de buradaki Bilderberg toplantısındaydı. Akıl alır gibi değil. Ondan sonra bu medya patronları, bunların bankaları vardı, gazeteleri vardı, biz nasıl yıkıldık diyor. Hepsi birbirlerine soruyorlar. Halbuki Aydın DOĞAN bunları kendi potasında eritmiş, Bilderberg ile avucunun içine almış ve güç gösterisi yapmıştır. Düşünebiliyor musunuz? Tony Blair davetliler arasında, efendim şimdi bir bakıyorsunuz Hollanda Kraliçesi Beatrix davetliler arasında. Halbuki Beatrix, Bilderberg'in kurucusu.
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin “ifade özgürlüğü” başlıklı 10'uncu maddesinde yer alan “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar...” düzenlemesi ile ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir
(AvrupaİnsanHaklarıSözleşmesi,http://www.anayasa.gov.tr/files/bireysel_basvuru/AIHS_tr.pdf, Erişim Tarihi, 30.12.2015). Anayasa’nın 25'inci maddesinde “Düşünce ve kanaat hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” ve 26'ncı maddesinde “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” hükümlerinden anlaşılacağı üzere ifade hürriyeti Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile de güvence altına alınmaktadır. Anayasa’nın “Basın hürriyeti” başlıklı 28'inci maddesinde düzenlenen “Basın hürdür, sansür edilemez.” ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3'üncü maddesinde yer alan “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.” hükümleri ise basın hürriyetinin güvence altına alındığını göstermektedir. Bununla birlikte İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Anayasa ve Basın Kanun’unda ifade özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkan basın özgürlüğünün kullanımına ve sınırlamasına yönelik belirli düzenlemelerin olduğu da unutulmamalıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2007/7-28 E. ve 2007/34 K. numaralı "İçtihat Metni"nde, demokratik toplumlarda basının önemini vurguladıktan sonra, “Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır. Temelini Anayasa’nın 28'inci vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Yasasının 3'üncü maddesinde düzenlenen bu haklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada “küçültücü” sözlerin kullanılmaması gerekir... Yargılama konusu haber ve yorum metnindeki eleştiri ve değer yargılarının bir kısmı sert ve çarpıcı bir üslupla dile getirilmiştir. Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere esasen, eleştirinin sert bir üslûpla gerçekleştirilmesi, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin amacına, psikolojisine, eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgudur. Ancak kabul edilmelidir ki, basın özgürlüğü, belli ölçülerde abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerir. Gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimler “polemik” niteliğinde olsa da, nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadeler asılsız kişisel saldırı olarak görülemez.” ifadelerine yer vermiştir.
Yargıtay 8'inci Ceza Dairesi 2009/7316 E., 2012/17738 K. nolu içtihat metninde “İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birini oluşturup, toplumun ilerlemesi ve her bir bireyin gelişimi için temel koşullardan biridir. İfade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız görülen veya ilgilenmeye değmez bulunan "haber" ve "düşünceler" için değil, fakat aynı zamanda aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olamaz. Sözleşme'nin 10'uncu maddesinde belirtildiği üzere, bu özgürlüğün istisnaları vardır; ancak bu istisnalar dar yorumlanmalıdır (23.09.1994 tarihli Jersild - Danimarka kararı; 21.01.1999 tarihli Janowski-Polonya kararı; 25.11.1999 tarihli Nilsen ve Johnsen-Norveç kararı; 25.07.2001 tarihli Perna-İtalya kararı).” ifadelerine yer vermiştir. (Yargıtay Kararlarına, UYAP - Bilgi Bankası, http://emsal.yargitay.gov.tr/VeriBankasiIstemciWeb/, adresinden karar/esas numaraları ile sorgulama yapılmak suretiyle ulaşılabilir.)
Yukarıda belirtilen hükümlerden ve kararlardan anlaşılacağı üzere İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Anayasa ve Basın Kanunu’nda dolayısıyla hem ulusal hem uluslar arası hukuk metinlerinde ifade özgürlüğünün açıkça güvence altına alındığı bu bağlamda gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarında gerekse Yargıtay kararlarında ifade özgürlüğünün temel alındığı görülmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2007/7-28 E. ve 2007/34 K. numaralı içtihadında, basın özgürlüğünün; belli ölçülerde abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerebileceğinin kabul edilmesi gerektiğini ve gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimlerin “polemik” niteliğinde olsa da, nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadelerin asılsız kişisel saldırı olarak görülemeyeceğini ortaya koymaktadır. Yargıtay 8'inci Ceza Dairesi’nin 2009/7316 E., 2012/17738 K. nolu içtihat metninde ifade özgürlüğünün aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanacağı belirtilmiştir. Mezkur Yargıtay kararlarından görüldüğü üzere ulusal ve uluslar arası hukuk düzeninde, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü kavramlarının demokrasinin bir sonucu olarak geniş anlamda yorumlandığı değerlendirilmektedir. Sonuç olarak medyada bireylere yönelik olarak küçültücü olmamak ve hakaret içermemek kaydıyla belirli ölçüde abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler ve iddialar yer alabilmektedir. Bu nitelikte haber ve iddialar basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir. Ancak demokratik toplumlarda medyanın sorumluluklarının da bulunduğu unutulmamalıdır. Medyanın; abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler ve iddiaların muhataplarına cevap ve düzeltme hakkı tanıması ve/veya karşıt görüşlere yer vermesi demokratik toplumun gelişmesine ve kamuoyunda özgürce kanaat oluşmasına sağlayacağı gibi medyanın kamusal sorumluluğunun ve medya etiğinin bir gereğidir.
Söz konusu yayın incelendiğinde araştırmacı-yazar Süleyman YEŞİLYURT'un Aydın DOĞAN'ın iş hayatı ile ilgili olarak bir takım iddia ve değerlendirmelerde bulunduğu görülmektedir. Aydın DOĞAN'ın yıllardır iş dünyasında bulunan birisi olarak artık kamuoyuna malolmuş bir şahsiyet olduğu düşünüldüğünde, kendisi hakkındaki çeşitli konuların; bir kaç haftadır üzerinde konuşulan, haber değeri bulunan ve kamuoyunun ilgisini çekebilecek nitelikte hususlar olduğu; gazete manşetlerinde yer alan ve haber değeri taşıyan konuların haber programları içinde o dönemi bire bir yaşamış aktörlerin kendi ağzından haberleştirilmesi, irdelenmesi ve yorumlanmasının doğal karşılanabilir bir durum olduğu düşünülmektedir. Program içinde Aydın DOĞAN'a yönelik olarak bazı eleştiri ve iddialara yer verildiği bunların ise haber değeri taşıdığı ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir. Raporumuza temel teşkil eden ulusal ve uluslar arası hukuk uygulamalarında görülebileceği üzere abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberlerin dahi ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirildiği düşünüldüğünde söz konusu yayında kullanılan ifadelerin, ifade özgürlüğü çerçevesinde olduğu kanaati oluşmuştur. Şikayete konu hususlarda röportaj yapılan şahıs tarafından kullanılan ifadeler irdelendiğinde, nesnel bir değerlendirmeyle eleştiri niteliği taşıdığı ve güncel bir tartışma konusu olması nedeniyle de üzerinde kamu yararı olduğu, kamuoyunun gündemini oluşturan konuyla ilgili tartışmalara katkısının olduğu, dolayısıyla ifade özgürlüğünün geniş yorumlanması gerektiği değerlendirilmektedir.
Bu hususlar göz önüne alındığında; A HABER logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşun ilgili yayınında, 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'a aykırı bir husus bulunmadığı kanaatine varılmıştır.”
Şeklinde değerlendirmelere yer verilmiş olduğu,
Söz konusu yayın ile 6112 sayılı Kanuna aykırı bir husus bulunmadığı kanaatinin Daire Başkanlığınca belirtildiği,
Konu hakkında karar alınmasını teminen yazının Üst Kurula havale edildiği anlaşılmaktadır.
Gerekçe :Konunun; İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı’nınyazısı, eki belgeler ve ilgili mevzuat kapsamında Üst Kurulumuzca değerlendirilmesi neticesinde;
İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının yukarıda alıntılanan uzman raporunda da ayrıntılı şekilde belirtildiği üzere; söz konusu programın genelinde yapılan yayının ve yorumların, medyanın haber verme işlevi ve kamuoyunun haber alma hakkı bağlamında haber değeri ve niteliği taşıdığı, ifade özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkan basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte olduğu; röportaj yapılan şahıs tarafından kullanılan ifadeler irdelendiğinde de, nesnel bir değerlendirmeyle eleştiri niteliğini taşıdığı ve güncel bir tartışma konusu olması nedeniyle de üzerinde kamu yararı olduğu, kamuoyunun gündemini oluşturan konuyla ilgili tartışmalara katkısının olduğu, dolayısıyla ifade özgürlüğünün geniş yorumlanması gerektiği değerlendirilmektedir. Bu nedenle mezkur yayınının, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'a aykırı bir husus oluşturmadığı kanaatine varılmıştır.
Toplantıya Ait Şerhler
Üst Kurulun 04.02.2016 gün ve 07 sayılı toplantıda aldığı 50 no.lu karara karşı oy yazısı.
Süleyman DEMİRKAN Şerhidir.


