İnceleme ve Değerlendirme : İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı’nın 06.01.2016 tarihli ve 18 sayılı yazısı ve eklerinin incelenmesi sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin Uzman Raporunda;
“Beyaz TV logosu ile yayın yapan Kanal Beyaz Televizyon Radyo Yayıncılık Sanayi ve Ticaret A.Ş. unvanlı medya hizmet sağlayıcı kuruluşta; 09.10.2015 tarihinde moderatörlüğünü Latif Şimşek'in yaptığı; Rasim Ozan Kütahyalı, Cem Küçük, Özcan Yeniçeri ve Çetin Soysal'ın ise daimi yorumcu olarak katıldığı haftanın önemli siyasi haberleri ve gelişmelerinin yorumlanıp değerlendirildiği "Dinamit" isimli bir siyaset-yorum programı yayınlanmıştır.
Fetullah Gülen Vekili Avukat Nurullah Albayrak'ın 22.10.2015 tarihli ve 32377 sayılı yazıdaki dilekçesinde, Beyaz TV logolu televizyon kanalında 09.10.2015 tarihinde saat 22.00'da yayınlanan ''DİNAMİT'' adlı programda, Cem Küçük "Ben 2011 yılında bu şike davası ile ilgili ben dedim ki bu iş buram buram cemaat kokuyor, Fenerbahçe'ye karşı bir operasyon var, bunun şikeyle uzaktan yakından ilgisi yok. Ben o dönem her şeye baktım inceledim ikna olmuyorsunuz. Nasıl ki 7 Şubat, 17-25 Aralık'dan ikna olmadık. Ben aldığım istihbarata göre ki istihbaratım da yanılmam bir kaç gün içinde Türksat bu kanalları uydudan çıkaracak" Rasim Ozan Kütahyalı; " 7 Şubat sonrası hepimiz uyandık bu Fethullahçı yapının hilelerini hepimiz görmeye başladık. Ve ben dedim ki tek bu şike davası değil bütün davaların içine etmiştir. Bu paralel örgütün savcıları bu soruşturmaların içine etti, 28 Şubat'ın da içine ettiler. Bunlarda taktik şu birini tutuklayacağım diyorlar ve sonra delil uydurmaya başlıyorlar. Aziz Yıldırım'ı indirirlerse Fenerbahçe başına istedikleri gibi bir adam delil uydurmaya başlıyorlar. Aziz Yıldırım'ı indirirlerse Fenerbahçe başına istedikleri gibi bir adam getirmekti planları. Fethullahçı çete öyle usulsüzlükler yaptırmıştır ki gerçek darbecileri, şikecileri, yolsuzlukları da aklamıştır. Her şeyi usulsüz yaptıkları için her şey çöktü. Dua edilsin bu Fethullahçılara bu Fethullahçıların şerefsizlikleri yüzünden bütün darbeciler aklandı. Yaşar Büyükanıt yargılanacakken onu cemaat korudu o dönem." ifadelerinin kullanıldığını; bunun 6112 Sayılı Yasanın 8. maddesinin (b),(c),(ç),(e),(ı),(i) ve (k) bentlerine muhalif nitelikte olduğunu ve talebinin gereğinin yapılmasını istemektedir. Söz konusu bölümün deşifresi aşağıda verilmiş ve akabinde gerekli değerlendirmeler yapılmıştır.
Yapılan incelemede, ilgili yayında kamuoyunda şike davası olarak bilinen olaylarla ilgili o dönemde etkili bir spor yorumcusu olan Rasim Ozan Kütahyalı'nın kamuoyunun yönlendirilmesinde etkisi olduğu; bu etkiyi paralel yapıya yakın polislerden aldığı istihbarata dayalı olarak oluşturup oluşturmadığının kendisine sorulduğu görülmüştür. Söz konusu yayında şikayet edilen hususlara ilişkin ifadelerin bağlamını da içeren deşifre metni ve yapılan tespitler aşağıdaki şekildedir:
"Şike davasında beraat kararı çıktı..." alt yazısı eşliğinde kamuoyunda şike davası olarak bilinen olaylarla ilgili olarak:
Cem Küçük: "Ben dedim ki ona bak, bu iş buram burama cemaat, bak, 2011 yılının Eylül-Ekim ayı, yayın evinde de şahit, buram buram cemaat kokuyor, Fenerbahçe'ye yönelik bir operasyon var, bunun şikeyle mikeyle uzaktan yakından ilgisi yok. Evet bir iki maçta sıkıntılı, var gibi görünebilir ama okuduğun, çünkü ben o zaman çok dikkatli takip ettim, bütün iddianameleri okudum, tapelere baktım, nedir, Rasim'in getirdiği dosyalara baktım bilmem ne ve ikna olmuyorsunuz. Bak, bu işin nasıl 7 Şubat'ta ikna olmadık, nasıl 17-25 Aralık’tan ikna olmadık, bir iki doğru bir şey var diye bunda da... Şimdi bu şikede şöyle oldu, öbür davaların da çok büyük Türkiye'ye zararı oldu, şikenin de oldu, bak önce ne oldu? Bir kere Trabzonspor ile Fenerbahçe arasında büyük bir düşmanlık oldu. Ben de oralı sayılırım yarı. Bugün Trabzon'da bırak Fenerbahçe formasını sarı lacivert bir şeyle gezemezsin çünkü o kadar öfkeliler...(Klip 1-23.20-23.20.40 arası)". Devamında Cem Küçük, o dönemde Fenerbahçe'yi mahvedenlerden birinin Rasim Ozan Kütahyalı olduğunu, Rasim Ozan Kütahyalı'nın Fenerbahçe'ye maddi manevi zarar verdiğini ifade ettiği; Özcan Yeniçeri'nin de Rasim Ozan'ın o dönem Fenerbahçe'yi bitirenlerden biri olduğunu ve hesap vermesi gerektiğini ifade etttiği; Çetin Soysal'ın da konu ile ilgili kısa bir değerlendirme yaptıktan sonra Latif Şimşek izleyicilerden gelen tweet ve mesajları okuduktan sonra saat 23.35 civarında reklamlara gidildiği ve reklamların dönüşünde Rasim Ozan Kütahyalı'nın ise cevaben şunları söylediği görülmüştür:
Rasim Ozan Kütahyalı: "Ben yaklaşık bir buçuk yıldır 17 Aralık'tan da evvelden itibaren Kasım 2013'ten itibaren bu dava beraatla sonuçlanacaktır dedim hatta o zaman şok oldu herkes, Kasım 2013'te... sonradan bu Fethullahçı yapının, paralel yapının 7 Şubat sonrası hepimiz uyanmaya başladık, usullerini falan görmeye başlayınca ben dedim bunlar, tek bu değil bütün davaların içine etmiş, çünkü ben hukuk fakültesinde okuduğum için usul her zaman esastan yeğdir, sen bir adamı katil bile olsa işkence altında katil olduğunun ifadesini aldıysan o adam beraat eder, katil bile olsa... Ama burada da baktık, baştan sona soruşturmalar usulsüz, artık o zaman anladık... askeri vesayet diye bir şey sapasağlam karşımızda var, ama bu paralel örgütün savcıları bu soruşturmaların içine etti, 28 Şubat'ın da içine etti, her davayı mahvettiler... Çünkü bunlarda hedef şu Doğu Alman Hukuku gibi. Oturuyor, İlker Başbuğ'u tutuklayacağım, karar verildi, sonra delil uyduruluyor, bulunadabilir bir şeyler, delil de uydurulabilir... Fethullahçı çete öyle usulsüzlükler öyle hukuksuzluklar yaptırmıştır ki gerçek darbecileri gerçek şikecileri ve gerçek yolsuzlukları da aklamıştır. Her şeyi usulsüz yapınca Ergenekon da çöktü, Balyoz da çöktü, işte bu da çöktü...Peki Poyrazköy'de tabancalar çıktığında biz hepimiz bu ne rezalet demedik mi? Nereden bilelim bu alçak Fethullahçı polislerin oraya kendilerin koyduğunu..." şeklinde ifadeler kullandığı görülmüştür.(Klip 2)
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin “ifade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinde yer alan “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar...” düzenlemesi ile ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, http://www.anayasa.gov.tr/files/bireysel_basvuru/AIHS_tr.pdf, Erişim Tarihi, 18.11.2014). Anayasa’nın 25. maddesinde “Düşünce ve kanaat hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” ve 26. maddesinde “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” hükümlerinden anlaşılacağı üzere ifade hürriyeti Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile de güvence altına alınmaktadır. Anayasa’nın “Basın hürriyeti” başlıklı 28. maddesinde düzenlenen “Basın hürdür, sansür edilemez.” ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddesinde yer alan “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.” hükümleri ise basın hürriyetinin güvence altına alındığını göstermektedir. Bununla birlikte İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Anayasa ve Basın Kanun’unda ifade özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkan basın özgürlüğünün kullanımına ve sınırlamasına yönelik belirli düzenlemelerin olduğu da unutulmamalıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2007/7-28 E. ve 2007/34 K. numaralı "İçtihat Metni"nde, demokratik toplumlarda basının önemini vurguladıktan sonra, “Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır. Temelini Anayasa’nın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Yasasının 3. maddesinde düzenlenen bu haklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada “küçültücü” sözlerin kullanılmaması gerekir... Yargılama konusu haber ve yorum metnindeki eleştiri ve değer yargılarının bir kısmı sert ve çarpıcı bir üslupla dile getirilmiştir. Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere esasen, eleştirinin sert bir üslûpla gerçekleştirilmesi, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin amacına, psikolojisine, eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgudur. Ancak kabul edilmelidir ki, basın özgürlüğü, belli ölçülerde abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerir. Gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimler “polemik” niteliğinde olsa da, nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadeler asılsız kişisel saldırı olarak görülemez.” ifadelerine yer vermiştir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2009/7316 E., 2012/17738 K. nolu içtihat metninde “İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birini oluşturup, toplumun ilerlemesi ve her bir bireyin gelişimi için temel koşullardan biridir. İfade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız görülen veya ilgilenmeye değmez bulunan "haber" ve "düşünceler" için değil, fakat aynı zamanda aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olamaz. Sözleşme'nin 10. maddesinde belirtildiği üzere, bu özgürlüğün istisnaları vardır; ancak bu istisnalar dar yorumlanmalıdır (23.09.1994 tarihli Jersild - Danimarka kararı; 21.01.1999 tarihli Janowski-Polonya kararı; 25.11.1999 tarihli Nilsen ve Johnsen-Norveç kararı; 25.07.2001 tarihli Perna-İtalya kararı).” ifadelerine yer vermiştir. (Yargıtay Kararlarına, UYAP - Bilgi Bankası, http://emsal.yargitay.gov.tr/VeriBankasiIstemciWeb/, adresinden karar/esas numaraları ile sorgulama yapılmak suretiyle ulaşılabilir.)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Lingens-Avusturya kararında “Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşme’nin 10(1). fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun ana temellerinden birini ve yine bu toplumun gelişmesi ve her bireyin kendini gerçekleştirmesi için esaslı şartlarından birini oluşturduğunu hatırlatır. İfade özgürlüğü, Sözleşme’nin 10(2). fıkrasının sınırları içinde, sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olmaz (bk. yukarıda geçen Handyside kararı, parag. 49). Basın söz konusu olduğunda, bu ilkeler ayrı bir öneme sahiptir. Basının, "başkalarının itibarlarını korumak" gibi çizilmiş sınırları aşmaması gerekmekle birlikte, kamunun menfaatinin bulunduğu diğer alanlarda olduğu gibi, siyasi meselelerde de haber ve fikirleri iletmek, yine basına düşen bir görevdir. Sadece basının bu tür haber ve fikirleri iletme görevi yoktur; halkın da bunları edinme hakkı da vardır (bk. ayrıntılarda farklılıklarla birlikte yukarıda geçen Sunday Times kararı, parag. 30). Bu bağlamda Mahkeme, Viyana Üst Mahkemesinin kararında geçen, basının görevi haber vermek olup bunların yorumu öncelikle okuyuculara bırakılmalıdır (bk. yukarıda parag. 29), şeklindeki görüşü kabul edememektedir.” ifadeleri yer almıştır. (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Lingens-Avusturya Kararı http://www.inhak.adalet.gov.tr/faaliyet21/aihm_diger_ulke/3.pdf, Erişim Tarihi: 19.11.2014)
Yukarıda belirtilen hükümlerden ve kararlardan anlaşılacağı üzere İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Anayasa ve Basın Kanunu’nda dolayısıyla hem ulusal hem uluslararası hukuk metinlerinde ifade özgürlüğünün açıkça güvence altına alındığı bu bağlamda gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarında gerekse Yargıtay kararlarında ifade özgürlüğünün temel alındığı görülmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2007/7-28 E. ve 2007/34 K. numaralı içtihadında, basın özgürlüğünün; belli ölçülerde abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerebileceğinin kabul edilmesi gerektiğini ve gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimlerin “polemik” niteliğinde olsa da, nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadelerin asılsız kişisel saldırı olarak görülemeyeceğini ortaya koymaktadır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 2009/7316 E., 2012/17738 K. nolu içtihat metninde ifade özgürlüğünün aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanacağı belirtilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Lingens-Avusturya kararında, ifade özgürlüğünün sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulanacağının belirtildiği görülmektedir. Mezkur Yargıtay kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından görüldüğü üzere ulusal ve uluslar arası hukuk düzeninde, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü kavramlarının demokrasinin bir sonucu olarak geniş anlamda yorumlandığı değerlendirilmektedir. Sonuç olarak medyada bireylere yönelik olarak küçültücü olmamak ve hakaret içermemek kaydıyla belirli ölçüde abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler ve iddialar yer alabilmektedir. Bu nitelikte haber ve iddialar basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir. Ancak demokratik toplumlarda medyanın sorumluluklarının da bulunduğu unutulmamalıdır. Medyanın; abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler ve iddiaların muhataplarına cevap ve düzeltme hakkı tanıması ve/veya karşıt görüşlere yer vermesi demokratik toplumun gelişmesine ve kamuoyunda özgürce kanaat oluşmasına sağlayacağı gibi medyanın kamusal sorumluluğunun ve medya etiğinin bir gereğidir.
Bu bağlamda, söz konusu yayının şikayet edilen kısımlarında; somut nitelikte bir kişi ya da kuruma yönelik yoğun bir şekilde küçük düşürücü, aşağılayıcı ve hakaret edici nitelikte ifadelerin bulunmadığı; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın terör örgütü olma iddiaları üzerinden gazeteci ve siyasetçilerin konuşmalar geliştirdiği görülmüştür. Programın genelinde yapılan yayının medyanın bilgi verme işlevi ve kamuoyunun haber alma hakkı bağlamında haber değeri ve niteliği taşıdığı, ifade özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkan basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte olduğu tespit edilmiştir. İfade özgürlüğünün, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız görülen veya ilgilenmeye değmez bulunan "iddia", "haber", "düşünce ve yorumlar" için değil, fakat aynı zamanda aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanacağı düşünüldüğünde, yayın içeriğindeki ifadelerin de bu nitelikte değerlendirilebileceği kanaati oluşmuştur. Fethullah Gülen hakkında verilmiş bulunan Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 2015/7864 esas nolu ve 2015/1693 karar nolu kararında da belirtildiği üzere AİHM kararlarına göre, kamuya mal olmuş kişilere yönelik açıklama ve eleştirilerde, ifade özgürlüğü hakkını kullanan kişi daha geniş bir korumadan yararlanmaktadır. Söz konusu karardan anlaşılacağı üzere kişiler siyasetçi değil ise de söylem ve faaliyetleri ile topluma etkileri bulunan, ülkenin siyasi gündeminde ön sıralarda yer almış ve kamuya mal olmuş kişilere yönelik ifadeler, ifade özgürlüğü bağlamında geniş bir korumadan yararlanmaktadır. Yukarıda belirtilen ulusal ve uluslar arası hukuk uygulamalarında görülebileceği üzere abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haber, yorum ve akıl yürütmelerin dahi ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirileceği düşünüldüğünde söz konusu yayında kullanılan ifadelerin, ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
Sonuç olarak; yukarıdaki hususlar göz önüne alındığında, Kanal Beyaz Televizyon Radyo Yayıncılık Sanayi ve Ticaret A.Ş. unvanlı medya hizmet sağlayıcı kuruluşun ilgili yayınında, 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'a aykırı bir husus olmadığı kanaatine varılmıştır.” Şeklinde değerlendirmelere yer verilmiş olduğu
Söz konusu yayın ile 6112 sayılı Kanuna aykırı bir husus bulunmadığı kanaatinin Daire Başkanlığınca belirtildiği,
Konu hakkında karar alınmasını teminen yazının Üst Kurula havale edildiği anlaşılmaktadır.
Gerekçe :Konunun; İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı’nınyazısı, eki belgeler ve ilgili mevzuat kapsamında Üst Kurulumuzca değerlendirilmesi neticesinde;
İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının yukarıda alıntılanan uzman raporunda da ayrıntılı şekilde belirtildiği üzere; söz konusu programın genelinde yapılan yayının ve yorumların, medyanın haber verme işlevi ve kamuoyunun haber alma hakkı bağlamında haber değeri ve niteliği taşıdığı, ifade özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkan basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte olduğu; aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden ibareler içermekle beraber somut nitelikte bir kişi ya da kuruma yönelik yoğun bir şekilde küçük düşürücü, aşağılayıcı ve hakaret edici nitelikte ifadelerin bulunmadığı görülmüştür. Bu nedenle mezkur yayınının, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'a aykırı bir husus oluşturmadığı kanaatine varılmıştır.
Toplantıya Ait Şerhler
Üst Kurulun 04.02.2016 gün ve 07 sayılı toplantıda aldığı 41 no.lu karara karşı oy yazısı.
Süleyman DEMİRKAN Şerhidir.


