İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 24.04.2026 tarih ve 78 sayılı yazısına konu KANAL D logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 25.03.2026 ve 01, 08.04.2026 tarihlerinde saat 20:00’de yayınlanan "Eşref Rüya" adlı dizi film yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; KANAL D logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından 25.03.2026 ve 01, 08.04.2026 tarihlerinde saat 20:00’de yayınlanan "Eşref Rüya" isimli dizinin 25.03.2026 tarihli bölümünde dizi film karakteri Eşref, Gürdal, Müslüm ve Faruk dizide "İhtiyar" olarak bilinen kişiyi tanıyan Digorlu'yu ararken bir tamirhaneye gelirler. Digorlu'yu yakalamak için tamirhanedeki herkese ateşe edip Digorlu'yu yakalarlar ve sonrasında Digorlu'ya İhtiyar hakkında sorular sorarlar. Digorlu'nun İhtiyar'ın yerini söylememesi üzerine bacağına ateş edip işkence yaparak tehdit ederler. Bunlara ek olarak, bölümün sonunda düşman çete olarak anılan çetedeki Ölü Yaşar'ın adamı Cahit, Eşref ve arkadaşlarının evine saldırır. Bu saldırı sırasında Gürdal'ın hamile olan nişanlısı Gonca vurulur ve saldırı sonucunda çocuğunu kaybeder.
01.04.2026 tarihli bölümünde, iki çete çatışmaya başlar. Bu çatışmanın intikamını almak isteyen Kenan, Yetimlerin evi olarak bilinen eve saldırır ve iki grup arasında yine bir çatışma yaşanır. Bu çatışmanın sonunda Gürdal, Gonca'nın vurulmasına sebep olan Günahkâr Cahit'i bulmak için oradaki kişileri döver. Dizinin devamında iki grup arasında yeni bir çatışma başlar ve Gürdal, Cahit'in yerini bulmak için Kenan'ı döver. Cahit'i bulan Gürdal, Cahit'e ateş eder.
08.04.2026 tarihli bölümünde, Eşref, İhtiyar olarak bilinen kişiyi bulmaya çalışır ve bu süreçte Ölü Yaşar ile aralarında yeni çatışmalar yaşanır. Eşref'in birlikte çalıştığı balıkçı olarak bilinen kişiyi kaçıran Ölü Yaşar, Balıkçı'nın Eşref ile olan ilişkisini öğrenmek ve ihtiyarın kızıyla ilgili olan bilgileri almak için Balıkçı'ya işkence uygular. Balıkçı'nın itiraf etmemesi üzerine kerpetenle tırnağını çeker. Devamında da balıkçıya işkence uygulamaya devam eder ve balıkçıyı kurtarmak isteyen Eşref aynı yere gelir ve iki grup arasında yeni bir çatışma başlar. Gürdal, Balıkçı'yı bulur ve onu kurtarmak için oradaki kişileri öldürür.
Bilgi çağı olarak adlandırılan günümüzde dahi televizyon, merkezî hikâye anlatıcı görevini sürdürmektedir. Televizyon, kullanıcısına hem kullanıcının beğeni ve istekleri hem de farklı toplumsal beklentiler çerçevesinde bir seçki sunarak her haneye ortak imgeler ve mesajlar iletmektedir. Şiddet, seyircilerin en kolay özdeşlik kurabileceği unsurlardan biri olarak görüldüğünden kurgusal dünyada sıklıkla şiddet temsili olduğu görülmektedir. Gerçek hayatta çok daha örtük olan şiddet, kurgusal dünyada apaçık bir şekilde temsil edilebilmektedir. Bu temsil sayesinde de izleyicinin ilgisi çekilmektedir. Dizilerde hikâye anlatımının büyük bir parçasını oluşturan şiddet, sembolik fonksiyonlarla hikâyelerin büyük ölçekli temsilinin unsurlarını şekillendirmektedir.
Bu bağlamda televizyonun eğlence işleviyle sunduğu içeriklerin, şiddeti nasıl sıradanlaştırabildiği ayrıca ele alınmalıdır. Televizyonun düzenli ve tutarlı örüntülerle sunduğu kurgusal şiddet ilk bakışta masum şiddet olarak görülebilir. Çünkü kurgusal programlar, gerçek dünya değildir. Kurgusal şiddet, mizah, komedi, drama gibi belirli bir programın mesajını iletmek için başvurulan ögelerden biri olarak savunulabilir. Yani şiddet, eğlence sektörüne hizmet eden televizyonun birçok eğlence ayağından biridir. Ancak bu durumun normalleştirilmiş ve haliyle içselleştirilmiş şiddetin gerçek dünyaya yansımasında da bir rol oynadığı düşünülmektedir.
Simülasyon teorisine göre ise medya, şiddeti gerçekliğinden kopararak simüle edilmiş bir dünyaya dönüştürmektedir. Şiddetin döngüsel olarak yeniden üretilmesi, bu simülasyon sürecinde önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu döngüsel şiddet, izleyicinin adalet, intikam ve cezalandırma kavramlarına yönelik algısını güç ilişkileri bağlamında şekillendirebilmektedir. Şiddetin dramatik ve estetik unsurlarla sunulması, izleyicide gerçeğin etkilerini azaltan bir algı yaratmaktadır. Bu simülasyon, izleyicinin adalet ve intikam kavramlarını sorgulamadan kabul etmesini teşvik etmektedir. Bu noktada şiddet her ne kadar bireysel bir eylem olarak görülse de nihayetinde hem toplumsal bir algı değişimini hem de toplum nezdinde suç, şiddet ve ceza gibi kavramlara yüklenen anlamlar bağlamında bir değişimi beraberinde getirmektedir. Söz konusu simülasyon sürecinin, dizilerde karakter konumlandırmaları ve güç ilişkileri üzerinden somutlaştırıldığı görülmektedir. Diğer taraftan dizilerdeki hikâye anlatımında, oyuncular arasındaki iktidar dengeleri üzerinden “güçlü” ve “güçsüz” rol dağılımları yapılarak, kimin şiddet uygulayacağı, kimin şiddete maruz kalacağı belirlenmektedir. Ana rollerdeki oyuncular, ya şiddeti uygulayan ya da bu şiddetten mağdur olan, yani “kurban” rolünde olabilirler. Şiddetin dozu arttıkça şiddeti uygulayan ve bu şiddetin kurbanı olan oyuncuların karakterlerinin de daha gerçekçi algılanması söz konusu olabilmektedir. İlgili yapımda da suçu işleyen ve kendi gerekçesi bağlamında karşı tarafa cezasını ödeten karakterler, yapımın öncü karakterleri arasında yer almaktadır. Böylece işlenen suç, karakter tarafından meşru bir zemine oturtulmuştur. Toplum nezdinde de suçun ve intikamın haklı gerekçeleri olabileceği kabulüyle, uygulanan ve gösterilen şiddet kanıksanmaktadır.
Eğlence endüstrisi eleştirmenleri de, kitle iletişim araçlarında şiddetin yüksek seviyelerde görünür olmasıyla günlük yaşamda yüksek seviyede gerçekleşen şiddet olayları arasında bağlantı olduğunu ileri sürmektedirler. Aynı şekilde ABD’de şiddet içerikli eğlencenin etkilerine ilişkin kırk yıl süreyle yapılan araştırmalar, özellikle televizyondaki şiddet içerikli eğlence programlarıyla gerçek hayattaki şiddet olayları arasında bir bağlantı olduğunu ortaya koymuştur. Bu bağlantının başlıca nedenleri şunlardır: 1) Şiddet içerikli eğlence, şiddetin normal ve kabul edilebilir bir davranış olduğu yolunda bir mesaj vermektedir. Uzmanlar, şiddet içerikli programlara izin veren toplumların vatandaşlarının uyguladığı şiddete dolaylı olarak katkıda bulunduğunu söylemektedirler. 2) Şiddet içeren programları izleyen kişiler şiddete karşı duyarsızlaşmaktadır. Duyarsızlaşmış insanlar büyük ihtimalle saldırgan olayları daha az fark edecek, şiddetin etkilerini önemsiz görecek, şiddetin mağdurlarıyla daha az empati kuracak ve şiddete daha fazla tolerans gösterecektir. 3) Çok fazla şiddet içerikli eğlence programı izlemek ‘acımasız dünya’ sendromuna yol açacaktır. İzleyici, dış dünyadaki şiddetin miktarını olduğundan fazla görmekle kalmayacak, diğer insanlara karşı güvensizlik duyarak, silah taşıyarak ve hatta daha kendisine saldırılmadan agresif davranışlar göstererek aşırı tepki verecektir.
Şiddet özellikle televizyonla beraber temsili farklılaştırılarak, estetize edilerek ve yoğunluğu günden güne arttırılarak izleyiciye sunulmaktadır. İçi boşaltılmış ve otantikliğinden sıyrılmış şiddet art arda gelen milyonlarca tür içerikle birlikte tüketilmektedir. Bir aracı vasıtasıyla maruz kaldığımız soyut hale getirilmiş şiddet; olumlu davranışları, empatiyi ve şiddete gerçek hayatta fizyolojik reaksiyon vermeyi olumsuz anlamda etkilemektedir. Bir uyarana karşı bilişsel, duygusal ve nihayetinde davranışsal tepkilerin azalması veya ortadan kalkması olarak tanımlanan duyarsızlaşmanın sıklıkla şiddet içeren görüntülere maruz kalan bireylerde gerçekleşmesi kaçınılmazdır. Duyarsızlaşma meydana geldiğinde ahlaki değerlendirme süreci de bozulmaktadır. Çünkü birey değerlendirme sürecini başlatmak için gerekli olan işaretleri algılayamamakta ve bunlara cevap verememektedir. Sonuçta eylemler, bunların ahlaki boyutu düşünülmeden harekete geçirilmektedir. Empati yani ötekinin halini anlamak, ahlaki değerlendirme süreci için kritiktir. Ekranlar marifetiyle biteviye maruz kaldığımız şiddet duyarsızlaşma ve empati duygusunun körelmesine yol açabilmektedir. Duyarsızlaşma sonucu; korku, endişe, kaygı, nefret, şiddet, saldırganlık ve gerginlik gibi duyguların azalması, şiddet içeriğini takip eden veya maruz kalan için bir süre sonra zevk aracı haline gelebilmektedir. Bu demek oluyor ki bazıları için şiddeti izlemek eğlencelidir ve şiddet her ne kadar öfkeyi tetiklese de bu kaygı hâline kadar ilerleyememektedir. Ancak yapılan araştırmalar bu düşüncenin tam tersine ne kadar çok şiddet içeriği izlenirse o kadar çok şiddete bağımlı hale gelinmektedir.
Sonuçta medyadaki şiddet, gerçek hayattaki şiddetten daha sık tekrar etmektedir. Senaryoda karakterlerin uyguladığı şiddet türleri haklı bir nedene bağlanmış, gerekçelendirilmiş ve görünürde olumsuz hiçbir sonuç doğurmamıştır. Hatta şiddet çoğu zaman cezasız kalmaktadır. Dolayısıyla şiddetin sunumu, şiddet davranışının yanlışlığına ilişkin kabulü değiştirebilir ve şiddete dönük davranışların gelişimini teşvik edebilir. Bu bağlamda kurgusal yapımlarda şiddet kabul edilebilir; çünkü "gerçek değildir ve bundan dolayı kurbanlar gerçekten acı çekmezler" türünden bir algı yanılmasına yol açarak şiddetin gerçek hayattaki sonuçlarına kayıtsız kalmayı sürdürebileceği düşünülmektedir.
Bilindiği üzere gündelik yaşamdan kesitlerin aktarıldığı, kurgusal metinlere dayanan televizyon dizileri, yukarıda bahsi geçen toplumsal etkilerinin yanında karakterleri ve anlatılan hikayeleri aracılığıyla izleyicilerin zihninde "gerçek bir dünya" algısı yaratmaktadır. Gerçekle kurguyu ayırt etme yetisine tam olarak sahip olmayan bireyler, özellikle de "suça yatkın" olarak nitelendirilebilecek bir karaktere sahip bireyler için şiddet ögeleri "yöntem öğretici" olabilmektedir. Televizyon dünyasındaki şiddete dair içerikleri gerçekmiş gibi algılayabilecek bu kişilerin kurgu karakterlerle özdeşlik kurma ihtimali ortaya çıkabilecektir.
Buna ek olarak, televizyon yayınlarında gündelik yaşamda yer alan genel ya da münferit olayları konu edinen dramatik yapımlar, izleyici kitleyi bilinç ya da bilinçaltı düzeyinde çeşitli açılardan etkilemektedir. Şiddetin her türlü temsiline yer verilmesi suretiyle ise yayın kuruluşlarının yapımlarda izleyici nezdinde öne çıkıp fark edilir olmak arzu ve baskısıyla zaman zaman toplumsal hassasiyetleri göz ardı ettiği düşünülmektedir.
Televizyon ekranlarında şiddet ve çatışma sahnelerinin yüksek prodüksiyon kalitesi, etkileyici müzikler ve özenle kurgulanmış bir görsellikle sunulması, izleyicide "şiddetin estetize edilmesi" dediğimiz tehlikeli bir algı kaymasına yol açmaktadır. Bu tür sanatsal kurgular, aslında yıkıcı ve travmatik olan şiddet olgusunu, bir "görsel şölen" ya da "arzu nesnesi" haline getirerek şiddet sahnelerinin ahlaki ve insani ağırlığını hafifletmektedir. Özellikle karakterlerin etkileyici ve hayranlık uyandıran kişilikler olarak devleştirilmesiyle birleşen bu estetik dil, izleyicinin şiddeti eleştirel bir süzgeçten geçirmek yerine ona daha çok ilgi duymasına ve zamanla bu vahşeti kanıksayarak duyarsızlaşmasına neden olur. Acı ve yıkım içeren gerçekliklerin yapay bir güzellikle cazip kılınması, toplumsal şiddetin meşrulaşmasına zemin hazırlayarak ahlaki erozyona yol açmaktadır.
Bununla birlikte yapılan araştırmalara göre televizyonda gösterilen şiddet içerikli sahnelerin, olayların, görüntülerin sıklığı ve süresinin fazlalığının toplumda artan şiddetle bağlantılı olduğu ortaya konmuştur. Şiddet sahnelerinin ayrıntıları arttıkça ve canlandırmalar yakın çekimlerle pekiştirilerek tekrarlandıkça toplumsal şiddete olan etkinin boyutlarının daha da tehlikeli bir hal aldığı ifade edilmektedir. İzlenen filmin, dizinin ya da programın esas kahramanı şiddet uyguluyorsa ya da filmin ana konusu şiddet üzerine kurulu ise izleyiciler üzerindeki özendirici ve tetikleyici etkisi o derece artmaktadır.
Televizyonun izleyicilere hemen hemen her türlü şiddeti ekranlardan sunarak filmlerin, dizilerin potansiyel bir şekilde şiddeti harekete geçirdiğini öne süren teorilerin haklılıkları toplumdaki bazı olaylarda açık bir şekilde görülmektedir. Örneğin, bir lise öğrencisinin Mart 2009’da “başının kesilerek öldürülmesi” olayı, C. G. adlı zengin bir aile çocuğunun, seyrettiği “Sevgililer Günü Katliamı” adlı filmden çok etkilenerek kız arkadaşını kasten, eziyet ederek ve acı çektirerek öldürmesi, yine 2015 yılında Mersin’de 20 yaşında genç bir üniversite öğrencisine yönelik işlenen cinayetten dört gün önce, katilin “Fatmagül’ün Suçu Ne” dizisini izlediğini belirtmesi şiddet içerikli dizi/filmlere ilişkin daha dikkatli olunması gerektiğini düşündürmüştür. Televizyonda yayınlanan dizi/filmlerin birçoğunda öldürme, yaralama, taciz, kaba kuvvet, hakaret, nefret söylemleri, onur zedeleme ve/veya aşağılama gibi şiddetin her türlüsü izleyicinin ya tepkisini ya da ilgisini çekmektedir.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ile Televizyon Yayıncıları Derneği arasında imzalanan Yayıncılık Etik İlkeleri Sözleşmesi ile yayıncılar; yayıncılığın toplumsal sorumluluk gerektirdiği bilinciyle, izlenme/dinlenmeyi tek ölçüt kabul etmeden yayınlarda; şiddeti teşvik etmemeyi ve meşrulaştırmamayı, taahhüt etmişlerdir.
Türkiye’de son yıllarda organize suç örgütleri ve çeteleşme vakalarının, özellikle gençler açısından ciddi bir toplumsal risk unsuru olarak tartışıldığı; güvenlik operasyonlarına rağmen bazı yapılanmaların sosyal medyayı, müzik videolarını ve dizi estetiğini kullanarak kendilerini cazip ve “karizmatik” bir güç odağı gibi sunmaya çalıştığı bilinmektedir. Bu bağlamda “Eşref Rüya” dizisinde Eşref ve etrafında şekillenen ittifak ilişkilerinin, sadakat, korku ve menfaat üzerinden işleyen yarı-örgütlü bir yapı olarak kurgulanması; ancak bu yapının çoğu zaman dizinin gerilim ve aksiyon dinamiğinin doğal, hatta seyirlik bir unsuruymuş gibi sunulması izleyiciler bakımından sorunlu görünmektedir. Zira bu tür temsiller, hâlihazırda gündemde olan çeteleşme problemleriyle birleştiğinde, örgütlü suç ve gayrimeşru güç ilişkilerini olağanlaştırma, gençler nezdinde “güç ve aidiyet sağlayan bir kimlik modeli” olarak kodlama ve nihayetinde çeteleşmeyi eleştirel mesafeden ziyade normal bir yaşam pratiği gibi gösterme riski taşımaktadır.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu dizi filmin geneline hakim olan şiddet unsurlarının suçluların güç mücadelesinde başvurdukları başlıca çözüm yöntemi olarak gösterildiği, ilgili yapımda yer alan farklı şiddet, işkence ve intikam görüntüleriyle şiddetin toplumsal düzeyde yeniden üretildiği, şiddetin münferit olaylar şeklinde değil intikam, misilleme ve güç mücadelesi ekseninde birbirini besleyen ve süreklilik arz eden bir kurgu unsuru olarak inşa edildiği, şiddetin meşrulaştırıldığı, cezalandırma unsuru olarak yansıtıldığı, estetize edildiği, dizi filmler konu itibariyle her ne kadar kurgusal yapımlar olsalar da hikayelerini hayatın içinden aldıkları göz önünde bulundurulduğunda; içeriklerdeki anlatımların toplumda gerçeklik noktasında bir karşılık bulabildiği, dizi içerisinde yer alan şiddet sahnelerinin şiddete meyilli kişiler tarafından rol/model edilme olasılığının var olabildiği gerçeğinin unutulmaması ve bu gerçeğin kamusal sorumluluk bağlamında yayın kuruluşları tarafından da göz ardı edilmemesi gerektiği, ayrıca organize suç ve çeteleşme olgusunun da güncel toplumsal bağlamda özellikle gençler açısından taşıdığı riskler de gözetildiğinde, mezkur yayındaki şiddet sahnelerinin şiddeti olağanlaştırdığı, yöntem öğretici nitelikte olduğu, özendirici ve model oluşturucu biçimde sunulduğu ve bu sunumun izleyicilerin söz konusu durumları normalleştirmelerine, içselleştirmelerine ve şiddetin gerçek dünyada yer bulmasına yol açabilecek etkilere sebep olabileceğinden mezkur yayında bahsedilen sahnelerinin şiddeti özendirici ve kanıksatıcı nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ş) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Anılan yayın kuruluşu hakkında;
6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ş) bendinin ihlali nedeniyle; Kanun’un 32’inci maddesinin birinci fıkrası hükmü uyarınca, ihlalin ağırlığı, ihlalin mahiyeti, anılan madde ile korunmak istenen kamusal menfaat göz önünde bulundurularak, %2 oranında idari para cezası uygulanmasına karar verilmesi takdir edilmiştir.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun'un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ş) bendinde yer alan; Yayın hizmetleri "Şiddeti özendirici veya kanıksatıcı olamaz." ilkesinin ihlali nedeniyle;
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bu Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (d), (f), (g), (ğ), (h), (n), (ö), (s), (ş) ve (t) bentlerindeki yayın hizmeti ilkelerine ve aynı maddenin dördüncü fıkrasına aykırı yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara, ihlalin ağırlığı ve yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde ikisinden beşine kadar idarî para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz. Ayrıca, idarî tedbir olarak, ihlale konu programın yayınının beş keze kadar durdurulmasına, isteğe bağlı yayın hizmetlerinde ihlale konu programın katalogdan çıkarılmasına karar verilir. İhlalin mahiyeti göz önünde bulundurularak, bu fıkra hükümlerine göre idarî para cezası ile birlikte idarî tedbire karar verilebileceği gibi, sadece idarî para cezasına veya tedbire de karar verilebilir.” hükmü uyarınca, idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Mart 2026 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 729.963.071,54 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, yüzde iki oranı (%2) 14.599.261,00 TL İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) İdari para cezasının tebliğinden itibaren bir ay içerisinde, Üst Kurulun T.C. Ziraat Bankası Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Tek İdare Tahsilat Alt Hesabı TR46 0001 0017 6200 9999 9955 88 no’lu hesabına “6112 sayılı kanunun 32’nci maddesine göre ödenen para cezasıdır” şerhiyle ödenmesi gerektiğinin veya 6112 sayılı kanunun 32’nci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca, tebliğden itibaren en geç onbeş gün içerisinde Ankara İdare Mahkemelerinde dava açılabileceğinin, aynı maddenin 11’inci fıkrası uyarınca 1 ay içerisinde peşin ödeme yapılması halinde, 5326 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca cezanın dörtte üçünün tahsil edileceğinin ve taksitlendirme talebinde bulunulabileceğinin, peşin ödemenin kanun yoluna müracaat hakkını engellemeyeceğinin, en geç 1 aylık süre içerisinde ödenmeyen idari para cezasının, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairesine gönderileceğinin bildirilmesine,
c) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “ (…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir...” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Oy birliği ile karar verildi.


