İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 20.04.2026 tarih ve 45 sayılı yazısına konu NOW logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 04, 11, 18, 25.03.2026 ve 01, 08.04.2026 tarihlerinde saat 21:00’de yayınlanan "Yeraltı" adlı dizi film yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; NOW logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından 04, 11, 18, 25.03.2026 ve 01, 08.04.2026 tarihlerinde saat 21:00’de yayınlanan, derin devlet, yeraltı dünyası, mafya ve uyuşturucu işine bulaşan grup ve çetelerinin yasa dışı faaliyetlerinin konu edildiği, "Yeraltı" isimli dizinin 04.03.2026 tarihli bölümünde, Bozkurt düşmanı Zafer'in evine geldiğinde klasik müzik ve flashback görüntüler eşliğinde Zafer'in adamlarının silahla vurularak öldürülme görüntüleri ekrana getirilmiştir. Sahnenin sonunda Bozkurt bir orkestra şefi gibi davranarak ellerini yana doğru açmıştır….Bozkurt sandalyeye bağlı bir şekilde tutulan Zafer'in karşısına geçmiş ve Zafer'e "kanını dökmeyeceğim diye söz verdim sana. Ben sözümü her zaman tutarım Zafer" demiş ve Bozkurt'un adamı İsmail, Zafer'i telle boğarak öldürmüştür.
11.03.2026 tarihli bölümünde, Sezai ve adamları arabanın içindeyken motosikletli bir grup, aracın içine doğru otomatik silahlarla ateş açarak Sezai ve adamlarını öldürmüşlerdir…Azize, kardeşi Sezai'yi Bozkurt'un öldürdüğünü düşünmektedir. Azize daha önce ölümden kurtardığı Adem'i de yanına alarak Bozkurt'un evine gelmiştir. Bozkurt, Sezai'yi öldürmediğini söylemiş ve "Sizin huzurunuzda kendisine de söylemiştim, ölürüm, öldürürüm, satmam, sattırmam." demiştir. Azize ise "Senin adamların var, ölürler, öldürürler. Sen benim ölecek adamım mı yok zannediyorsun." demiş ve Adem'e seslenmiştir. Adem ise cebinden silahı çıkarıp kendi kafasına tutmuştur. Azize "Öl Adem" demiş, bunun üzerine Adem kendi kafasına sıkmış ve ölmüştür.
18.03.2026 tarihli bölümünde, Bozkurt'un adamı İsmail bir araba galerisinin deposunda elleri bağlı, ağızları bantlı ve dövülmüş bir halde sandalyede oturtulan 3 kişinin birine elindeki levye ile vururken Bozkurt ve adamları içeri girmiştir. Bozkurt adamlara bu işi neden yaptıklarını sorunca İsmail araya girmiş ve para karşılığında mahallede uyuşturucu satışı yaptıklarını söylemiş ve adamlardan birine tokat atmıştır. Bozkurt "Nasıl yapar bir insan bunu, kendi insanına, kendi komşusuna, kendi arkadaşına nasıl yapar bu kötülüğü" demiştir. Bozkurt daha sonra İsmail'e dönüp "Kimle birlik olmuşlarsa kapılarının önüne atarsın" demiş ve İsmail 3 adamın da göğsüne ikişer el ateş edip öldürmüştür…Azize'nin adamları öldürdükleri kamyon sürücüsünü yola koymak suretiyle İsmail ve oğlunu tuzağa düşürmüşlerdir. İsmail ve oğlu yoğun ateş altındayken Haydar Ali ve Bozkurt'un adamları yetişmiş ve teker teker adamları vurup öldürmüşlerdir…Bozkurt'un adamı Yavuz, Merdan'ı öldürmek isteyen 3 kişiyi yakalamış ve otoparkta elleri bağlı ve diz çökmüş bir vaziyette onlara bunu kimin emrettiğini sormuştur. Adamlar Hülya Hanım'ın emir verdiğini söyledikten sonra Yavuz her birinin kafasına silahla ateş ederek onları öldürmüştür.
25.03.2026 tarihli bölümünde, Bozkurt'u öldürmek isteyen Mesut'un adamları Bozkurt ve eşi Ceylan restorandan çıkarken ateş etmişler, Bozkurt'un adamı Efraim vurulmuştur. Bozkurt olayı uzaktan takip eden Mesut'un arabasına doğru ateş etmiş, şoförünü kafasından vurarak öldürmüş, arka koltukta oturan Mesut'un kafasını arabanın kapısının kapandığı yere koymuş ve defalarca kapıyı açıp kapatmak suretiyle onu öldürmüştür.
01.04.2026 tarihli bölümünde, Bozkurt'un kardeşi Paşa ile Bozkurt'un adamları Okan'ın malikanesini basmış ve Okan ve adamlarını silahla teker teker vurup öldürmüşlerdir…Bozkurt ve adamları uyuşturucu çetesinin başındaki Harun'u yakalamışlar ve Bozkurt ve Haydar Ali'nin bulunduğu depoya elleri bağlı ve ağzı bantlı şekilde getirmişlerdir. Bozkurt'un adamları Harun'u sandalyenin üzerine çıkarmışlar ve boynuna urgan geçirmişlerdir. Bozkurt "Bu illet adamı öldürür Harun, sana söylemediler mi? Hadi onları takmadın. beni de mi takmadın? Ben beni takmayanın boynuna urganı takarım Harun." demiş ve adamlarına gözüyle işaret vermiş ve oradan ayrılmıştır…Paşa odaya döndüğünde sevgilisi Pınar'ı göğsünden vurulmuş halde yerde yatarken bulur. Azad ve adamı Paşa'yı vurmak üzereyken Haydar Ali ve Bozkurt yetişmiş ve Azad ve adamını öldürmüşlerdir ancak Pınar ölmüştür.
08.04.2026 tarihli bölümünde ise, Haydar Ali, kardeşi Melek ve Bozkurt'un adamlarının eğlenmeye gittikleri bir mekanda başka masada oturan kişilerin Melek'e saygısızlık yapmaları üzerine Bozkurt'un kardeşi Paşa, kaptığı şişeyi karşı gruptaki bir adamın kafasında kırmıştır ve boynunu sıkmıştır. İki grup birbirleri ile yumruklaşmışlardır…Bozkurt'un amcası Don Çiçi ve adamları özür dilemeye geldikleri Hamit'in kendilerine saygısız davranması nedeniyle çıkışta adamları teker teker vurmuşlar ve Don Çiçi bagajdan aldığı uzun namlulu silahla işyerine doğru ateş açmıştır.
Hayatımızın her alanını sarmış olan medya, sahip olduğu bütün yazılı ve görsel-işitsel organlarıyla bizi her an etkisi altına alabilmektedir. Yazılı ve görsel medyada işlenen konular toplumun içinden, toplumun ilgi göstereceği, merak edip izleyeceği, okuyacağı, dinleyeceği türden konulardır. Bu yüzden medya sürekliliğini sağlamak için ulaştığı kitlenin kültürünü kullanmakta ve bu kültür üzerinde değişim, gelişim gücüne sahip olmaktadır. Medya, bu kültür kullanımını gerçekleştirirken temel amacı izlenebilirliktir. Şiddet olgusu da insanın doğasında var olması ve ilgi çekici, merak uyandıracak bir konu olması nedeniyle medya tarafından sıkça başvurulan konular arasındadır. Şiddet olaylarının artmasında da öncelikli etmen medyadır. Medyanın şiddeti yoğun bir şekilde konu edinmesiyle tüm dünya, giderek daha fazla şiddetle dolmaktadır. Medya, bunu da en iyi televizyon aracılığıyla yapmaktadır.
Dizilerde şiddete yeni teknoloji ve efektlerle gerçeğin ötesinde bir estetik kazandırılmıştır. Şiddetin estetikleştirilmesi onu daha katlanılabilir ve eğlenceli kılmaktadır. Öyle ki, şiddet sahneleri karakter, konu ya da olaylar dizisinden daha önemli ve etkili bir hale gelmiştir. Şiddet özellikle televizyonla beraber temsili farklılaştırılarak, estetize edilerek ve yoğunluğu günden güne artırılarak izleyiciye sunulmaktadır.
İçi boşaltılmış ve otantikliğinden sıyrılmış şiddet art arda gelen milyonlarca tür içerikle birlikte tüketilmektedir. Bir aracı vasıtasıyla maruz kaldığımız soyut hale getirilmiş şiddet; olumlu davranışları, empatiyi ve şiddete gerçek hayatta fizyolojik reaksiyon vermeyi olumsuz anlamda etkilemektedir. Bir uyarana karşı bilişsel, duygusal ve nihayetinde davranışsal tepkilerin azalması veya ortadan kalkması olarak tanımlanan duyarsızlaşmanın sıklıkla şiddet içeren görüntülere maruz kalan bireylerde gerçekleşmesi kaçınılmazdır. Duyarsızlaşma meydana geldiğinde ahlaki değerlendirme süreci de bozulur. Çünkü birey değerlendirme sürecini başlatmak için gerekli olan işaretleri algılayamaz ve bunlara cevap veremez. Sonuçta eylemlerin gerçekleştirilmesi aşamasında eylemlerin ahlaki boyutu göz ardı edilebilmektedir. Empati yani ötekinin halini anlamak ahlaki değerlendirme süreci için kritiktir. Ekranlar marifetiyle sürekli maruz kaldığımız şiddet duyarsızlaşma ve empati duygusunun körelmesine yol açabilmektedir. Duyarsızlaşma sonucu; korku, endişe, kaygı, nefret, şiddet, saldırganlık ve gerginlik gibi duyguların azalması, şiddet içeriğini takip eden veya maruz kalan için bir süre sonra zevk aracı haline gelebilmektedir. Bazıları için şiddeti izlemek eğlencelidir ve şiddet her ne kadar öfkeyi tetiklese de bu kaygı hâline kadar ilerleyememektedir. Tam tersine ne kadar çok şiddet içeriği izlenirse o kadar çok şiddete bağımlı hale gelinmektedir. Araştırmalar şiddet edimlerine dolaysız olarak ya da medya aracılığıyla aşırı ölçüde maruz kalmanın, şiddet içeren olaylara karşı normal duygusal tepkileri psikolojik bir donukluğa ve boşluğa dönüştürdüğünü saptamaktadır. Bu etkinin derecesi özellikle medyadaki şiddet içerikli mesajlar, şiddetin haklı görülebilir olduğunu öğrettiğinde daha da artmaktadır. Özetle medyada şiddet, gerçek dünyadaki şiddete ilişkin fiziksel tepkileri azaltmaktadır. Çocuklar için ilk defa izlediklerinde sıra dışı olan şiddet görüntüleri tekrar tekrar sunulduğunda sıradanlaşabilmektedir. İnsanlar kan ve şiddet gördüğünde kalp atışları artması, terleme, rahatsızlık hissetme gibi olumsuz duygusal tepkiler verebilmektedir. Ancak şiddete maruz kalma tekrar ettiğinde tepkiler sıradanlaşır ve insanlar duyarsızlaşır. Televizyonda şiddetin gösterimi birçok insanın içine, bir güvensizlik, bağımlılık ve korunma talep etme duygusu ekmekte ve televizyondaki şiddet gösteriminin nicel çokluğu, saldırgan davranışların normal olduğu fikrini teşvik ederek izleyicileri bu gibi davranışlara karşı duyarsızlaştırmaktadır. Türk Psikologlar Derneği duyarsızlaşma konusundaki görüşlerini şu şekilde ifade etmiştir: “Şiddet karşısında bir süre sonra duyarsızlaşma geliştiği ve bunu izleyen aşamada, sinme ve boyun eğme davranışlarının ortaya çıktığı da bilimsel bir gerçektir. (…) Çocukların, dünyayı ve olayları yetişkinler gibi değerlendiremeyecekleri açıktır. (…) Şiddet adeta olağan, sıradan ve hayatın bir parçası olarak gösterilmektedir. Bu da bir süre sonra, toplumların şiddete karşı duyarsız kalmalarına ve şiddet içeren olayların sıklığının giderek artmasına neden olmaktadır.” Televizyonun izleyicilere hemen hemen her türlü şiddeti ekranlardan sunarak filmlerin, dizilerin potansiyel bir şekilde şiddeti harekete geçirdiğini öne süren teorilerin haklılıkları toplumdaki bazı olaylarda açık bir şekilde görülmektedir. Örneğin, bir lise öğrencisinin Mart 2009’da “başının kesilerek öldürülmesi” olayı, C. G. adlı zengin bir aile çocuğunun seyrettiği “Sevgililer Günü Katliamı” adlı filmden çok etkilenerek kız arkadaşını kasten, eziyet ederek ve acı çektirerek öldürmesi, yine 2015 yılında Mersin’de 20 yaşında genç bir üniversite öğrencisine yönelik işlenen cinayetten dört gün önce katilin “Fatmagül’ün Suçu Ne” dizisini izlediğini belirtmesi şiddet içerikli dizi/filmlere ilişkin daha dikkatli olunması gerektiğini düşündürmüştür. Televizyonda yayınlanan dizi/filmlerin birçoğunda öldürme, yaralama, taciz, kaba kuvvet, hakaret, nefret söylemleri, onur zedeleme ve/veya aşağılama gibi şiddetin her türlüsü izleyicinin ya tepkisini ya da ilgisini çekmektedir. Diğer yandan “kullanıma hazırlama kuramı”na göre ise şiddet içerikli televizyon programları, izleyiciler üzerinde saldırgan düşünceleri tetikleyerek bunları eyleme dönüştürme potansiyeline sahiptir. Yukarıdaki elim olaylardan da anlaşılacağı üzere kurgusal yapımlardaki şiddet içerikli sahnelerin yalnızca ekranlarla sınırlı kalmadığı gerçek hayata da yansımalarının olduğu görülmektedir.
Medyadaki şiddetin etkilerini açıklamak için üretilmiş kuramlardan biri olan kısıtsızlaştırma kuramına göre ise medyada yer alan şiddet içeriklerine maruz kalmak belirli durumlarda bireylerin şiddete yönelik saldırganlık eylemlerini dizginleme iradelerini zayıflatmaktadır. Buradaki temel değişken; televizyondaki şiddetin ödüllendirildiği, televizyondaki şiddet temsiline benzer uyaranların insanın çevresinde ortaya çıktığı ve çevrede daha önce izleyiciyi kışkırtmış veya izleyiciye zarar vermiş bir hedefin bulunduğu durumlardır. Böyle durumlarla karşılaşıldığında, kişilerarası ilişkilerde insanların saldırgan davranışlarda bulunma olasılığı televizyondaki şiddet içeriğiyle bağlantılı olarak artmaktadır. Kısıtsızlaştırma teorisi, şiddet barındıran medya içeriklerinin bireylerde bir diğer bireye karşı agresif tutum sergileme potansiyeline dair “engel olma” dürtüsünü bastıramamakta ve bireyi şiddete karşı kayıtsızlaştırmaktadır. Bu açıdan değerlendirildiğinde medya, şiddeti bir araç olarak kullanmak suretiyle bireylerin kişiler arası iletişim standartlarında şiddeti kabul edilebilir bir yöntem olarak şekillendirmesine olanak tanımakta ve öğretici bir kanal niteliği taşımaktadır.
Ekranda yansıtılan şiddetin öğrenilmesi ve şiddet içerikli programların yoğun olarak izlenmesi, öğrenilen davranışın pekiştirilerek kalıcı hale gelmesi, çocuklar açısından büyük tehlike oluşturmaktadır. Uzmanlar tarafından özellikle çocukların, televizyonda izlediği şiddet içerikli programlardaki kahramanları model aldıkları ifade edilmektedir. Çocuk ve gençlerin bu kahramanlarla aralarında özdeşim kurmaları ve davranışlarını benimseyerek onaylamaları sonucu bu davranışları kendi yaşamlarında kalıcı bir tutum haline dönüştürdüğü bilinen bir gerçektir. Çocukların örnek aldığı kişi veya kahramanların değer yargıları, davranış kalıpları, sorunları çözme biçimleri, çocuğun hafızasına derin bir şekilde yerleşmektedir. Özdeşleşme modeli olarak seçilen kişinin çocuk üzerinde önemli bir etkisi olmaktadır. Şiddete eğilimli bir model ile özdeşleşen çocuğun davranışları, genellikle özdeşleştiği kişinin davranış kalıplarına uygun olarak saldırgandır. İlk çalışmalarda sosyal öğrenme paradigması oluşturulmuş olan çalışma, çocukların gözlem ve taklit yoluyla öğrendiğini ortaya koymuştur. Çalışma, çocukların taklit yoluyla öğrenme düzeylerini test etmiştir. Çalışma, saldırgan yetişkin modelleri ile karşılaşan çocukların bu davranışları tekrarlayacakları ve modellerine benzeyecekleri yani diğer çocuklara göre daha saldırgan olacakları öngörüsüne dayanmaktadır. Saldırgan örnekleri izleyen deney grubundaki çocuklar, yetişkin modelin saldırgan davranışlarını gerçekleştirirse taklit yoluyla öğrenmenin gerçekleşeceğini ifade etmektedir.
Toplum tarafından kabul gören veya makul görülen şiddet “meşru” olarak algılanmaktadır. Şiddet meşru algılanıp yaşam biçimi olarak benimsendiğinde bir sorun çözme aracı olarak onay görür ve gittikçe büyüyen bir duyarsızlıkla hayatın her alanına sızar ve bu durum bir şiddet kültürü yaratır. Toplumsal kademelerde şiddetten başka hiçbir şeyin başarı getirmeyeceği görüşünün hâkim olması ile şiddet her alana yayılır. Kendini önemsiz hisseden birey şiddet ile hayatını olumsuz kılan her şeyin üstesinden geleceğine inanır. Televizyon yayınlarında şiddetin ödüllendirilmesi, kınanmaması ve cezalandırılmaması şiddetin meşrulaştırılmasına yol açmaktadır. Saldırgan davranışların ve şiddet eylemlerinin uyarıcı nitelik taşıması, engellerin aşılmasında, sorunların çözümünde kullanılması, eylemi yapan insanın haklı olması, ödüllendirilmesi, eleştirilmemesi, kınanmaması, cezalandırılmaması, bu davranışların ve eylemlerin artmasına, yayılmasına yol açar.
Medyada şiddet üzerine nicelik araştırması yapan kimi çalışmalarda, bir çocuğun 18 yaşına gelene kadar 200 bin civarı şiddet ve 16 bin öldürme sahnesi gördüğü belirtilmektedir. Medya ve dizi-film sektörü; birçok sosyolojik gruba karşı şiddeti meşrulaştırmaktadır. Özellikle büyük bölümünü çocuk ve gençlerin oluşturduğu milyonlarca insan tarafından izlenen popüler kültür ürünleri toplumsal yapıya onarılmaz zararlar vermektedir. Bu zararlar şöyle sıralanmaktadır: 1.Medyadaki şiddet içeren görüntüler saldırgan davranışların oranını artırmaktadır. 2. Şiddetin günlük ve sıradan bir olgu olarak algılanmasına neden olmaktadır. Medyadaki şiddet yüzünden; a. Günlük yaşamın en sıradan anlarında sürekli şiddet görüntüleriyle karşı karşıya kalan insanlar şiddete karşı duyarsızlaşmaktadır. b. Güce dayalı ilişkiler idealleştirilmektedir. c. Anlatıların içeriği değersizleşmekte ve anlamsızlaşmaktadır.
Normal şartlarda suç ve şiddet, toplumda dışlanma ve ceza ile sonuçlanırken; dizilerde bu eylemler karakterin gücünü, zenginliğini ve saygınlığını artıran unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Şiddet olgusu, zorlu yaşam şartlarıyla değil de; lüks arabalar, şık takım elbiseler, geniş bir çevre ve sınırsız güçle ilişkilendirildiğinde, özellikle kimlik arayışındaki gençler için tehlikeli birer "rol model" haline gelme potansiyeli barındırmaktadır. Bu rol modelleri içselleştiren gençlerin zihinlerinde "çalışarak, eğitim alarak kazanmak" yerine, kısa yoldan statü sahibi olmak fikri yerleşebilmekte; bunun sonucu olarak gençler nezdinde emek ve liyakat değer kaybederken, hayatta kabul görmek ve güçlü olmak için kaba kuvvetin bir çözüm olduğu algısı oluşmaktadır. Şiddet içerikli ve mafya temalı dizilerin kurgularında mafyatik karakterler genellikle kendi adaletlerini kendileri sağlayan, devletin veya hukukun yetersiz kaldığı yerlerde kendi güç mekanizmalarını devreye sokan ve bu mekanizmaların işlemesi sonucunda çevrelerinden aslında hiç hak etmedikleri bir ilgi, destek veya hayranlık gören karakterler olarak işlenmekte; bu durum da toplum nezdinde şiddet olgusuna sahip olanın güçlü, değerli veya saygı gösterilmeye layık olduğu algısını perçinleyerek bireylerin iç dünyalarında bu özelliklere sahip olmanın değerli bir durum olduğu inancının yerleşmesine yol açmaktadır. Diğer yandan bu durum özellikle gençlerde hukuk devletine olan güveni sarsarak sorunların çözümünde mahkemeler veya diyalog yerine, kişisel hesaplaşmaların ve şiddetin daha etkili olduğu düşüncesinin yaygınlaşması potansiyelini ön plana çıkartmakta; ayrıca dizi senaryolarında suç işleyen karakterlerin sıklıkla "ailesini koruyan", "delikanlı" veya "mağdur edilmiş" kişiler olarak gösterilerek sempatikleştirilmesi gençlerin bu karakterlerin kötü davranışlarını görmezden gelip onların tarzını, konuşmasını ve tavırlarını taklit etmesi suç dünyasının jargonunun ve davranış biçimlerinin okul bahçelerine kadar sızmasına neden olmaktadır. Günümüzde zenginlik ve güçle birleşen silahlı imaj özellikle genç izleyiciler nezdinde bir tür dokunulmazlık algısı yaratarak sosyal ilişkilerde uzlaşmacı olmak yerine, dizideki kahraman gibi baskın gelme, geri adım atmama veya en ufak bir tartışmayı onur meselesi haline getirerek şiddete başvurma eğilimini artırarak akran zorbalığının ve sokaktaki bireysel silahlanma arzusunun temel motivasyonlarından biri haline gelmektedir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, çatışma sahneleri, infaz görüntüleri, psikolojik ve fiziksel şiddet sahnelerinin sürekli ve yoğun olarak yer aldığı ihlale konu dizide şiddet sahnelerine yoğun bir şekilde yer verildiği, şiddetin çözüm yöntemi olarak sunulduğu, suç ve şiddet failinin cezalandırılmadığı, şiddete başvuran ana karakterlerin gençler tarafından rol model olarak benimsenebilecek nitelikte güçlü ve karizmatik karakterler olarak sunulduğu, şiddetin adeta zenginlik, saygınlık ve itibarın kaynağı olarak gösterildiği ve şiddetin estetize edildiği, şiddete karşı gerçeklik algısının bozulduğu, şiddetin acımasız, yıkıcı ve insan hayatını etkileyen olumsuz sonuçlarının göz ardı edildiği, şiddetin bireyler üzerindeki ağır psikolojik etkileri ve hukuki sonuçlarının ortaya konulmadığı, bir başka ifade ile şiddet mağdurlarının yaşadığı acıların izleyiciye yansımadığı ve göz ardı edildiği, bu bağlamda şiddete karşı bir duyarsızlık oluşarak izleyici tarafından şiddet mağduru ile bir empati kurulmadığı gibi aksine şiddeti gerçekleştiren karakterlerin özendirici birer rol model haline getirildiği, dolayısıyla mezkur yayında bahsedilen sahnelerinin şiddeti özendirici ve kanıksatıcı nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ş) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Anılan yayın kuruluşu hakkında;
6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ş) bendinin ihlali nedeniyle; Kanun’un 32’inci maddesinin birinci fıkrası hükmü uyarınca, ihlalin ağırlığı, ihlalin mahiyeti, anılan madde ile korunmak istenen kamusal menfaat göz önünde bulundurularak, %2 oranında idari para cezası uygulanmasına karar verilmesi takdir edilmiştir.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun'un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ş) bendinde yer alan; Yayın hizmetleri "Şiddeti özendirici veya kanıksatıcı olamaz." ilkesinin ihlali nedeniyle;
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bu Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (d), (f), (g), (ğ), (h), (n), (ö), (s), (ş) ve (t) bentlerindeki yayın hizmeti ilkelerine ve aynı maddenin dördüncü fıkrasına aykırı yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara, ihlalin ağırlığı ve yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde ikisinden beşine kadar idarî para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz. Ayrıca, idarî tedbir olarak, ihlale konu programın yayınının beş keze kadar durdurulmasına, isteğe bağlı yayın hizmetlerinde ihlale konu programın katalogdan çıkarılmasına karar verilir. İhlalin mahiyeti göz önünde bulundurularak, bu fıkra hükümlerine göre idarî para cezası ile birlikte idarî tedbire karar verilebileceği gibi, sadece idarî para cezasına veya tedbire de karar verilebilir.” hükmü uyarınca, idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Mart 2026 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 543.095.320,02 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, yüzde iki oranı (%2) 10.861.906,00 TL İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) İdari para cezasının tebliğinden itibaren bir ay içerisinde, Üst Kurulun T.C. Ziraat Bankası Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Tek İdare Tahsilat Alt Hesabı TR46 0001 0017 6200 9999 9955 88 no’lu hesabına “6112 sayılı kanunun 32’nci maddesine göre ödenen para cezasıdır” şerhiyle ödenmesi gerektiğinin veya 6112 sayılı kanunun 32’nci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca, tebliğden itibaren en geç onbeş gün içerisinde Ankara İdare Mahkemelerinde dava açılabileceğinin, aynı maddenin 11’inci fıkrası uyarınca 1 ay içerisinde peşin ödeme yapılması halinde, 5326 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca cezanın dörtte üçünün tahsil edileceğinin ve taksitlendirme talebinde bulunulabileceğinin, peşin ödemenin kanun yoluna müracaat hakkını engellemeyeceğinin, en geç 1 aylık süre içerisinde ödenmeyen idari para cezasının, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairesine gönderileceğinin bildirilmesine,
c) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “ (…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir...” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Oy birliği ile karar verildi.


