İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 07.04.2026 tarih ve 24 sayılı yazısına konu ULUSAL 1 logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 31.03.2026 tarihinde saat 12:01’de yayınlanan "Gündemin Nabzı" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in Vatan Partisi İstanbul İl Merkezinde düzenlemiş olduğu basın toplantısının canlı olarak yayınlandığı, sunuculuğunu Bengü Kantekin’in yaptığı "Gündemin Nabzı" adlı haber bülteninde, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek tarafından ilgili canlı yayında; “…Peki şunu da açıklayın, Azerbaycan’dan yola çıkan kargo uçağımızı İsrail’in vurduğunu da açıklasanıza! Niye raporu gizliyorsunuz? Bakın ta kaç ay oldu Azerbaycan’dan kalkan bizim kargo C-130 kargo uçağımızı İsrail indirdi 35 subayımızı şehit etti efendim şehitlerin kanı falan filan üzerine edebiyatlar yapmakta hiç kimse sizle yarışamaz ama 34 subayımızı İsrail'in şehit ettiğini Türk milletine açıklayamıyorsunuz. Hâlâ rapor çıkacak. O raporun peşindeyiz çok açık söyleyelim. O raporu gizleyemezsiniz! O raporu açıklayacaksınız! Çünkü o rapor geçmişe dair bir rapor değildir geleceğe dair bir rapordur. O rapor Türkiye’nin düşmanları kim? Türkiye’yi kim tehdit ediyor bunları ortaya koyacak… Yine misafir olarak ülkemizi ziyaret eden Libya Genelkurmay Başkanı’nın uçağını da İsrail düşürdü hem de Ankara semalarında işte Polatlı’nın üzerinde Ankara il semalarında düşürdü. Onu da açıklayamıyorsunuz...” şeklinde ifadelere yer verilmesi nedeniyle, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan; "Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz…." ilkesinin ihlal edildiği gerekçesiyle yaptırım uygulanması yönünde “oy çokluğu” ile alınan karara karşı oy kullandım.
KARŞI OY KULLANMA GEREKÇELERİM AŞAĞIDA BELİRTİLMİŞTİR:
Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp, anayasal güvence altında olduğu rejimlerdir. Ayrıca basın ve ifade özgürlüğünün hangi ölçüde kullanıldığı, demokrasilerin niteliği açısından önemli göstergelerden biridir.
Basın ve ifade özgürlüğüne yönelik müdahalelerin, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun şekilde; ölçülü olması, bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve en son çare niteliğini taşıması zorunludur.
Medya hizmet sağlayıcı kuruluşların, düşünceyi açıklama ve halkın haber alma hakkının kullanılması açısından önemi dikkate alındığında; Üst Kurulun denetim görevini yürütürken, çok hassas ve adil davranması, hak ve özgürlüklere müdahalede sağlam hukuki gerekçelere dayanması ve ölçülü olması zorunludur. Aksi halde çok sesliliği sağlamak, toplumun özgürce kanaat oluşturmasına katkı sunacak ortamı kurmak mümkün olmayacaktır.
“ULUSAL 1” logolu medya hizmet sağlayıcıda, 31.03.2026 tarihli "Gündemin Nabzı" adlı programda, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in Vatan Partisi İstanbul İl Merkezinde düzenlemiş olduğu basın toplantısının canlı olarak yayınlanması esnasında sarf ettiği bazı ifadelerin, ““Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak…” gerekçesiyle Üst Kurul çoğunluğu tarafından kuruluşa yaptırım uygulanmış, basın ve ifade özgürlüğüne müdahalede bulunulmuştur.
1- Ülke gündeminde yer alan olayların, siyasal aktörler tarafından değerlendirilmesi ve sorgulanması, kamu yararı ilkesinin doğal bir gereğidir ve siyasi parti temsilcilerinin iddia ve açıklamalarının kamuoyuna aktarılması da basının haber verme yükümlülüğü kapsamındadır. Bahse konu yayında da; bir siyasi parti başkanı tarafından partisinin il merkezinde düzenlenen basın toplantısının, canlı olarak ekrana taşınması nedeniyle yaptırım uygulanmıştır. Medya hizmet sağlayıcılarının kamusal tartışmaya katkı sunan bu tür yayın faaliyetleri nedeniyle yaptırıma tabi tutulması, hakkaniyet ilkesiyle bağdaşmadığı gibi demokratik toplum düzeninin gerekleriyle de örtüşmemektedir.
Özellikle; siyasi parti liderlerinin, canlı olarak yayınlanan basın toplantılarında dile getirdikleri iddiaların kamuoyuna aktarılması nedeniyle medya hizmet sağlayıcıların cezalandırılması; kuruluşlarının siyasi açıklamalara yönelik canlı yayın yapma iradesini sınırlandırabilecek, farklı görüş ve düşüncelerin kamusal alanda görünürlüğünü azaltma riski doğuracak, otosansürü besleyecek, ifade ve basın özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki yaratacak ve televizyon ekranlarında çoğulcu tartışma ortamını zayıflatacaktır.
Zira medya, özellikle kamu yararını ilgilendiren konularda, halkın haber alma ve bilgi edinme hakkı doğrultusunda kamusal otoritenin denetlenmesine katkı sağlamakla yükümlüdür ve bu işlev, demokratik hukuk devletlerinde anayasal güvence altındadır.
Üst Kurul aldığı bu kararla, bir yandan bir siyasi parti genel başkanının ifade özgürlüğü ile siyasi tartışma özgürlüğüne, diğer yandan da medyanın kamuoyunu bilgilendirme hak ve özgürlüğüne ve en önemlisi halkın haber alma hakkına müdahale etmiştir. Bu yönüyle yaptırım kararı rasyonel ve hakkaniyetli değildir.
Ayrıca karar, 6112 sayılı Kanun ile Üst Kurula verilen düşünce çeşitliliği ve haber alma özgürlüğünün sağlanması yükümlülüğüne de aykırılık oluşturmaktadır.
2- Siyasetçiler tarafından; kamuoyunu yakından ilgilendiren süreçlerin aydınlatılmasına yönelik olarak bir takım iddiaların ve soruların gündeme taşınması, iddiaların muhatabı olan siyasetçiler ve kamu kurumlarının yanıt verme olanaklarının bulunduğu da dikkate alındığında, beklenen ve olağan bir durumdur. Buna rağmen; siyasetçilere gündeme taşıdıkları konular için “ispat yükümlülüğü” getirilmesi; bu gerekçe ile medya hizmet sağlayıcı kuruluşların yaptırıma uğraması, demokratik sistemlerin temeli olarak sayılan siyasi tartışma özgürlüğüne ölçüsüz bir darbe olacak, basın ve ifade özgürlüğünü ortadan kaldıracaktır.
Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları temel alındığında; etkili cevap verme olanakları bulunan kamu yöneticileri ve kamu kurumlarına yönelik eleştirilerde de ifade özgürlüğünün daha geniş yorumlanması gerektiğine kuşku yoktur. Ayrıca siyasi tartışma özgürlüğünün özel güvence altına alındığı ve siyasi tartışma özgürlüğünün, demokratik sistemlerin temel ilkesi olarak nitelendirildiği bilinmektedir.
Gerek uzman raporunda, gerek raporu esas alan Kurul Kararı’nda; siyasi parti genel başkanının basın toplantısında yaptığı açıklamaların canlı yayınlanması, haber kategorisinde irdelenmiş ve “soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz” ilkesi üzerinden yaptırım yoluna gidilmiştir.
Söz konusu bir canlı yayındır ve bir siyasi parti genel başkanının gündeme ilişkin değerlendirmeleri aktarılmaktadır. Medya hizmet sağlayıcı kuruluşun, siyasi parti genel başkanının ifadelerini değerlendirebilmesi, canlı yayın sırasında yayını durdurması veya konuşmacının sözünü kesmesi ya da müdahale edebilmesi mümkün değildir.
Bu yönüyle de canlı yayınlanan basın toplantısında gündeme getirilen iddia ve soruların, ifade özgürlüğü kapsamında yürütülen bir siyasi tartışmanın parçası olarak ele alınması yerinde olacaktır.
3- Bu noktada; önceki yıllarda siyasi parti liderlerinin konuşmalarını CANLI yayınlayan kuruluşlara, Üst Kurul tarafından uygulanan, ancak DANIŞTAY tarafından uygun bulunmayan yaptırımların mahkeme süreçleri, konunun hukuki boyutunu aydınlatıcı nitelikte olacaktır.
Dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu; 24.05.2022 tarihinde twitter üzerinden açıklamalarda bulunmuş, bazı medya hizmet sağlayıcılar tarafından bu açıklamalar canlı olarak ekrana getirilmiş, ancak canlı yayındaki bazı ifadeler nedeniyle, Üst Kurul tarafından kuruluşlara yaptırım uygulanmıştır.
Üst Kurulun 30.05.2022 tarihli ve 2022/22 sayılı toplantısında; 9 No.lu kararla TELE 1’e, 10 No.lu kararla Halk TV’ye, 11 No.lu kararla KRT’ye ve 12 No.lu kararla Flash Haber’e, Ana Muhalefet Lideri’nin açıklamaları dolayısıyla, 6112 sayılı Kanun’un, 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde belirlenen; “Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak…” hükmünün ihlal edildiği gerekçesiyle, idari para cezası verilmiştir.
Kuruluşların mahkeme süreçlerini başlatması üzerine; Üst Kurul tarafından 4 medya hizmet sağlayıcı kuruluşa uygulanan yaptırım kararı da, İdare Mahkemeleri kararlarıyla İPTAL EDİLMİŞ, Üst Kurulun istinaf talepleri Bölge İdare Mahkemesi tarafından reddedilmiş ve Üst Kurulun temyiz istemleri de DANIŞTAY ONÜÇÜNCÜ DAİRE tarafından BİM kararları onanmak suretiyle reddedilmiştir.
İdare Mahkemelerinin, Üst Kurul Kararlarını iptal etme gerekçelerini bir örnekle açıklamak yerinde olacaktır:
Ankara 9. İdare Mahkemesi, E:2022/1786, K:2023/894 sayılı ve 13/04/2023 tarihli kararında; Üst Kurulun 30.05.2022 tarih ve 2022/22 sayılı toplantısında, 9 No.lu kararla “TELE 1” logolu kuruluşa uygulanan yaptırım kararına yönelik, “dava konusu işlemin iptaline” kararını, şu gerekçelerle iptal etmiştir:
“Uyuşmazlıkta; dava dosyasında bulunan bilgi ve belgelerin birlikte incelenmesinden; dava konusu isleme dayanak teşkil eden ifadelerin ana muhalefet partisi liderinin yaptığı açıklamaların aktarıldığı canlı yayına ilişkin olduğu, bu nedenle de dava konusu isleme konu edilen yayının ana muhalefet partisi liderinin açıklamalarının, bilgi ve fikirlerinin izleyici kitlesine aktarılması olduğu, bu bilgi ve fikirlerin aktarılmasının Anayasanın basın hürriyeti, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kapsamında kaldığı, açıklamada geçen ifadelerin ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün araçlarından birinin de eleştiri yapmak olduğu, siyasetçiler tarafından ifade hürriyetinin daha geniş kullanıldığı keza hükumetlere ve siyasetçilere yöneltilen eleştirinin sınırının da diğer kişilere göre daha fazla olduğu, ifade özgürlüğünün sadece memnuniyetle karşılanan zararsız veya önemsiz sayılan; insanların kayıtsız kalabileceği bilgi ve fikirler için değil ayni zamanda demokratik toplumu şekillendiren çoğulculuğun, hoşgörünün ve geniş fikirliliğin doğasında bulunan bir gereklilik olarak sok eden, rahatsızlık veren fikirler için de uygulanması gerektiği dikkate alındığında, programda canlı yayın sırasında kullanılan siyasi nitelikli ifade ve yorumların ifade ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, nitelik ve ağırlığı itibariyle yukarıda aktarılan 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendinde yer alan ilke ve kuralların ihlali olarak değerlendirilemeyeceği anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir.
Nitekim benzer bir uyuşmazlıkta Danıştay 13. Dairesince verilen 20/05/2022 tarih ve E:2021/882, K:2021/1825 sayılı kararı ile Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi'nin 28/02/2023 tarih E:2022/6760, K:2023/1178 sayılı kararı da bu yöndedir.”
Üst Kurul, Ankara 9. İdare Mahkemesi’nin kararı doğrultusunda istinafa başvurmuş ancak, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi (E:2023/3806, K:2023/5096), 27/09/2023 tarihli kararıyla, istinaf talebini reddetmiştir. Nihayetinde DANIŞTAY ONÜÇÜNCÜ DAİRE (Esas No:2023/3827, Karar No:2025/34), 21/01/2025 tarihinde RTÜK’ün temyiz istemini reddederek, BİM kararını onamıştır.
Örnek Danıştay kararları; siyasilerin basın açıklamalarının ekrana taşınmasının; bilgi ve fikirlerin izleyici kitlesine aktarılması olduğu, bilgi ve fikirlerin aktarılmasının Anayasa'nın basın hürriyeti, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kapsamında kaldığı ve bu tarz yayınlar nedeniyle medya hizmet sağlayıcıların yaptırıma uğramasının haksız ve rasyonel olmadığının hüküm altına alınması açısından önem taşımaktadır.
4- Danıştay Onüçüncü Daire tarafından verilen ve aşağıda ayrıntıları yer alan başka bir kararda da; kamu yararını ilgilendiren bir mesele olduğunda, doğrulanmadığı gerekçesiyle canlı yayında ifade edilen hususları sınırlandırabilmenin mümkün olmadığı, kamusal tartışmalara katılan bireylerin ya da bunu yayınlayan kitle iletişim araçlarının yaptırıma maruz kalma endişesi taşımalarının, bireylerin düşüncelerini açıkça ifade etmeleri üzerinde kesintiye uğratıcı bir etki doğurabileceği belirtilmektedir.
Üst Kurulun, 25.03.2020 tarih ve 2020/13 sayılı toplantısında alınan 13 No.lu karar ile “Haber Türk” logolu kuruluşun, 20.03.2020 tarihli “Para Gündem” programında 6112 sayılı Yasa’nın 8/1 (ı) bendinden yaptırım uygulanmıştır.
Kuruluş bu karara karşı mahkemeye başvurmuş, Ankara 10. İdare Mahkemesince verilen 12/11/2020 tarih ve E:2020/976, K:2020/1674 sayılı kararda;
“…Kamu yararını ilgilendiren bir mesele olduğunda kuşku bulunmayan bir kamusal tartışmaya katılmak için bilimsel kesinliğin bir ölçüt olarak aranmayacağı, dolayısıyla salt bilimsel kesinlik bulunmadığı veya doğrulanmadığı gerekçesiyle canlı yayında ifade edilen hususları sınırlandırabilmenin mümkün olmadığı, kamusal tartışmalara katılan bireylerin ya da bunu yayımlayan kitle iletişim araçlarının yaptırıma maruz kalma endişesi taşımalarının, bireylerin düşüncelerini açıkça ifade etmeleri üzerinde kesintiye uğratıcı bir etki doğurabileceği, kişilerin veya televizyonların böyle bir etki altında, ileride düşüncelerini açıklamaktan ve yaymaktan imtina etme riski de barındırdığı, bu durumda, dava konusu yayın nedeniyle idari para cezası uygulanmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.” hükmü verilerek, RTÜK kararı iptal edilmiştir.
RTÜK, anılan mahkeme kararı nedeniyle istinaf yoluna başvurmuş, Ankara BİM 7. İdari Dava Dairesi tarafından, istinaf istemi reddedilmiştir. Süreçte Danıştay Onüçüncü Daire de (E:2021/2226 ve K:2021/2262), 15/6/2021 tarihli kararıyla, RTÜK’ün temyiz istemini reddetmiş ve BİM kararını onamıştır.
5- Demokratik hukuk devletlerinde siyasi partiler, siyasal çoğulculuğun ve denge-denetleme mekanizmasının temel unsurlarındandır. Özellikle siyasi parti liderleri, halk adına iktidarın uygulamalarını sorgulamak, alternatif politika önerileri sunmak ve kamuoyunu bilgilendirmekle yükümlüdür. Bu görev, sadece siyasal bir sorumluluk değil, aynı zamanda anayasal düzende tanınmış meşru bir işlevdir. Bu çerçevede de muhalefet liderlerinin sert, hatta provokatif bulunabilecek açıklamaları dahi, kamu yararına hizmet ettiği ve siyasal tartışma sınırları içinde kaldığı sürece, ifade özgürlüğünün güvencesi altındadır.
Siyasi tartışmalarda ifade özgürlüğünün çerçevesine ilişkin, Anayasa Mahkemesi’nin Tansel Çölaşan Başvurusu’na (B.No: 2014/6128, 7/7/2015) ilişkin kararı örnek niteliğindedir.
Kararda, siyasi tartışma özgürlüğü, demokratik sistemlerin temel ilkesi olarak nitelendirilmiş ve “64- İfade özgürlüğü büyük ölçüde eleştiri özgürlüğünün güvence altına alınmasını hedeflemektedir ve düşüncelerin açıklanması ve yayılması sırasında kullanılan ifadelerin sert olması doğal karşılanmalıdır. Öte yandan siyasi tartışma özgürlüğünün “tüm demokratik sistemlerin temel ilkesi” (bkz. Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 41-42) olduğu göz önüne alındığında diğer ifade türlerine nazaran, başvuru konusu konuşmalardaki gibi siyasal politikaları ve siyasileri eleştiren, siyasi politikaları veya açıklamaları muhalif bir tarzda ele alan siyasi ifade özgürlüğüne ayrıca önem vermek gerekmektedir.
65- Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrası, siyasi ifadeler ile kamuyu ilgilendiren ifadelere yönelik pek az bir sınırlamaya yer vermektedir. Siyasi bir tartışmayı savunmak demokratik toplumun temel bir unsurudur. Bu sebeple zorlayıcı nedenler olmadıkça siyasi ifadeye kısıtlama getirilmemesi gerekir (örnek bir AİHM kararı için bkz. Feldek/Slovakya, B. No: 29032/95, 12/7/2001, § 83).” görüşüyle, siyasi tartışmaya özel güvence getirilmiştir.
Bir siyasi parti liderinin ifadelerine yer verilen bir canlı yayının yaptırıma tabi tutulması; yalnızca basın özgürlüğünü değil, aynı zamanda demokratik kamuoyu oluşumunu da zedelemektedir. Bu bağlamda, Üst Kurul tarafından uygulanan yaptırım, AİHM içtihadında belirlenen “demokratik toplumda zorunluluk” ve “müdahalenin orantılılığı” kriterlerini karşılamamakta; ifade özgürlüğüne ölçüsüz bir müdahale teşkil etmektedir.
Ayrıca gerek siyasi tartışmalarla ilgili yaptırımlar, gerekse de bir siyasi parti genel başkanının açıklamasının canlı yayınlanmasının cezalandırılması, medya hizmet sağlayıcıları farklı siyasi düşünceleri ekrana taşıma konusunda tereddüte düşürecek, otosansürü yaygınlaştıracak, siyasi tartışmanın ve toplumda özgürce kanaat oluşumunun engellenmesi sonucunu doğuracaktır.
Bu nedenlerle, Kurul çoğunluğunun yaptırım uygulanması yönündeki kararı, hukuken isabetli ve haklı değildir, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarıyla da çelişmektedir.
6- Temel hak ve özgürlüklerle ilgili ve yeterli bir gerekçeye dayanmadan yapılan kamusal müdahalelerin, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak kabul edilebilmesi mümkün değildir. Anayasa Mahkemesi, basın ve ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda basına yönelik müdahalelere ilişkin pek çok kararında “Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olma ve Ölçülülük” tanımlaması getirmekte ve çerçeveyi “...temel hak ve özgürlükleri sınırlayan tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamalı ve başvurulabilecek en son çare niteliğinde olmalıdır. Bu koşulları taşımayan bir tedbir, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez” şeklinde çizmektedir (Bekir Coşkun, § 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51).
Anayasa Mahkemesi’nin, Devlet ve iktidar politikaları söz konusu olduğunda ifade özgürlüğünün sınırlarının daha geniş kabul edilmesi gerektiğini hüküm altına alan, Zübeyde Füsun Üstel ve Diğerleri (B. No: 2018/17635, 26/7/2019) başvurusundaki kararı, bu tarz konulara ilişkin yol gösterici bir örnek karar niteliğindedir.
Söz konusu başvuruda AYM; Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiş, “Devlete yönelik eleştirinin sınırlarının bireylere yöneltilen eleştirilere göre çok daha geniş olduğu” ve “Kamu yararına ilişkin konuların tartışılmasına yönelik katkılarına ciddi şekilde engel oluşturacağı muhakkak olan akademisyenler gibi kişilerin, güçlü nedenler olmadan cezalandırılmaması gerektiği” şeklinde hüküm bildirmiştir.
“…Türkiye Cumhuriyeti; vatandaşlarını... fiilen açlığa ve susuzluğa mahkûm etmekte, yerleşim yerlerine ancak bir savaşta kullanılacak ağır silahlarla saldırarak... hemen tüm hak ve özgürlükleri ihlâl etmektedir ...", "... Bu kasıtlı ve plânlı kıyım ...", "... Devletin ... tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesini ...", "... Devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddete hemen şimdi son vermesini ...", "... Bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak sessiz kalıp, bu katliamın suç ortağı olmayacağımızı beyan ediyor ..." ifadelerine yer verilen bildiri ve bildiri gerekçe gösterilerek verilen cezaya ilişkin Anayasa Mahkemesi kararının, “Kamu Otoritelerinin Eleştirilmesi” başlıklı bölümü şu şekildedir:
“104. Kamu otoritelerine veya kamu politikalarına yönelik eleştirilerde Mahkememiz bazı ilkeler benimsemiştir. İlk olarak, sarf edilen bazı görüş ve ifadeler kamu gücünü kullanan organlar nazarında kabul edilemez görülse bile hukukun üstünlüğüne dayanılarak oluşturulan demokratik bir toplumda kurulu düzene, politikalara ve uygulamalara karşı çıkan veya kamu gücünü kullanan organların eylemlerini eleştiren, onları kabul edilemez bulan fikirler serbestçe açıklanmalıdır (Mehmet Ali Aydın, § 69; Ayşe Çelik, § 53).
106. Üçüncü olarak ise kamu otoritelerinin -kamu gücünü kullandıkları için- kabul edilebilir eleştiri sınırlarının özel bireylere nazaran çok daha geniş olduğu unutulmamalıdır. Demokratik bir sistemde, kamu otoritelerinin eylemlerinin ve ihmallerinin yalnızca yasama ve yargı organlarının değil aynı zamanda kamuoyunun da sıkı denetimi altında olduğu her zaman göz önünde bulundurulmalıdır (Ayşe Çelik, § 54; Bekir Coşkun, § 66; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 69).
107. Dördüncü olarak, kamu otoriteleri kendilerine yönelik saldırı ve eleştirilere farklı araçlarla cevap ve tepki verme imkânına sahiptir. Bu imkânların varlığı nedeniyle kamu gücünü kullanan otoriteler haksız sözel saldırılar karşısında -şiddete teşvik içermedikçe- ceza soruşturma ve kovuşturmasına başvurma hususunda kendilerini sınırlandırmalıdır.
Kararın, “Nihai Değerlendirmeler” başlıklı bölümündeki değerlendirmeler şöyledir:
“128. Açıklanan bir düşüncenin salt ağır olması, yetkilileri sert biçimde eleştirmesi, keskin bir dil kullanılarak ifade edilmesi ve hatta tek taraflı, çelişkili ve subjektif olması şiddete tahrik ettiği, topluma, devlete ve demokratik siyasal düzene yönelik olarak bir tehlike ortaya çıkarttığı ve buna bağlı olarak kişileri kanunlara aykırı eylemler yapmaya teşvik ettiği anlamına gelmez.
129. En geniş siyasi özne olan devlete yönelik eleştirinin sınırlarının bireylere yöneltilen eleştirilere göre çok daha geniş olduğunda bir tereddüt olamaz…”
Kararın, “Orantılılık” başlıklı bölümündeki değerlendirmeler ise şöyledir:
“134. Kamu gücünü kullananların eylemleri hakkındaki açıklamaların rahatsız edici de olsa cezalandırılması caydırıcı etki doğurarak toplumdaki ve kamuoyundaki farklı seslerin susturulmasına yol açabilir. Cezalandırılma korkusu, çoğulcu toplumun sürdürülebilmesine engel olabilir (Ergün Poyraz (2), § 79). Bilhassa cezalandırılmaları hâlinde ülkede kamu yararına ilişkin konuların tartışılmasına yönelik katkılarına ciddi şekilde engel oluşturacağı muhakkak olan akademisyenler gibi kişiler güçlü nedenler olmadan cezalandırılmamalıdır (gazeteciler bağlamında bkz. Orhan Pala, § 52; Bekir Coşkun § 58; Ali Rıza Üçer (2) [GK], B. No: 2013/8598, 2/7/2015, § 46).
Anayasa Mahkemesi, kamu otoriteleri, ülke yöneticileri, siyasetçiler, bürokratlar, toplum önderleri söz konusu olduğunda, ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir (Ali Suat Ertosun, B. No: 2013/1047, 15/4/2015, § 66; Zübeyde Füsun Üstünel ve Diğerleri, § 102). Yine başka bir AYM kararında da; siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin, gördükleri işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda oldukları ve bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğu vurgulanmıştır (Ergün Poyraz (2), § 58).
Anayasa Mahkemesi’nin, Emin Aydın Başvurusu (B. No: 2013/2602, 23/1/2014) kararı da, bu tarz içeriklere ilişkin Yüksek Mahkemenin yaklaşımının ortaya konması açısından önem taşımaktadır:
“46. Demokratik bir sistemde, kamu gücünü elinde bulunduranların yetkilerini hukuki sınırlar içinde kullanmalarını sağlamak açısından basın ve kamuoyu denetimi en az idari ve yargısal denetim kadar etkili bir rol oynamakta ve önem taşımaktadır. Halk adına kamunun gözcülüğü işlevini gören basının işlevini yerine getirebilmesi özgür olmasına bağlı olduğundan basın özgürlüğü, herkes için geçerli ve yaşamsal bir özgürlüktür. (bkz. AYM, E.1997/19, K.1997/66, K.T. 23/10/1997), (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Lingens/Avusturya, B. No:9815/82, 8/7/1986, § 41; Özgür radyo-Ses Radyo Televizyon Yapım ve Tanıtım AŞ/Türkiye, B. No: 64178/00, 64179/00, 64181/00, 64183/00, 64184/00, 30/3/2006 § 78; Erdoğdu ve İnce/Türkiye, B. No: 25067/94, 25068/94, 8/7/1999, § 48; Jersild/Danimarka, B.No: 15890/89, 23/9/1994, §31).”
“55. İfade özgürlüğü konusunda devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır. Kamu makamları negatif yükümlülük kapsamında Anayasa’nın 13. ve 26. maddeleri kapsamında zorunlu olmadıkça ifadenin açıklanmasını ve yayılmasını yasaklamamalı ve yaptırımlara tabi tutmamalı; pozitif yükümlülük kapsamında ise ifade özgürlüğünün gerçek ve etkili korunması için gereken tedbirleri almalıdır (benzer yöndeki AİHM görüşü için bkz. Özgür Gündem/Türkiye, B.No:23144/93, 16/3/2000, §43).”
Örnek olarak sunulan Anayasa Mahkemesi kararlarında da görüleceği üzere; iktidar uygulamaları söz konusu olduğunda, medyanın ifade özgürlüğünün daha geniş yorumlanması gerekmektedir.
7- AİHM’nin yerleşik içtihatlarında da belirttiği gibi, hükûmetler kullandıkları kamu gücünden dolayı kendilerine yöneltilmiş en ağır eleştirileri bile hoşgörü ile karşılamak zorundadır. Sağlıklı bir demokrasi, bir hükûmetin yalnızca yasama organı veya yargı organları tarafından denetlenmesini değil, aynı zamanda sivil toplum örgütleri, medya ve basın veya siyasi partiler gibi siyasal alanda yer alan diğer aktörlerce de denetlenmesini gerektirir (AİHM kararı, Castells/İspanya, B. No: 11798/85, Karar tarihi: 23/04/1992, §46). Hükûmetler yalnızca yasama organı ve yargı organlarınca denetlenmemelidirler, hükümetlerin aynı zamanda halk ve kitlesel medya tarafından da denetlenmeleri gerekmektedir (AİHM kararı, Şener/Türkiye, B. No: 26680/95, Karar tarihi: 18/07/2000, §40).
İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun temel taşlarından ve toplumun ilerlemesinin ve bireylerin gelişmesinin temel şartlarından biridir. İfade özgürlüğü sadece hoşa giden ya da insanları incitmeyen veya önemsenmeyen ‘bilgi’ ve ‘düşünceler’ için değil, Devleti veya toplumun herhangi bir kesimini inciten, şoke eden veya rahatsız eden bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Demokratik toplumun olmazsa olmaz koşullarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açık görüşlülük bunu gerektirmektedir (Handyside/Birleşik Krallık, Başvuru No: 5493/72, 07.12.1976).
Yukarıda örneklerini verdiğim ulusal ve uluslararası kararlarda da görüleceği üzere; medya demokratik sistemin işleyişinin göstergesi ve teminatı olarak kabul edilmekte, medyaya yönelik yeterli gerekçeye dayanmayan müdahaleler, basın ve ifade özgürlüğüne aykırı bulunmaktadır. Özellikle kamu yararı bulunan konularda, iktidar uygulamalarına yönelik siyasiler tarafından gündeme getirilen iddialar söz konusu olduğunda, medyanın özgürlük alanı daha geniş çerçevede değerlendirilmektedir.
8- İfade özgürlüğü; insan hakları hukuku belgelerinde ve Anayasalarda, temel haklar ve ödevler kategorisinde, birinci kuşak haklar arasında yer almaktadır. Bu nedenle çoğulcu demokrasilerde ifade özgürlüğü; herkes için geçerli, özüne dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez bir hak ve yaşamsal önemde bir özgürlük niteliğinde, çoğulcu ve Anayasal demokrasilerin temel taşlarındandır. İnsanların serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği fikir ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve serbestisi, ifade özgürlüğü şemsiyesi altındadır ve sadece düşünce ve kanaat sahibi olmayı değil, “düşünce ve kanaatleri açıklama/yayma” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Ayrıca Anayasa’ya göre; ifade tarzları, biçimleri ve araçları da bu özgürlük alanındadır.
Anayasa’nın 25’inci maddesinde “Düşünce ve kanaat hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” ve 26’ncı maddesinde “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” hükümlerinden anlaşılacağı üzere ifade hürriyeti, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile de güvence altına alınmaktadır. Anayasa’nın “Basın Hürriyeti” başlıklı 28’inci maddesinde düzenlenen “Basın hürdür, sansür edilemez.” ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3’üncü maddesinde yer alan “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.” hükümleri ise basın hürriyetinin güvence altına alındığını göstermektedir.
Anayasamızın 90. maddesine göre usulüne uygun şekilde yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bu kapsamda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de kanun hükmünde sayılmaktadır. İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10’uncu maddesinde yer alan “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar...” düzenlemesi ile ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir.
6112 sayılı Kanun’un temel hedeflerinden biri de ifade özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı ile düşünce çeşitliliğinin sağlanmasıdır. Demokrasinin sağlıklı işlemesi için yaşamsal öneme sahip olan basın ve ifade özgürlüğünün etkin bir şekilde kullanılabilmesi için, medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara yönelik düzenleme ve denetim işlemlerinde çok hassas olunması, bu özgürlüklere en yüksek güvencenin sağlanması zorunludur.
İfade özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı ile düşünce çeşitliliğini sağlamakla görevli olan Üst Kurulun da basın ve ifade özgürlüğüne müdahale ederken bu bilinç ve duyarlılıkta hareket etmesi, demokrasinin kökleşmesi ve gelişmesi için zorunludur.
Sonuç olarak; siyasi arenada, kamusal yarar taşıyan konularda, tarafların tümünün açıklamalarının kamuoyuna ulaştırılması, basının görev ve sorumluluğu kapsamındadır. Özellikle siyasi parti başkan ve yöneticilerinin sözlerini sansürlemeden vermek, gazetecilik ve habercilik sorumluluğunun bir gereğidir.
Bu nedenlerle; siyasi bir parti liderinin basın toplantısının canlı yayın olarak aktarılmasına yaptırım uygulanmasının, basın ve ifade özgürlüğüne ağır bir darbe oluşturacağı, kamusal nitelikli serbest tartışmalar ile özgürce kanaat oluşumunu engelleyici nitelikte olacağı ve yayında 6112 sayılı Yasa kapsamında ihlal oluşturan bir hususun bulunmadığı gerekçeleriyle, karara karşı oy kullandım. 11.05.2026


