İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 08.04.2026 tarih ve 28 sayılı yazısına konu beIN SPORTS 1 logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 04.04.2026 tarihinde saat 20:00’de yayınladığı "Trabzonspor-Galatasaray Süper Lig Karşılaşması" maç yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere, beIN SPORTS 1 logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından 04.04.2026 tarihinde saat 20:00’de Trendyol Süper Lig'de oynanan Trabzonspor-Galatasaray maçı yayınlanmış olup; söz konusu maçın bitimi ile birlikte stat anonsundan şarkıcı Sezen Aksu'nun "Şinanay" isimli şarkısı verilmeye başlandığı, ilgili şarkının nakarat kısmının "Şinanay da yavrum şina şinanay, şinanay da şinanay hopa şinanay" şeklinde olduğundan stat anonsunda nakaratın ilk kısmı olan "Şinanay da yavrum şina şinanay" kısmı verilerek sonrasında ise anonsun sesi kısılıp tribünlerden nakaratın ikinci kısmı yerine "O… Çocuğu Galatasaray" şeklinde küfürlü tezahüratların herhangi bir ses kapama tekniği kullanmaksızın ekrana yansıtıldığı görülmüştür.
Dil, milletleri oluşturan ve milletlerin birlikteliğini sürdüren en önemli unsurdur. İnsanlar ve toplumlar üzerinde bu kadar etkili olan basın ve yayın organlarının gündem oluşturma ve yönlendirme yönündeki etkilerinin başında da dil kullanımı gelir. Radyo ve televizyon gibi topluma hizmet eden, kamu görevi üstlenen yayın organlarında Türk dilinin kullanımı konusunda son derece dikkatli olunmalıdır. Kamuoyunu ilgilendiren, politika, haber, eğitim, din, bilim, spor gibi konularda halkın bu konuları kavrayış biçimi tamamen televizyonların yönlendirmesiyle şekillenmektedir.
Medya kendi başına bir eğitim aracı değildir ancak medyanın eğitici özelliği göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle yayınlarda ölçülü bir dilin kullanımına özen gösterilmelidir. Medya için en önemli unsur olan reyting yani izlenme ve dinlenme oranı nasıl ki her biçimi ve içeriği belirliyorsa, benzer şekilde dil de hedef kitlenin özelliklerine uygun olarak seçilmelidir. Kitlelere seslenen medya, özellikle daha çok genç dinleyicilere hitap edilen programlarda ölçülü dil kurallarına uyulmasını sağlamalı, yayıncılık anlayışını gözden geçirerek gençleri yanlış bir biçimde konuşmaya özendirmemelidir.
Kitle iletişim araçları halkın kültürel ve toplumsal olmak üzere insanoğlunun sahip olduğu başlıca değerleri, yani kullandığı dili etkileme gücü yönünden en güçlü kaynak olarak değerlendirilmiştir. Aynı şekilde kitle iletişim araçları içinde bulundukları toplumlarda köklü davranış ve tutum değişikliklerine yol açarlar; bazı günlük davranışları, tüketim alışkanlıklarını, etik ve estetik değerleri etkilemektedirler. Değerler, kültür, bireysel ve toplumsal kimlikler kitle iletişim araçları vasıtasıyla her gün yeniden harmanlanmaktadır. Çünkü kitle iletişim araçları her gün insanlara yaşamlarını hangi değerler üzerine kurmaları gerektiğini söylemekte; her gün iyi-kötü, doğru-yanlış üzerine yeni değerler sunmaktadırlar. Kitle iletişim araçlarında dilin kaba ve düzeysiz kullanımı çocuk ve gençlerin gündelik konuşma dilini olumsuz etkileyebilecek nitelik kazanmıştır.
Araştırmalarda kitle iletişim araçlarında sıkça duyulan argo/küfür kullanımının zaman içerisinde bireyler tarafından kanıksandığı ve meşrulaştırıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Nitekim çocuklar bu nitelikteki hareketleri ve söylemleri görsel-işitsel medyada yer aldığı için normal kabul etmekte ve özellikle kaba, özendirici ve ödüllendirici biçimde sunulan olumsuz davranışları rol model olarak daha çok örnek almaktadır. Yapılan araştırmaya göre kitle iletişim araçlarında küfür ve argo kullanımının gençlerin küfür ve argo kullanımını yüksek düzeyde artırdığı tespit edilmiştir Dilin kaba ve düzeysiz kullanımının da küfür ve argo kullanımı gibi çocuk ve gençler tarafından örnek alınacağı değerlendirilmektedir.
Haziran 2008 tarihli Türkçedeki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılması, Türkçenin korunması ve geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan TBMM Meclis Araştırması Komisyonu Raporu'nda "Müstehcen ve Kaba Sözlerin Kullanılması" başlığı altında şu sonuçlara yer verilmiştir: "...Televizyon dizilerindeki karakterlerin kullandığı müstehcen, argo ve kaba kelimeler ertesi gün toplumun içinde hızla yayılmakta ve arkadaş grupları arasında tartışmalara sebep olmaktadır. Bazı çocuklar ve gençler söz konusu karakterleri kendilerine örnek alarak konuşmalarını ve hareketlerini taklit etmektedir. Böylece müstehcen, argo ve kaba sözlerin kullanımının yaygınlaşmasında televizyon ve sokak karşılıklı olarak birbirlerini beslemektedir". Söz konusu rapor her ne kadar televizyon dizilerini esas alarak yayınlanmış olsa da futbolun ülkemizde çok sevildiği, spor dalları arasında bu spora ekranlarda açık ara en fazla yer verildiği ve bunun yanında bahse konu maçın bir derbi müsabakası olduğu göz önüne alındığında spor müsabakalarında da kullanılan müstehcen, argo ve kaba kelimelerin de aynı doğrultuda tıpkı televizyon dizilerinde olduğu gibi toplum içinde yayılarak sıkça kullanıldığı, taklit edildiği ve olumsuz örnek olarak tartışmalara sebep oldukları da değerlendirilmektedir.
Spor karşılaşmalarının canlı yayınlarında zaman zaman kontrol dışı ses ve görüntü unsurlarının ortaya çıkabileceği kabul edilmekle birlikte, bu durum yayıncının hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Nitekim özellikle yüksek risk barındıran derbi müsabakalarında, küfür ve argo içerikli tezahüratların yoğunlaşabileceği öngörülebilir bir durumdur. Bu nedenle yayıncı kuruluşun, teknik imkânlar çerçevesinde gecikmeli yayın sistemi kullanması, ortam sesini dengelemesi ya da gerekli anlarda sesi kısmak suretiyle izleyiciyi koruyucu tedbirler alması beklenmektedir. Bu tür önlemlerin alınmaması, argo ve küfür içeren ifadelerin geniş izleyici kitlesine doğrudan aktarılmasına neden olarak ihlali ağırlaştırmaktadır.
Diğer taraftan, söz konusu yayınların geniş bir izleyici kitlesine, özellikle de çocuk ve gençlere açık olduğu dikkate alındığında, küfür ve argo dilin herhangi bir sınırlamaya tabi tutulmaksızın ekrana taşınması, bu tür ifadelerin normalleşmesine ve toplumsal dil kullanımında olumsuz etkiler yaratmasına zemin hazırlamaktadır. Yayın hizmetlerinin kamu yararı doğrultusunda gerçekleştirilmesi gerekliliği göz önüne alındığında, bu tür içeriklerin denetimsiz şekilde sunulması, yalnızca bireysel değil, toplumsal düzeyde de zararlı sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.
Bu bağlamda, söz konusu derbi müsabakasında stadyum ortamından kaynaklanan yoğun küfürlü tezahüratların, yayıncı kuruluş tarafından herhangi bir teknik müdahaleye (ses kısma, gecikmeli yayın, filtreleme vb.) tabi tutulmaksızın doğrudan ve kesintisiz şekilde ekrana yansıtılması, anılan hükmün ihlaline yol açmaktadır. Zira yayıncı kuruluş, yalnızca içeriği aktaran pasif bir araç değil, aynı zamanda yayın akışını düzenleme ve kamuya sunulan içeriği denetleme yükümlülüğüne sahip aktif bir sorumludur.
Bununla birlikte, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun çerçevesinde tarafsızlık, adil temsil ve evrensel spor değerlerine uygunluğu güçlendirmek amacıyla alınan "Spor Müsabakalarının Yayınları Hakkında Üst Kurul İlke Kararı"nın birinci maddesinde yer alan; "Sporun ruhuna ve doğasına uygun, evrensel değerlerine saygılı, sporda pozitif bir atmosferin oluşturulmasına yönelik barışçı, şiddet içermeyen bir dil kullanılacaktır.", hükmü ile yedinci maddesinde yer alan; "Küfürlü tezahüratlar ve sigara içen kişilerin görüntüleri ekrana yansıtılmayacaktır." hükmü dikkate alındığında söz konusu yayının bahse konu ilke kararı ile bağdaşmadığı görülmektedir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlenirildiğinde, ihlale konu maç yayınının sonunda taraftarlar tarafından "O…. Çocuğu Galatasaray" şeklinde kaba ve argo tezahüratların, her yaştan izleyicinin ekran başında olabileceği bir saatte ekranda alenen yer almasını önleyecek teknik imkanlar çerçevesinde gecikmeli yayın sisteminin kullanılmadığı, ortam sesinin dengelenmediği, gerekli anlarda sesi kısmak suretiyle koruyucu tedbirler kullanılmaksızın yayınlandığı, yayıncı kuruluşun içerik olarak bu ve benzeri söylemlerin yer aldığı kısımları izleyici/dinleyici kitleye aktarmadan önce gidermekle, canlı yayın akışı esnasında bu gibi olumsuz ve nahoş durumlarla karşılaşılmaması için her türlü tedbiri almakla, bu ve benzeri ifadelerin yer aldığı yayınları izleyici/dinleyici kitleye aktarmadan önce yapımlardan kaynaklı sorunları da gidermekle yükümlü olduğu dikkate alındığında, mezkur yayında sarf edilen kaba ve argo içeriğin doğrudan yayınlanmasının kamusal sorumluluk anlayışıyla bağdaşmadığı kanaatine varılmıştır.
Bu nedenlerle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (m) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (m) bendinde yer alan; "Türkçenin, özellikleri ve kuralları bozulmadan doğru, güzel ve anlaşılır şekilde kullanılmasını sağlamak zorundadır; dilin düzeysiz, kaba ve argo kullanımına yer verilemez." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanun’un diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Mart 2026 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 120.909.227,90 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, yüzde bir oranı (%1) 1.209.092,00 TL İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) İdari para cezasının tebliğinden itibaren bir ay içerisinde, Üst Kurulun T.C. Ziraat Bankası Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Tek İdare Tahsilat Alt Hesabı TR46 0001 0017 6200 9999 9955 88 no’lu hesabına “6112 sayılı kanunun 32’nci maddesine göre ödenen para cezasıdır” şerhiyle ödenmesi gerektiğinin veya 6112 sayılı kanunun 32’nci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca, tebliğden itibaren en geç onbeş gün içerisinde Ankara İdare Mahkemelerinde dava açılabileceğinin, aynı maddenin 11’inci fıkrası uyarınca 1 ay içerisinde peşin ödeme yapılması halinde, 5326 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca cezanın dörtte üçünün tahsil edileceğinin ve taksitlendirme talebinde bulunulabileceğinin, peşin ödemenin kanun yoluna müracaat hakkını engellemeyeceğinin, en geç 1 aylık süre içerisinde ödenmeyen idari para cezasının, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairesine gönderileceğinin bildirilmesine,
c) 6112 sayılı Kanun'un 32’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Oy birliği ile karar verildi.


