İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 08.04.2026 tarih ve 27 sayılı yazısına konu BEYAZ TV logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 23.03.2026 tarihinde saat 13:00’te yayınlanan "Esra Ezmeci ile Yeni Baştan" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; BEYAZ TV logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından yayınlanan "Esra Ezmeci ile Yeni Baştan" adlı programın Çağla Tuğaltay isimli lise öğrencisi çocuğun öldürülmesi ile ilgili vakanın incelendiği 23.03.2026 tarihinde saat 13:00’te yayınlanan bölümünde sunucu ve konuklar arasında geçen diyaloglarda; “Şimdi şöyle Çağla, etek giyiyor. Eteği açıldığında yani açılmasın diye altında yeşil bir taytı var. Taytının içerisinde iç çamaşırı var ve bulunduğu halde belden aşağısı yataktan sarkmış şekilde, en olarak görün. Yataktan aşağıya belden aşağısı sarkmış, kendi bedeni arkaya doğru. Etek buraya kadar kalkık. Gömlekler açık, iç çamaşırı dışarda ve iç çamaşırı yani nasıl çıkarıldığını düşünün yani kadın olarak. Şortla birlikte iç çamaşırınızın çıkması için bir hulaşçan böyle alıp hepsini birden çıkarılıp halıya fırlatılıyor. Aynı zamanda bunu anlattığım için kusura bakmayın Gülnur Hanım (anne), aynı zamanda o sırada ayaklarını tepindiği için kız halı tamamen ayağının altından toplanıyor ve iç çamaşırı da onun içinde katlanıyor. Yani halı bozuk, şu şekilde gösterelim. Buraya versenize arkadaşlar. (Ekrana Çağla Tuğaltay’ın kanlı bacağının yer aldığı olay yeri fotoğrafı yansıtılır ve Esra Ezmeci yerinden kalkarak fotoğraf üzerinden olay anını anlatmaya devam eder.) Şimdi olayı canlandırma olarak yaptığımızda…Buraya versenize deminkiyi. Şimdi bu Çağla’nın ayak kısmı. Çorapları bembeyaz ve lekesiz bu arada onu söyliyim. Bu taraftaki kısmı yatağın üzerinde yatıyor. Belden aşağısı yatağın yan kısmından aşağı doğru. Sürekli bacaklarıyla tepki gösterdiği ve şey yaptığı için halı toplanmış bir şekilde buraya. Ve iç çamaşırıyla şort birlikte bu şekilde çıkarıldığı için halının içindeydi. Baba geldiği zaman halının içinden iç çamaşırı alıyor, belden aşağısı sarkık olan kızının özel bölgesine koyuyor ve eteğini de kapatıyor. Şimdi biz, olay yeri fotoğraflarına bakın, orda anne de görmedi, biz tabi annenin buna maruz kalmasını istemezdik ama blurlayarak verdiniz. Ben Mustafa Bayram’a göstereceğim o fotoğrafı da görmedi bacaktaki izi. O babanın yaptığı bir iz değil. Şimdi onu sormak istedim bakın çocuğun bacaklarında şimdi onu Mustafa Bey size sormak istediğim oydu. Çünkü sanki o el izleri çocuğa istismar pozisyonu vermeye çalışılan el izine benziyor. Evet şimdi hemen anlatayım size onu da. Şimdi çocuğumuzu odaya götürdükten sonra yatağa ters bir şekilde yani yüzü duvara bakacak bir şekilde yatırmış. Yüzüstü yatırmış diyorsunuz yüzüstü. Evet yüzüstü yatırmış. Çocuk direnince artık aralarında nasıl bir boğuşma geçtiyse o esnada boğaz kesme işlemini gerçekleştiriyor. Dolayısıyla noluyor eli kan içerisinde kalıyor katilin. Bıçakta da kan var. Yani sizce Buket Hanım yüzü yatağa dönükken mi çocuğun boğazını kesti? Çünkü bunu da nerden anlıyoruz? Kanın sıçrama o yoğun şekilde atardamar kesildikten sonra duvara sıçrama ve yatağa akma yoğunluğundan anlıyoruz. Akabinde çocuğu çeviriyor, çevirirken de yatak başlığına kanı sıçramış. Çok özür diliyorum Gülnur ablacımdan. Ve çocuğu çevirdikten sonra işte kendi elleri kanlıyken bacaklarına dokunmuş, eteğini açmış işte ne bileyim eşyalarını çıkarmış. Bu arada çamaşırla şortu ayrı ayrı çıkarıyor öyle beraber çıkarma gibi bir şey yok. Beraber değil mi? Değil. Çünkü şort halının arasına sıkışmış şekilde. Hayır siz beraber dediniz ya! Hayır o da çıkık şey de iç çamaşırı da. Buket Hanım diyor ki ayrı ayrı çıkarmış diyor. Ayrı orada şeyin altına atıyor. Peki ayrı ayrı çıkarmayı nasıl anlıyoruz? Şöyle anlıyoruz şöyle anlıyoruz. Çünkü baba geldiğinde yerde iç çamaşırını görüyor. İç çamaşırını alıp kızın mahrem bölgesine koyup eteğini kapatıyor. Ama taytı başka yerde mi o sırada? Tabi taytı başka yerde. Taytı halının arasında sıkışmış ve Çağla o can çekişirkenki kasılma hareketleriyle halıyı toparlayarak şortu halının arasına sıkıştırmış kendi ayaklarıyla. O yüzden biz ayrı ayrı çıkarıldığını biliyoruz. Peki bu ne demek? Buket Hanım şimdi onu birlikte konuşalım. Tamam. Önce taytı çıkarıyor ve sonra şort bu yani daha çok direndiği ya da ne anlama gelir sizce? Şimdi o sırada Çağla’yı çevirdiği zaman şimdi bakın bu tip kesilerde her şimdi Ukraynalı bir kız öldürüldü biliyorsunuz bütün dünyanın gözü önünde bir metroda. Evet boğazına bir anda bıçak olan. Evet boğazını bir anda kesen bir katil var arkasında ve kız bunu fark etmedi farkındaysanız. Kız fark etmedi. Boğazı aslında kesildi üstü başı kan oldu, kız daha sonra fark etti ve boğazını tutarak yere yığıldı. Hatırlıyorsunuz o görüntüyü. Siz Çağla’nın da boğazını tuttuğunu mu düşünüyorsunuz? Tutmuş zaten bunu biz ellerinden görüyoruz. Çevreledikten sonra elleriyle kendi boğazını tutmuş. Şimdi herkes iki eliyle kendi boğazını tutsun. Bir tane parmak boşta kalıyor. Siz o fotoğrafları gördünüz. Bir tane parmağı kansız Çağla’nın geri kalan elleri kan içerisinde. İşte o parmaktan DNA çıkıyor. Böyle tuttuğunda bakın şurdan bu bir parmak yani bi parmak kendi aslında yüzüstü dönükken boğazını kesiyor. Dönerken kanın sıçrama şeklinden döndürüyor ordan anlıyoruz diyor döndürüldüğünü Buket Hanım. Sonra boğazını tutuyor ve bir tek DNA örneği kan bulaşmamış yerden yani dışarda kalan parmaktan alınabiliyor değil mi? Tabi. Aynen öyle. Şimdi şunu da söylüyorlar Esra Hanımcım. Diyorlar ki neden bu 2000 senesinde bu tırnakta DNA çıkmadı da neden 2012’de çıktı diyorlar mesela. Şimdi bakın biz kafamızı kaldırıp yıldızlara baktığımızda çıplak gözle yıldızları göremiyoruz değil mi? Ama teleskop icat edildikten sonra bunu görüyoruz. Yani bu teknolojinin ve bilimin ilerlemesiyle analiz kabiliyetinin adli tıpta gelişmesiyle alakalı bir durum. Numuneleri olay yerinden alınmış zaten çocuğumuzun ve bu numuneler saklanmış. Bir DNA binlerce yıl kalabilir. Bunu o zamanki analiz teknikleri ve teknolojiyle adli tıp 2012 yılında ortaya çıkarıyor çocuğun tırnak altı DNA’sını. Dolayısıyla bu dosya o dakikadan sonra artık tamamen tırnak altı DNA üzerinden devam ediyor yani anne şeyde 4’te mi gitti 3’te mi gittiğinin artık bir ehemmiyeti kalmıyor bu noktadan sonra. Durum bu. Peki Buket Hanım şunu sormak istiyorum. Şimdi çocuğu döndürdü. Sonrasında alt iç çamaşırlarını çıkarıyor o sırada kız boğazını tutuyor ve şu tam olarak bana kanlı oldu tabi adamın da el izleri. Kanlı eliyle mi iç çamaşırlarını çıkardı adam? Evet kanlı elleriyle önce şortunu çıkarmış halının arasına halıya atmış. Arkasından da çamaşırını çıkarmış. Çünkü Çağla…Evet, kanlı elleriyle yapıyor bunu. Bunu öncelikle söylemek lazım. Yani kestikten sonra istismar etmeye çalışıyor öyle mi? Kesinlikle tabi ki. Bu önemli. Şurdan anlıyoruz Esra Hanım bunu da. Hem şortunda hem şortunda Çağla’nın kendi kanı var çünkü niye katilin eline kendi kanı bulaştığı için. Hem şortunda kendi kanı var hem iç çamaşırında Çağla’nın kendi kanı var. Bu regl olmasıyla alakalı kandan bahsetmiyorum, kendi kanı var. Şimdi baba da geldiği zaman bakın şimdi ben ordaki seyircinin tamamına soruyorum. Oradaki seyircinin tamamına soruyorum. Hep hanımlar var orda. Şimdi bakın…Regl olduğuna dair mi? Buket Hanım şimdi bir hani avukatlar demiş ki hani size söyliyim, şimdi Çağla’nın adet döneminde olduğuna dair bir bilgi yok diyorlar adli tıp raporunda. Pedi var çamaşırın içinde pedi niye takarsınız? Ha pedi var diyorsunuz siz. Pedinden dolayı söylüyoruz onu. Pedinden dolayı. Tabi. Çocuk muayyen gününde yani." şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Konusunu gerçek yaşamdan örnekler üzerine inşa eden veya doğrudan gerçek olaylara ilişkin yayın yapan programlar, çocuklara etkisi açısından medya psikolojisi ve Sosyal Öğrenme Kuramı kapsamında değerlendirildiğinde önemli riskler barındırmaktadır. Araştırmalar çocukların erken yaş dönemlerinde soyut düşünme becerilerinin henüz tam olarak gelişmediğini ve gerçeklik ile kurgu arasındaki ayrımı net biçimde yapamadıklarını ortaya koymaktadır. Bu nedenle çocuklar, medyada sunulan içerikleri eleştirel bir süzgeçten geçirmeksizin doğrudan gerçeklik olarak algılama eğilimi göstermektedir. Özellikle şiddet ve suç içeren olayların ayrıntılı ve görsel unsurlarla desteklenerek sunulması; çocuklarda yoğun korku, kaygı ve güvensizlik duygularına yol açabilmekte, gece korkuları, uyku bozuklukları ve sürekli tetikte olma hali gibi olumsuz psikolojik tepkilere neden olabilmektedir. Bununla birlikte, bu tür içeriklerin erken yaşta maruz kalınması, çocukların dünyayı daha tehlikeli bir yer olarak algılamalarına ve sağlıklı bir güven duygusu geliştirmekte zorlanmalarına sebebiyet verebilmektedir. Özellikle kayıp ve cinayet vakalarının görsel ve işitsel olarak detaylı bir şekilde işlenmesi, çocuklarda travmatik stres belirtilerine, uyku bozukluklarına, sürekli tetikte olma haline yol açabilmektedir.
Benzer şekilde, medya içeriklerinin bireylerin gerçeklik algısı üzerindeki etkisini açıklayan “kültivasyon kuramı”na göre, özellikle şiddet içeriklerine uzun süreli ve yoğun biçimde maruz kalan bireyler, dünyayı olduğundan daha tehlikeli ve korkutucu bir yer olarak algılama eğilimi göstermektedir. Bu bağlamda, söz konusu programda cinayet ve istismar vakasının ayrıntılı, tekrar eden ve görsel unsurlarla desteklenen biçimde sunulması; izleyicilerde, özellikle çocuk ve gençlerde, sürekli bir tehdit algısı oluşmasına, korku ve kaygı düzeyinin artmasına ve toplumsal güven duygusunun zedelenmesine yol açabilecek niteliktedir. Şiddet içeriklerinin yoğun ve dramatize edilmiş biçimde sunulması, bireylerde “korku kültürü” olarak ifade edilen bir algı yaratmakta; özellikle çocuk ve genç izleyicilerin çevrelerini daha güvensiz ve tehditkâr bir yer olarak değerlendirmelerine neden olabilmektedir. Bu durum, bireylerin sosyal ilişkilerini ve toplumsal güven algısını olumsuz yönde etkileyebilecek niteliktedir.
Şiddetin tekrar tekrar sunulmasını içeren Reality Show türündeki programları izlemeye maruz bırakılan çocuklarda duyarsızlaşma ve normalleştirme etkisi oluşabilmektedir. Araştırmalara göre çocuklar, gözlemledikleri davranışları model alarak öğrenir; bu bağlamda medyada yer alan şiddet, dolaylı bir öğrenme aracı haline gelmektedir. Cinayet ve istismar vakalarının tartışıldığı programlarda kullanılan dilin, suçun detaylandırılmasının ve zaman zaman dramatik yeniden canlandırmaların, çocukların şiddeti bir problem çözme yolu olarak algılamasına veya empati düzeyinin azalmasına neden olabileceği bilinmektedir.
Konuyla ilgili daha önce Üst Kurulumuzun medya paydaşları nezdinde yaptığı bir basın açıklaması bulunduğu da belirtilmelidir. 13.11.2019 tarihinde RTÜK internet sitesinden yapılan bu açıklamada intihar ve şiddet olaylarının yöntemi açıkça belirtilerek uzun süre ve kurgusal betimlemeyle verilmesinin özendirici etki oluşturabileceği, bu olayların izlenme oranının artırılması için kullanılmaması gerektiği ve olaylar ekrana getirilirken görüntü tekrarı, müzik ve ses efektleriyle sunulmamasının önemi bilhassa vurgulanmıştır.
Görüleceği üzere bahse konu programda vaka incelemesi adı altında, öldürülen genç kızın kanlı bedenine ait olay yeri inceleme fotoğrafının bir kısmı yetersiz buzlanarak ekrana getirilmiştir. Olay yerinde çekilmiş diğer fotoğraflarla birlikte genç kızın çıplak vaziyetteki kanlı bacağının fotoğrafı uzun süre ekranda kalmıştır. Annenin de stüdyoda olduğu bu anlarda sunucu Esra Ezmeci, program konuklarına sorduğu sorularla birlikte tafsilatlı olarak cinayet anını tasvir etmiş ve ettirmiştir. Katilin cinayet akabinde istismar girişiminde de bulunduğu beyan edilerek bu beyana dair ayrıntılar da sunucunun ifadeleri ve yönlendirmeleriyle anlatılmıştır. Mahremiyet sınırlarının fazlasıyla ihlal edildiği bu anlarda maktulün cinayet günü muayyen gününde olup olmadığı gibi hususlar dahi açıkça konuşulmuştur. Annenin bu esnada yaşadığı travma hiçe sayılarak ve mahremiyet sınırları aşılarak cinayet ve istismar girişiminin fotoğraflarla birlikte bu şekilde aktarılmasının izleyici kitle üzerinde bilhassa çocuk ve genç izleyici üzerinde ne denli yıkıcı tesirleri olabileceği izahtan varestedir. Bir bireyin yaşamını yitirmiş olsa dahi bedenine ait görüntülerin teşhir edilmesi, insan onurunun ölüm sonrasında da korunması gerektiği yönündeki evrensel etik ilkelerle bağdaşmamaktadır. Bu tür yayınlar, yalnızca ilgili kişinin hatırasını zedelemekle kalmayıp, toplumun genel ahlak anlayışı üzerinde de olumsuz etkiler doğurabilecek niteliktedir. İhlale konu programda gerek gizli tanığa ulaşılarak yayına katılması ve açıklama yapması istenmesi, gerek olay yeri fotoğrafları ekrana getirilerek cinayetin ve istismar girişiminin detaylı olarak tasvir edilmesinin yargılama sürecini de etkileyecek mahiyette olduğu vurgulanması gereken bir diğer husustur.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu yayında, şiddetin tüm detaylarıyla verilmesinin (Çağla Tuğaltay isimli çocuğun arkadan tutularak boğazının bıçakla kesilmesi, atar damarındaki kanın duvara sıçraması, maktülün boğazı kesili halde direnirken ayaklarıyla halıyı itmesi, iç çamaşırının çıkarılması, iç çamaşırındaki pedden muayyen gününde olduğunun belirtilmesi, evin farklı bölümlerinde kan izlerinin yakın çekimle ekrana getirilmesi, maktülün kanlı bacaklarının yetersiz buzlanarak ekrana getirilmesi vb.) olağan program akışının ötesinde şiddet pornografisine yol açtığı, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun kamu yararı gütmek yerine söz konusu yayın ile maktülün bedenini ve ölüm anını bir nesneye dönüştürdüğü yayının kamu vicdanını yaraladığı ve sorumlu yayıncılık anlayışıyla bağdaşmadığı, belirtilen detaylar ile maktülün mahremiyeti ihlal edilerek hatırasına saldırıda bulunulduğu, sunucu ve konukların olayı ele alış biçimleri, vahşetin dramatize edilerek ilgili görseller eşliğinde tekrar tekrar anlatılmasının Çağla Tuğaltay cinayetini "eğlence/merak" unsuru haline getirmekte olup bu durumun toplumsal duyarlılığı aşındırabileceği, şiddetin ayrıntılandırılması ve görselleştirilmesinin şiddete karşı duyarsızlaşmaya neden olabileceği, izleyicilerin söz konusu içerikten psikolojik açıdan etkilenebilecekleri, lise öğrencisi bir çocuğun evinde yaşadığı bu vahşetin normal yayın akışı içerisinde tüm detaylarıyla yayınlanmasının izleyicide ve özellikle de çocuklarda kaotik ve tehlikeli dünya algısını pekiştirebileceği, dolayısıyla mezkur cinayetin dramatize edilerek yetersiz buzlanan görsel eşliğinde korumalı saatler olarak nitelenen, çocukların ve gençlerin yayınları izleme ve dinleme olasılığının muhtemel olduğu zaman diliminde (13:00) yayınlandığı dikkate alındığında, söz konusu içeriklerin çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel veya ahlakî gelişimine zarar verebilecek nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin ikinci fıkrasının ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Radyo ve televizyon yayın hizmetlerinde, çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel veya ahlakî gelişimine zarar verebilecek türde içerik taşıyan programlar bunların izleyebileceği zaman dilimlerinde ve koruyucu sembol kullanılsa dahi yayınlanamaz." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; “8 inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Şubat 2026 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 20.962.790,31 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, yüzde iki oranı (%2) 419.256,00 TL İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) İdari para cezasının tebliğinden itibaren bir ay içerisinde, Üst Kurulun T.C. Ziraat Bankası Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Tek İdare Tahsilat Alt Hesabı TR46 0001 0017 6200 9999 9955 88 no’lu hesabına “6112 sayılı kanunun 32’nci maddesine göre ödenen para cezasıdır” şerhiyle ödenmesi gerektiğinin veya 6112 sayılı kanunun 32’nci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca, tebliğden itibaren en geç onbeş gün içerisinde Ankara İdare Mahkemelerinde dava açılabileceğinin, aynı maddenin 11’inci fıkrası uyarınca 1 ay içerisinde peşin ödeme yapılması halinde, 5326 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca cezanın dörtte üçünün tahsil edileceğinin ve taksitlendirme talebinde bulunulabileceğinin, peşin ödemenin kanun yoluna müracaat hakkını engellemeyeceğinin, en geç 1 aylık süre içerisinde ödenmeyen idari para cezasının, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairesine gönderileceğinin bildirilmesine,
c) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “ (…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir...” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Oy birliği ile karar verildi.


