Dizi filmde, 6112 sayılı Kanun'un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (s) bendinde yer alan; "Toplumsal cinsiyet eşitliğine ters düşen, kadınlara yönelik baskıları teşvik eden ve kadını istismar eden programlar içeremez." ilkesinin ihlal edildiği gerekçesiyle, “oy çokluğu” ile alınan karara karşı oy kullandım.
KARŞI OY KULLANMA GEREKÇELERİM AŞAĞIDA BELİRTİLMİŞTİR:
“NOW” logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşta yayınlanan, “Halef: Köklerin Çağrısı” adlı dizinin, 11 ve 18 Aralık 2025 tarihlerinde yayınlanan bölümlerinde yer alan bazı sahnelerin, "Toplumsal cinsiyet eşitliğine ters düşen, kadınlara yönelik baskıları teşvik eden ve kadını istismar eden programlar içeremez." " ilkesini ihlal ettiği gerekçesiyle, Üst Kurul çoğunluğu tarafından medya hizmet sağlayıcı kuruluşa yaptırım uygulanmış, sanatsal ifade özgürlüğüne müdahalede bulunulmuştur.
1- Öncelikle belirtmek gerekirse, dizi filme ilişkin ihlal olduğu gerekçesiyle düzenlenen Uzman raporunda, 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin ihlal edildiği değerlendirilmiş, ancak anılan raporu dayanak alan Kurul Kararında, aynı fıkranın farklı bir hüküm içeren (s) bendine dayanılarak yaptırım uygulanmıştır.
Uzman raporunda, bahse konu dizi filmin iki bölümünün incelendiği ve “Toplumun millî ve manevî değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olamaz.” hükmü kapsamında ihlal teşkil ettiği değerlendirilmiş, buna karşılık toplumsal cinsiyet eşitliğine aykırılık, kadına yönelik baskı ya da kadının istismarı yönünde herhangi bir tespit, analiz veya nedensellik değerlendirmesi yapılmamıştır. Buna rağmen Üst Kurul tarafından çoğunluk kararıyla, Uzman raporunda yer almayan ve incelenmeyen bir başka yayın ilkesi esas alınarak yaptırım uygulanması, yaptırımın “sebep unsuru” bakımından sakatlık doğurmaktadır.
Üst Kurul, medya hizmet sağlayıcıların “Yayın Hizmeti İlkeleri” kapsamında ihlal teşkil eden yayınlarına yönelik yaptırım uygularken, İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı bünyesindeki, Üst Kurul Uzmanlarının raporlarını dayanak almaktadır. Üst Kurul tarafından, Uzman raporunda tespit edilmemiş, değerlendirilmemiş ve gerekçelendirilmemiş bir madde hükmünden yaptırım uygulanması, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesine aykırıdır.
Kaldı ki; Uzman raporunda önerilen ve Üst Kurulca yaptırım uygulanan iki farklı madde hükmü, aynı hukuki nitelikte değildir. Bu açıdan da Kurul Kararı, ispat ve gerekçelendirme yükümlülüğüne aykırılık teşkil etmektedir.
Danıştay kararlarında sürekli vurgulandığı üzere; idari yaptırımların, dayandığı tespit ve gerekçeyle açık, somut ve tutarlı olması zorunludur.
2- Bilindiği üzere, dizi filmlerin içerik olarak değerlendirilmesi kapsamında, sinema filmlerinden ayrılan nokta; dizi filmlerin süreklilik özelliğinin bulunması nedeniyle, verilen mesajın anlaşılabilmesi için, ele alınan konunun işleniş şeklinin, senaryo bütünlüğü içinde değerlendirilmesi gerekliliğidir.
Bu kapsamda, dizi filmlerde yer alan ve toplumsal değerlere aykırılık içerdiği düşünülen sahnelerin sunumunda, ihlal teşkil edip etmediğinin tespitine yönelik en önemli ölçüt; bu içerikteki sahneleri “olumlayan” bir yönün varlığıdır. Dolayısıyla, kurgusal yapımlarda yer alan toplumsal normlara aykırı tarzda sahnelerin işleniş şeklinin incelenerek, normalleştirilerek ya da meşrulaştırılarak verilip verilmediğine ilişkin saptamalar önem kazanmaktadır. Yani kritik eşik; olay örgüsünün tamamı ele alındığında, ihlal teşkil ettiği iddia edilen olayların, olumlanmamış olmasıdır.
Uzman raporunda ailenin korunması ilkesine aykırı bulunan, Kurul Kararında ise kadının istismar edici biçimde sunulduğu gerekçesiyle yaptırım uygulanan sahneler, içerik itibarıyla; “Erkek karakterin evli olmasına rağmen kan davasını sona erdirebilmek amacıyla zorunlu olarak imam nikâhıyla ikinci bir evlilik yapması ve süreçte imam nikâhlı eşine duygusal yakınlık geliştirmesi” ile “Aynı erkekle evli iki kadının, ‘baba bir kardeş’ olduklarının ortaya çıkması” hususlarına ilişkindir.
Yaptırım değerlendirmeleri; “Her iki kadınla olan ilişkisini de aynı anda sürdürmeye dayanan ifadeleri ve iki kadın arasında kurduğu ilişkisellik, ‘zorunluluk’ ve ‘haklı gerekçe’ diliyle çerçevelenerek duygusal ikiliğin meşrulaştırılmasına elverişli bir anlatı kurgulamaktadır” ve “Melek ile Yıldız’ın baba bir kardeş olduğunun ortaya çıkmasıyla bu üçlü kurguya akrabalık ilişkisinin de eklenmesi gibi anlatıların izleyicide normatif sınırları esneten bir “alıştırma/normalleştirme” etkisi üretme potansiyeli; anlatıya taşınma ve karakterlerle özdeşleşme süreçleri üzerinden açıklanmaktadır.” gerekçeleriyle temellendirilmiştir.
Dizi anlatılarında; toplumsal normlara aykırı olayların veya davranışların, sunuluş şekli belirleyici unsurdur. Bu tarz anlatılar süreç içinde trajik, sorunlu, yıkıcı sonuçlarla ilerliyorsa, yani dramatik sonuçlar eşliğinde sunuluyorsa; norm dışı davranışlara karşı caydırıcı etki yaratarak, izleyici açısından “olağan” değil, “sorunlu ve kaçınılması gereken” örnekler olarak algılanabilmektedir. Bu nedenle, dizi filmlerde yer verilen her norm dışı anlatının izleyicide “alıştırma” veya “normalleştirme” etkisi yarattığı iddia edilemez. Bu kapsamda; toplumsal normlara aykırı anlatı unsurlarının, izleyici kitlesi tarafından çoğu zaman “ibret verici” olarak algılandığı ve bu yönüyle teşvik edici değil, aksine eleştirel bir işlev üstlendiği göz ardı edilmemelidir.
Bahse konu dizide de, yaptırım gerekçesine dayanak yapılan norm dışı davranışın (zorunluluk iddiasıyla gerçekleştirilen ikinci evlilik), sorunlu bir durum olarak kurgulandığı, gerek ilgili karakterler gerekse karakterlerin aileleri üzerinde baskılayıcı, düzen bozucu bir etki yarattığı, dolayısıyla mağduriyetlere yol açan bir unsur olarak sunulduğu görülmüştür. Bu yönüyle; davranışın olağan, meşru ya da teşvik edilebilir bir şekilde sunulmadığı açıkça anlaşılmaktadır.
Yaptırım gerekçelerinden diğer husus ise; dizi filmde, aynı erkekle evli iki kadının kardeş olduklarının ortaya çıkmasıdır. Ancak bu durum anlatıyı olağanlaştıran değil, etik, duygusal ve toplumsal açıdan daha problemli hâle getiren, dramatik çatışmayı derinleştiren bir gelişme olarak sunulmaktadır. Zaten bu tür anlatı unsurları izleyicide kabullenme değil; rahatsızlık, sorgulama ve sarsıcı etki yaratmayı hedeflemektedir. Dolayısıyla bu unsurun, “normatif sınırları esneten” değil, “toplumsal normların aşılmasının doğurduğu olumsuz sonuçları görünür kılan” bir anlatı işlevi vardır ki filme akrabalık unsurunun eklenmesi “normalleştirme” değil, “çatışmayı ağırlaştırma” işlevi görmektedir.
3- Yaptırıma konu edilen dizi film sahneleri bağlamında ve bütüncül biçimde incelendiğinde; Uzman raporunda ve raporu esas alan Kurul Kararında, olay örgüsüne ilişkin eksik ve sınırlı aktarımların bulunduğu, somut olaylara dair yeterli ayrıntıya yer verilmediği ve anlatımların, olayların devamında meydana gelen gelişmeleri kapsamadığı görülmektedir. Ayrıca, olayın muhatabı olan karakterlerin maruz kaldıkları psikososyal baskı unsurları, yaşadıkları ruhsal gerilimler ve duygusal çatışma durumlarının yanı sıra, iki eşliliğin aile bireyleri üzerinde doğurduğu olumsuz etkilerin de değerlendirme dışında bırakıldığı görülmektedir.
Bu noktada; dizi filmin 11 ve 18 Aralık 2025 tarihli bölümlerinde yer alan ve yaptırıma gerekçe gösterilen sahnelerin, devamı niteliğindeki sahnelere, olaylar zincirindeki gelişimine ve sonuçta verilmek istenilen mesaja bakılması yerinde olacaktır.
a) Dizi filmde iki evliliği teşvik eden, olumlayan ya da güzelleyen hiçbir diyalog olmadığı gibi, film içinde ikinci evliliğin kan davasının bitirilmesi amacıyla mecburiyetten yapıldığının sürekli vurgulandığı ve bu durumun karakterler üzerinde yarattığı olumsuz etkilerin, diyaloglarla yansıtıldığı görülmektedir.
Uzman raporunda da Kurul Kararında da yer alan; “…iki kadından tek kadına indin en sonunda... Köklerine dönmüşsün./ Serhat Yıldız'ı konaktan bile gönderemedi. Benim çocuğum ona ne diyecek: Anne mi diyecek, abla mı diyecek, Yıldız teyze mi diyecek, ne diyecek! Ya ben çocuğuma babasının iki tane karısı olduğunu nasıl anlatacağım!” şeklindeki diyaloglarda da bu husus net şekilde görülmektedir.
Konuya ilişkin en önemli detay ise, Kurul Kararının verildiği 15 Ocak 2026 tarihinden bir gün sonra, dizi filmin 16 Ocak 2026 tarihli bölümde (saat 22:46:01’de), erkek karakterin mecbur olduğunu belirterek, imam nikâhlı karısını boşamasıdır.
Bu durum, kurgusal yapımlarda işlenilen olay döngüsünün takip edilmesi ve olayların gelişimine ve sonuçta verilmek istenilen mesaja bakılmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır.
b) İhlal teşkil ettiği iddiasıyla ileri sürülen bir diğer husus, erkek karakterin aynı babadan farklı annelerden dünyaya gelen iki kız kardeşle evli olduğu yönündeki kurgudur. Ancak dizi anlatısı içerisinde bu durum, son derece sınırlı sayıda karakter tarafından bilinen ve bilinçli olarak gizli tutulan bir olgu olarak sunulmaktadır. Nitekim aynı erkekle evli olan kadın karakterlerin yanı sıra erkek karakterin kendisi de bu gerçeklikten haberdar değildir. Söz konusu durumu bilen erkek karakterin annesi ise, hem oğluna hem de imam nikâhıyla evli olan geline boşanmaları yönünde sürekli baskı uygulamakta; bu şekilde dizi boyunca söz konusu ilişkinin sorunlu ve kabul edilemez niteliği açık biçimde vurgulanmaktadır.
Görüleceği üzere; ihlal teşkil ettiği iddiasıyla rapora konu edilen olaylar, bütünlüğü ve bağlamı içinde değerlendirildiğinde, yaptırım önerilen sahnelerdeki olayların, olumlandığı ya da normalleştirildiği gibi bir durumun varlığından söz etmek mümkün değildir ve bu nedenle; yaptırıma gerekçe gösterilen “bu tür ilişkileri normalleştiren/meşrulaştıran” savı da, bu bağlamda isabetsizdir.
Kaldı ki; dizi filmlerde “iyi” ve “kötü” karakterlerin sunumu açısından, denge sağlanabilme zorunluluğu bulunmamakla birlikte, senaristler tarafından bu konuda hassasiyet gösterildiği dolayısıyla, bir dizinin tek bir ya da iki bölümüne değil, olayın ilerleyen bölümlerdeki gelişimine de bakılması gerekliliği ortadadır. Bilindiği üzere; bir dizi filmde sadece “iyi” karakterlerin yer alamayacağı da, “kötü” karakterler olmasa “iyi” karakterlerin yeterli etkiyi yaratamayacağı da açıktır. Aksi halde, “iyi” olanın daha iyi anlatımında ve/veya “kötü” olanın “iyi” olana dönüşebileceği gerçeğinin izleyiciye aktarılmasında, sinemanın yedinci sanat olarak insanlığın sanatsal değerleri arasındaki yerini aldığı tarihten bu yana kullanılan ve “Tez- anti tez” üzerinden şekillenen sinematografik diline, hiçbir koşulda yer verilememesi sonucunu da doğurur.
Bu kapsamda bir kez daha tekrar etmek gerekirse, ihlal olduğu gerekçesiyle yaptırım uygulanan sahnenin devamındaki gelişmeler izlendiğinde; bu tarz bir ilişkiyi olumlayan hiçbir ifade ve davranışın bulunmadığı, aksine bu tür ilişkilerin yanlışlığının sergilenmesi adına, her türlü tepkisel yaklaşımın, dizi karakterlerinin jest, mimik ve konuşmaları yoluyla izleyiciye yansıtıldığı görülmüştür.
Bu durum, Uzman raporunda ve Kurul Kararında da “…ifadelerinin de çok eşliliğe yönelik itirazı dillendirmekle birlikte…” şeklinde kabul edilmektedir. Bu tespitin devamında “…dizinin genel anlatı düzeni içinde bu ilişki biçimini ‘fiilî ve sürdürülen’ bir aile gerçekliği olarak merkezde tutulması” ve bu durumun “olağanlaştırıcı/alıştırıcı bir etki üretmesi” gerekçesiyle yaptırım gerekçelendirilirken, yukarıda da anlatıldığı şekilde ilerleyen bölümlerde söz konusu ilişki biçiminin yanlış olduğu ortaya konulmuş ve ikinci evlilik sonlandırılmıştır. Bu yönüyle de iki kadınla evliliğin olağanlaştırılması ve normalleştirilmesi iddiası dayanaktan yoksundur.
Sonuç itibarıyla; dizi filmin bütün olarak değerlendirilmesi ve “kitlelere verdiği mesajın” da tüm diyaloglar bağlamında ve olayın gelişim evreleri gözlenerek ele alınması gerekirken, bu husus Uzman raporunda göz ardı edilmiş, bazı sahneler raporlaştırılırken, raporlaştırılan sahnelerin yanlışlığının vurgulandığı, olumsuzlukların sergilendiği ve devamında bu tarz evliliklerin kişilere yaşatacağı travma ve psikolojik sorunlar gibi hususlara yönelik bir izlem ve değerlendirme yapılmamıştır. Bu yönüyle de dizi filmin iki bölümündeki görüntülerin baz alınıp, olayların gelişimine ve akışına bakılmaksızın, öznel değerlendirmelere dayanan gerekçelerle yaptırıma tabi tutulması, haksız, orantısız ve sanatsal ifade özgürlüğünü daraltıcı sonuçlar doğuracaktır.
4- Genel olarak dizi filmlerin veya sinema yapımlarının, toplumsal hayata dair önemli etkileri arasında, içerisinde eğitici/öğretici unsurları barındırabilme olasılığı çerçevesinde; “davranış modeli” oluşturabilme gibi bir işlevinin de bulunduğu varsayılmaktadır. Söz konusu yaptırım kararı da, Uzman raporunda ve Kurul Kararında bu kapsamda gerekçelendirilmiştir.
Ancak, kabul edilmesi gereken ve göz ardı edilen önemli bir husus; bu tür yapımların etkisinin, bir belgesel ya da haber, haber programları kadar, eğitici/öğretici/bilgilendirici/yol gösterici nitelikte olamayacağıdır. Filmlerin iç dinamiğinde yer alabildiği varsayılan bu etkiler nedeniyle, bir belgesel yapımı gibi değerlendirilerek; izleyici kitlesi üzerinde öğretme amacını taşıdığı gibi bir yargıya varılması, doğru bir yaklaşım değildir.
Dizi filmler reyting amaçlı yapımlardır ve içlerinde ilgi çekecek, eğlendirecek veya izleyicinin tepkisini çekerek gündem yaratacak niteliklerin yer alması, ön planda tutulmaktadır.
Ayrıca, gerçek hayatta da zaman zaman yaşanabilen “kan davasını sona erdirmek amacıyla, tarafların “kız alıp verme” gibi bir olaydan esinlenen ve hikâyenin anlatılabilmesi için kurgulanan dizideki kimi sahnelerin, “aile kavramını yıkıcı nitelikte, ahlaki değerleri zedeleyici veya kadını istismar edici” gibi değerlendirmelerle yaptırıma tabi tutulması, söz konusu sahnelerin eleştirel bağlamından koparılarak yorumlandığını ve ifade ile sanat özgürlüğü alanına ölçüsüz bir müdahale niteliği taşıdığını ortaya koymaktadır.
5- Bu noktada; dizi filmlere Üst Kurul tarafından yaptırım uygulanan, ancak DANIŞTAY tarafından uygun bulunmayan kararlara bakmak yerinde olacaktır.
Gerek Uzman raporunda uygun bulunan 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin (f) bendi açısından, gerekse Üst Kurul tarafından uygun bulunan 8’inci maddenin (s) bendi açısından verilen cezaların, Danıştay tarafından belirli hususlar vurgulanarak verilen kararlara birer örnek aşağıda sunulmuştur.
a) 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin (s) bendi açısından:
Üst Kurulun 06.01.2016 tarih ve 2016/02 sayılı toplantısının, 4 numaralı kararıyla; “Kanal D” logolu kuruluşta yayınlanan bir diziye, 6112 sayılı Yasa’nın birinci fıkrasının (s) bendinde belirlenen, "Toplumsal cinsiyet eşitliğine ters düşen, kadınlara yönelik baskıları teşvik eden ve kadını istismar eden programlar içeremez." hükmünün ihlal edildiği gerekçesiyle yaptırım uygulanmıştır.
DANIŞTAY 13. DAİRE, 02/03/2021 tarihli ve 2017/3097 E., 2021/761 K. sayılı kararıyla, “Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.. Bölge İdare Mahkemesi kararının ONANMASINA,...” şeklinde hüküm bildirmiştir.
Danıştay kararında yer alan Bölge İdare Mahkemesi kararında ise; şu hususlar vurgulanmaktadır:
“Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: …uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için gerekli görüldüğünden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, bilirkişi raporunda özetle; izlenme oranlarını arttırma ya da üretilen programlara talep yaratmak için TV yapımlarında gerçek hayatın içindeki çatışma alanlarının konu edinildiği, kadın-erkek eşitsizliği, istismar ve aldatma/aldatılma konularının bunlar arasında yer aldığı, bütün bunlar genel anlamda değerlendirildiğinde, toplumsal cinsiyet eşitliğini sarsan ve içerisinde şiddet barındıran durumlar olduğu, ancak belirtilen bu durumların hemen hemen tüm dizi ve programlarda tema olarak kullanıldığı, ne var ki bu tür konuları işleyen programları tamamen yasaklamanın da mümkün olmadığı, dolayısıyla tek bir diziyi ya da programı bu bağlamda sorumlu tutmanın rasyonel görünmediği, sonuç olarak, ... 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 1. fıkrasının (s) bendindeki "Toplumsal cinsiyet eşitliğine ters düşen, kadınlara yönelik baskıları teşvik eden ve kadını istismar eden programlar içeremez." hükmünün ihlâl edilmediği görüş ve kanaatlerine yer verildiği, anılan raporun Dairece hükme esas alınabilecek nitelikte bulunduğu,
Bu durumda, anılan dizide kadınların erkeklerle eşit ve aynı haklara sahip olmadığı, kadınlara yönelik baskı yapıldığı, baskının teşvik edildiği, kadınların aşağılandığı, yine kadının iyi niyetinin kötüye kullanılarak rızası alınmadan iradesinin kötüye kullanıldığı, istismar edildiği yönünde bir tespitin varlığından söz edilemeyeceği, dolayısıyla gerçek bir hikâyeye dayanmayan, bir kurgu ve hayal ürünü senaryodan ibaret olan dizinin 66. ve 67. bölümlerinde yer alan ifade ve görüntülerin, 6112 sayılı Kanun'un 1. fıkrasının (s) bendinde yer alan yayın ilkesini ihlâl etmediği anlaşıldığından, davacı yayın kuruluşuna idari para cezası verilmesine ilişkin Kurul kararında hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”
b) 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin (f) bendi açısından:
Üst Kurul tarafından, bir dizi filme 6112 sayılı Kanun'un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan; "Toplumun millî ve manevi değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olamaz." hükmünün ihlal edildiği gerekçesiyle yaptırım uygulanmıştır. Kuruluşun mahkemeye başvurması üzerine, yargı süreci şu şekilde ilerlemiştir:
Üst Kurulun, 17.02.2020 tarih ve 2020/08 sayılı toplantısının, 6 numaralı kararıyla; FOX logolu kuruluşta yayınlanan bir diziye, 6112 sayılı Yasa’nın birinci fıkrasının (f) bendinde belirlenen, “Toplumun milli ve manevi değerlerine…” aykırılıktan yaptırım uygulanmıştır.
Konunun yargıya taşınması üzerine; Ankara 6. İdare Mahkemesi, 18/12/2020 tarih ve E:2020/901, K:2020/2040 sayılı kararıyla, “…dava konusu işlemin iptaline” kararı vermiştir. Kararın gerekçesinde;
“…dava konusu işleme esas alınan ‘dizi’ yayınının izleyiciyi bilgilendirme, düşündürme, eğitme, öğretme gibi saiklerle yapılan kültür-sanat, eğitim, siyaset, haber vb programlar gibi gerçeklik algısı oluşturan programlardan farklı olarak, belirlenen yaş grupları üzerindeki izleyiciler yönünden, ilgili yayın kuruluşunun ticari gaye ile yaptığı, kurgu ürünü olan yayın niteliği taşıdığı, dava konusu yayının, bir senaryoya bağlı olarak oluşturulmuş kurgusal bir ürün olduğu ve bu tür yayınların pek çoğunda benzer konuların işlendiği hususları göz önünde bulundurulduğunda… dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmamaktadır…” şeklinde hüküm bildirilmiştir.
Üst Kurulun başvurusu üzerine; Ankara Bölge İdare Mahkemesi, 7. İdari Dava Dairesi tarafından, RTÜK’ün istinaf başvurusunu reddedilmiş, son olarak; Danıştay’a yapılan başvuru neticesinde de; DANIŞTAY ONÜÇÜNCÜ DAİRE, 29/03/2023 tarih ve 2022/586 E., 2023/1516 K. sayılı ilamı ile “…BİM kararının ONANMASINA” kararı vermiştir.
Yukarıda verilen örnek DANIŞTAY kararlarında da hüküm altına alındığı üzere; dizi filmler kurgusal yapımlardır, gerçeklik algısı oluşturan programlardan farklı değerlendirilmeleri gerekir, ayrıca benzer konular benzer şekilde pek çok dizide işlendiği için, yaptırım kararlarında eşitlik ve tutarlılık büyük önem taşımaktadır.
6- Konuya ilişkin ayrıcalıklı bir karar da, Anayasa Mahkemesi tarafından alınmıştır. Mehmet Ali Gündoğdu ve Mustafa Demirsoy Başvurusu; (B. No: 2015/8147, 8/5/2019) bir sinema filminin kaydı ve tescili talebinin reddedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Anayasa Mahkemesi;
“23. AİHM, 10. maddenin -özellikle bilgi ve fikir edinme ve yayma özgürlüğü kapsamında- sanatsal ifade özgürlüğünü de içerdiğine ve bu durumun her tür kültürel, siyasi ve sosyal bilgi ve fikrin değiş-tokuşuna katılma fırsatı yarattığına dikkat çekmektedir. AİHM sanat eserleri yaratan, dağıtan veya sergileyen kişilerin fikir ve görüşlerin yayılmasına katkıda bulunduklarını, bunun da demokratik bir toplum için büyük önem taşıdığını vurgulamıştır. Bu nedenle devletin ifade özgürlüğüne gereksiz müdahalelerde bulunmama yükümlülüğü bulunduğunu belirtmiştir (Alınak/Türkiye, B. No: 40287/98, 29/3/2005, § 42).
48. Eserlerin sinema çalışanları ve izleyicisi olmak üzere iki ögesi vardır. Bir tarafta bu eserler aracılığıyla düşünceyi yayma, diğer tarafta ise düşünceden yararlanma özgürlüğü yer almaktadır. Devletin görevi ise bu özgürlükler ile kamu düzeni ve anayasal ilkeleri dengede tutmak, başka bir anlatımla sinematografik özgürlükleri düzenleyip korumaktır.
49. …Eser, izleyiciye ulaştığında o kişide anlamını bulmaktadır. Bu yönü itibarıyla her bireyin farklı düşüncelerden yararlanma ve bu fikirlerin olumsuz etkilerine katlanmayı seçme hakkı vardır. Bu durum birey açısından bir risk olarak nitelendirilse de riskin alınıp alınmayacağına karar vermek de bireyin sorumluluğundadır.
54. Bundan başka söz konusu eserde ileri sürülen düşüncelerin içeriğine ve hangi bağlamda dile getirildiğine dikkat edilmesi, müdahalenin arzulanan hedeflere uygun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ali Gürbüz ve Hasan Bayar, § 64; Mehmet Ali Aydın, § 76; Bejdar Ro Amed, § 76; Murat Türk (2), § 72; Ali Gürbüz, § 66).
58. Devletin sanatsal ifade özgürlüğüne müdahalesinin çok sınırlı olması gerektiği kuşkusuzdur…
61. …eser bir bütün olarak değerlendirilmemiş; eserin anlatım tarzı, eserde kullanılan ifadeler ve sahneler tartışılmamıştır. Başvuruya konu eserin bağlamından ve ifadelerin bütünlüğünden kopartılarak ele alınması suretiyle ortaya konan gerekçenin ilgili ve yeterli kabul edilmesi mümkün değildir.”
tespitlerini yaparak, sanatsal ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini oy birliğiyle hüküm altına almıştır.
7- Anayasa’nın 25. maddesinin birinci fıkrasında; “herkesin düşünce ve kanaat hürriyetine sahip olduğu” belirtildikten sonra, 26. maddesinin birinci fıkrasında; “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar” hükmüne yer verilerek ifade özgürlüğü güvence altına alınmıştır.
Dolayısıyla, ifade özgürlüğü yalnızca düşünce ve kanaatlerin içeriğini değil iletilme biçimlerini de koruma altına almaktadır. Anayasa’nın 26. maddesinde ifade özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiş ve başka yollar ifadesiyle her türlü ifade aracının Anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasının son cümlesinde; ifade özgürlüğünün radyo, televizyon ve benzeri yollarla yapılan yayınların izin sistemine bağlanmasına engel olmadığı ifade edilerek radyo ve televizyon yayınlarının da 26. maddenin koruması altında olduğu belirtilmiştir. Radyo ve televizyon yayınlarının ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğu konusunda hiçbir şüphe bulunmamaktadır. Bu noktada, “sanatsal ifade özgürlüğü”nün de, ifade özgürlüğünün tartışmasız ayrılmaz bir parçası olduğu ve Anayasamızın 26. maddesi kapsamında koruma altında olduğu açıktır.
Özetle; ifade özgürlüğüne sağlanan koruma, yalnızca içerik açısından değil bilgi ve düşüncelerin dile getirildiği, iletildiği ve bunlara ulaşıldığı farklı biçim ve araçlar açısından da geniş kapsamlıdır. İfadenin yazılı veya sözlü ya da görüntülü veya sesli olarak yaygınlaştırılması, resim, kitap, gazete, film, müzik, pankart, broşür gibi herhangi bir araçla ve herhangi bir içerikte dile getirilmesi mümkündür
Ayrıca; sanat ve sanatçının korunması kapsamında, Anayasa’nın 26. maddesinin yanı sıra, farklı maddelerde de düzenlemeler bulunmaktadır. Anayasa’nın “Bilim ve sanat hürriyeti” başlıklı 27. maddesinde; “Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.” hükmü ve 64. maddesinde; “Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır.” hükmü getirilerek, sanatsal ifade özgürlüğünün alanı genişletilmiştir.
Görüleceği üzere; sanatsal ifade özgürlüğü, insan hakları alanında ifade özgürlüğü ve kültürel haklar bağlamında koruma altına alınmıştır. Sanat özgürlüğü söz konusu olduğunda; ifade özgürlüğü, sanatçının özgürce çalışmalarını yürütebilmesini veya sanat eserlerinin yaygınlaştırılmasını ve bunun devlet veya başka bir kişi tarafından müdahaleye uğramamasını, kültürel haklar ise sanatçının veya sanat eserlerinin devlet tarafından desteklenmesi ve sanat eserlerine ulaşmak isteyen kişilerin eserlere erişim hakkını güvence altına almaktadır.
8- Dr. Ulaş Karan tarafından hazırlanan, İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ-Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-2’de, “sanatsal ifade özgürlüğü” hususu şu şekilde açıklanmaktadır:
“Sanatsal çalışmalar birden çok anlama gönderme yapmaları nedeniyle kurgusal olmayan açıklamalardan farklılaşmaktadırlar. Bir sanat eserinin ortaya koyduğu mesajın tespiti kolay değildir ve kişiden kişiye değişebilmektedir. Bu durum sanatsal çalışmalarda ortaya çıkan yaratıcılığın bir sonucudur ve aksinin kabulü yaratıcılığa bir müdahale anlamına gelebilecektir (Farida Shaheed, Right to freedom of artistic expression and creativity, Report of the Special Rapporteur in the field of cultural rights, A/HRC/23/24, para 37.).
Sanatsal ifade ile ilgili en açık düzenleme Türkiye’nin de taraf olduğu Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin 15. maddesinde yer almıştır. Maddenin üçüncü fıkrasına göre “Bu sözleşmeye taraf devletler... yaratıcı faaliyetler için zorunlu olan özgürlüğe saygı göstermeyi taahhüt ederler.” Genel olarak ifade özgürlüğüne dair düzenlemeler ise Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 19. maddesinde ve AİHS’in 10. maddesinde yer almıştır. Bu düzenlemeler doğrudan sanatsal ifade özgürlüğüne gönderme yapmasalar dahi ortaya konulan yaklaşım sanatsal ifade özgürlüğünün ifade özgürlüğüne içkin olduğu yönündedir. AİHM’e göre “…10. madde, özellikle bilgi ve fikir edinme ve yayma özgürlüğü kapsamında, kültürel, siyasi ve sosyal bilgi ve fikirlerin değiş tokuşuna katılma fırsatı yaratan sanatsal ifade özgürlüğünü de içermektedir. Sanat eserleri yaratan, sergileyen veya dağıtan kişiler demokratik bir toplum için büyük önem taşıyan fikir ve görüşlerin yayılmasına katkıda bulunmaktadırlar. Bu nedenle Devletin yazarın ifade özgürlüğüne gereksiz müdahalelerde bulunmama yükümlülüğü söz konusudur.” (AİHM, Alınak/Turkey, Appl. No: 40287/98, 29.03.2005, § 42.).
https://www.anayasa.gov.tr/media/3545/02_ifade_ozgurlugu.pdf (E.T. 02.02.2026)
9- İfade özgürlüğü, büyük ölçüde eleştiri özgürlüğünün güvence altına alınmasını hedeflemekte ve bir ifadenin sert olması da, bu nedenle doğal karşılanmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 1976 tarihli Handyside v. Birleşik Krallık kararı, ifade özgürlüğü açısından dönüm noktası teşkil etmektedir. Bu kararda gençleri toplumsal normları sorgulama yönünde teşvik etmeyi amaçlayan ve içerisinde cinsellik, uyuşturucu, alkol ve sigara ile ilgili bilgilere de yer veren “Küçük Kırmızı Okul Kitabı” adlı kitap için uygulanan yaptırımların, ifade özgürlüğünün ihlali olup olmadığı değerlendirilmiş, Mahkeme ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar vermiştir. Ancak o tarihte kurulu bulunan Avrupa İnsan Hakları Komisyonu tırnak içinde yer alan ifade özgürlüğü tanımını kullanmıştır. Bu tanım o nedenle diğer AİHM kararlarında da kullanılmaktadır.
Söz konusu kararda ifade özgürlüğü; “toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun asıl temellerinden birini oluşturmaktadır.” ve “İfade özgürlüğü... yalnızca lehte olduğu kabul edilen veya zararsız ya da ilgilenmeye değmez görülen bilgi veya düşünceler için değil, aynı zamanda devletin veya nüfusun bir bölümü için saldırgan, şok edici veya rahatsız edici bilgi ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz” hüküm altına alınmıştır (Handyside v. Birleşik Krallık, Başvuru No. 5493/72, Karar tarihi 07.12.1976, paragraf 49).
Bu karar; sanat eserlerinin “saldırgan, şok edici veya rahatsız edici” olsa da ifade özgürlüğünün korumasından yararlanması gerektiğini anlatmaktadır. Sanatsal çalışmalar birden çok anlama gönderme yapmaları, ortaya koydukları mesajın tespitinin kolay olmaması ve yorumunun kişiden kişiye değişebilmesi gibi nedenlerle ifade özgürlüğünün diğer kategorilerinden farklılaşabilir. Siyasi, akademik veya ticari ifadeler söz konusu olduğunda ifadenin taşıdığı anlam çoğunlukla farklı yorumlara izin vermeyen bir içeriğe sahiptir. Ayrıca sanatsal ifadeler belirtilen ifade türlerine göre çoğunlukla daha “kışkırtıcı” veya “rahatsız edici” olabilir. Bu nedenle ifade özgürlüğü kavramının yanı sıra sanatsal ifade özgürlüğü kavramı kullanılabilir.https://insanhaklarimerkezi.bilgi.edu.tr/media/uploads/2016/03/23/Sanatsal_Ifade_Ozgurlugu_Kilavuzu_.pdf (E.T.02.02.2026)
Yukarıda örneklerini verdiğim kararlardan anlaşılacağı üzere; Danıştay ve AYM Kararları, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, AİHM kararları ile Anayasa, dolayısıyla hem ulusal hem uluslararası hukuk metinlerinde ifade özgürlüğü kapsamında “sanatsal ifade özgürlüğü”nün de açıkça güvence altına alındığı görülmektedir.
Sonuç olarak yaptırıma konu yapımın; kurgusal bir ürün olduğu, dizi filmlerin süreklilik özelliğinin bulunması nedeniyle verilen mesajın anlaşılabilmesi için, ele alınan konunun işleniş şeklinin senaryo bütünlüğü içinde değerlendirilmesi gerektiği, bu kapsamda değerlendirildiğinde, “Toplumsal cinsiyet eşitliğine ters düşen, kadınlara yönelik baskıları teşvik eden ve kadını istismar eden” olayları olumlayan ve normalleştiren bir yönün bulunmadığı, ihlale ilişkin somut ve yeterli bir gerekçenin ortaya konulmadığı, bu tür yayınların pek çoğunda benzer konuların işlenmesine rağmen, tek bir diziyi bu bağlamda sorumlu tutmanın rasyonel olmadığı gerekçeleriyle ve dizide yer alan sahneleri Anayasa ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü kapsamında yer alan “sanatsal ifade özgürlüğü” bağlamında değerlendirdiğim için, ayrıca yüzde 2 idari para cezasını öngören yaptırımın ölçülü ve hakkaniyetli olmadığı gerekçeleriyle, karara karşı oy kullandım. 06.02.2026


