İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 14.01.2026 tarih ve 3 sayılı yazısına konu SHOW TV logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 04, 11, 18, 25.12.2025 tarihlerinde saat 20:00’de yayınlanan "Veliaht" adlı dizi film yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; SHOW TV logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından 04, 11, 18, 25.12.2025 tarihlerinde saat 20:00’de yayınlanan, İstanbul’daki Esenler Otogarı’nın işletilmesi, otogara veliaht bulma ve iktidar mücadelesi ile otogar mekânını aile içi iktidar mücadeleleri, miras çatışmaları ve aşk hikâyesiyle birlikte Karslı Ailesi içinde hem de otogar esnafı arasında farklı ittifaklar ve ihanetlerin işlendiği "Veliaht" adlı dizi filmin,
04.12.2025 tarihli bölümde, söz konusu seçimlerde dizi film karakteri Yahya’yı destekleyen Hemşinli Davut’un, ilerleyen aşamada Yahya lehine oy vermekten vazgeçtiğini söylemesinin ardından, iki karakterin yalnız kaldıkları bir ortamda karşı karşıya geldikleri görülmektedir. Bu sahnede Yahya Kaptan’ın, Hemşinli Davut’un boynuna bir ip dolayıp onu boğarak öldürdüğü açık biçimde ekrana yansıtılmaktadır. Boğma eylemi, izleyicinin ip, beden ve boyun temasını net biçimde görebileceği şekilde kurgulanmakta; Hemşinli’nin nefessiz kalma süreci ve yere yığılma anı dramatik anlatımın merkezine yerleştirilmektedir. Sahnede geçen diyaloglarda ; “Senin oyuna da desteğine de güzel temennilerine de ihtiyacım yok benim. Sen olsan da olmasan da ben bu seçimi kazanacağım. Esenler'i alacağım, bunu da böyle bil.- Ulan kalıbına bakan da seni adam sanır. Tüküreyim senin kalıbına.- (İple Davut'u boğuyor.) Tabi oyunu kime istiyorsan ona verebilirsin Davut abi. Yani verebilirsen verirsin. Ama ben seni yutarım, kılçığınla beraber yutarım. Arkandan daha çok kişi gelecek. Onlarla istişare edersin artık nerede yanlış yaptığını. Ah be Davut abi ya, çocukluğumun Davut abisi. Güzel adamdın be! Hayır yani şu son manevrayı yapmasan...”, dizide Zafer Karslı'nın biyolojik babasının Arnavut Saim olduğunu bilenler Vezir ve Timur karakterleridir. Arnavut Saim'in oğluyla görüşmek istemesi ve babası olduğunu söylemek istemesi üzerine bunu istemeyen Vezir, Arnavut Saim'i arabada zehirlemeye çalışır. Söz konusu sahnede yanıcı maddenin aracın içine bırakılması, sonrasında Vezir'in arabadan inerek kapıları kilitlemesi ile izleyiciye yalnızca bir öldürme eyleminin sonucu değil; bu eylemin nasıl gerçekleştirilebileceğine dair bir uygulama biçimi de açıkça sunulmaktadır. İlgili bölümün ilerleyen sahnelerinde seçimler devam ederken dizi film karakteri Yahya ve Timur arasındaki kavga ekrana getirilmektedir. “Zafer, Reyhan benim otobüsümle seni terk ediyor. Hem aşkta hem savaşta kaybediyorsun ne acı di mi? Aman sıkma oğlum sen canını, seçim meçim uğraşma bunlarla. Milletin ağzı torba değil ki büzesin. Şimdi diyecekler ki karısına sahip çıkamayan adam...(Kavga etmeye başlıyorlar.)…Senin nefesini keserim, keserim senin nefesini. Senin nefesini keserim. Lafını bileceksin ulan koparırım o dilini.” şeklinde diyaloglara yer verilmektedir.
11.12.2025 tarihli bölümde, haraç toplamaya gelen iki kişi ile dizi film karakteri Yahya'nın kardeşi Selim arasındaki kavganın gösterildiği bir diğer sahnede hem haraç toplamaya gelen kişilerin elindeki bıçak hem de Selim'in elindeki silah kamera kadrajında belirgin biçimde gösterilmektedir. “Ulan bir daha buraya gelirseniz var ya çok fena kan dökülür. O kan da benim kanım olmaz duydun mu lan beni?”…İlgili bölümde Vezir'in onu bir depoya kilitlediği ekrana getirilmektedir. Vezir'in kontrole geldiği sırada ölü taklidi yaparak depodan kurtulmaya çalışan Arnavut Saim ve Vezir arasında kavga başlar ve Arnavut Saim'in Vezir'i boğarak öldürmeye çalıştığı sahne de ayrıntılarıyla gösterilmektedir...Vezir'in kilitlediği depodan kaçan Arnavut Saim'in, oğlu Zafer Karslı'nın yanına giderek babası olduğunu söylemesinin ardından Zafer Karslı'nın ona "Benim babam Zülfikar Karslı." diyerek art arda silahla ateş ederek biyolojik babasını hırsla öldürdüğü sahne gösterilmektedir.
18 Aralık tarihli bölümde, Arnavut Saim öldükten sonra Vezir ve Kudret, Zafer'in Arnavut Saim'in oğlu olduğunun ortaya çıkmaması için Timur'un da ölmesi gerektiğine karar verdiği ve ormanlık bir alanda Vezir'in yeni veliaht olan Timur'a ateş ettiği görülmektedir.
25 Aralık tarihli bölümde ise Korkut, abisi Hemşinli Davut'un intikamını almak için Esenler Otagarı'na gelmiştir. Korkut'un daha önce akıl hastanesinde tedavi gördüğü ve taburcu olduğu belirtilmekte; akabinde Timur'un girişimleri sonucu yeniden akıl hastanesine yatırılması nedeniyle Korkut'un Timur'a yönelik intikam saikiyle hareket ettiği gösterilmektedir. Bu bağlamda, Korkut'un Reyhan ile Timur'un annesi Ayşe'yi canlı şekilde toprağa gömdüğü, yanlarına da bir telefon bırakarak
mağdurların toprak altındaki seslerini telefon üzerinden Timur'a dinlettiği görülmektedir. Timur'un Reyhan'ı ve annesini kurtarmaya çalıştığı sahnede Korkut Timur'a zamanının daraldığını sadece birini kurtarabilecek vakti kaldığını söylemektedir. Söz konusu sahnede geçen diyaloglarda; “Dayan birtanem, dayan birtanem geliyorum. Dayan geliyorum. Lan öldün lan sen öldün…Timur beni bırak, beni bırak Timur. Bırakmam. Ben seni bırakmam. Kurtaracağım…O telefon sadece aşağıyla bağlantı kurabiliyor. Onu bil de kapatıp başka yeri aramaya kalkma diye dedim. Yanılırsın. Lan sus! Bitireceğim lan seni, bitireceğim lan seni. Dedim da sana biraz acele et dedim sana. Konuştun, konuştun, konuştun hep zaman kaybettin da. Kaz, kaz bakayım. Karını kurtarmak için verdiğin mücadele kadar Timur'un anasını kurtarmak için verdiğin mücadele de önemli. Ne diyosun lan sen, ne diyorsun? Timur, oğlum. Annem. Annem, annem neredesin? Aşağıdayım, aşağıdayım. Nasıl aşağıdasın anne sen? Kazdım onların mezarını yan yana da dualarını beraber okursun. Öldüreceğim lan sen, bitireceğim lan seni ben. Anne, annem dayan annem. Bittin lan sen. Annem, annem kurtaracağım seni. Anne dayan…Aşağıda 10 bilemedin 15 dakikalık hava kalmıştır, seç birini. Reyhan geldim. Seçimini yap Zafer, seçimini yap Timur. Buradayım Reyhan. Eğer arada kalırsan ikisi de ölecek. Lan ben seni öldüreceğim. Ah, bir sıkıntı olur seçemezsen sıkarsın kafana bakarsın keyfine. Seni buraya gömeceğim lan. Duydun mu lan? Duydun mu? Soyunu kurutacağım senin şerefsiz….İlgili bölümün ilerleyen sahnelerinde, Esenler Otogarı'na intikam almak için gelen Korkut, Yahya ve Büşra'nın düğününe de baskın düzenleyerek ateş açtırdığı vb. diyaloglara yer verildiği görülmüştür.
Bilgi çağı olarak adlandırılan günümüzde dahi televizyon, merkezî hikâye anlatıcı görevini sürdürmektedir. Televizyon, kullanıcısına; hem kullanıcının beğeni ve istekleri hem de farklı toplumsal beklentiler çerçevesinde bir seçki sunarak her haneye ortak imgeler ve mesajlar iletmektedir. Şiddet, seyircilerin en kolay özdeşlik kurabileceği unsurlardan biri olarak görüldüğünden kurgusal dünyada sıklıkla şiddet temsili olduğu görülmektedir. Gerçek hayatta çok daha örtük olan şiddet, kurgusal dünyada apaçık bir şekilde temsil edilebilmektedir. Bu temsil sayesinde de izleyicinin ilgisi çekilmektedir. Dizilerde hikâye anlatımının büyük bir parçasını oluşturan şiddet, sembolik fonksiyonlarla hikâyelerin büyük ölçekli temsilinin unsurlarını şekillendirmektedir.
Bu bağlamda televizyonun eğlence işleviyle sunduğu içeriklerin, şiddeti nasıl sıradanlaştırabildiği ayrıca ele alınmalıdır. Televizyonun düzenli ve tutarlı örüntülerle sunduğu kurgusal şiddet ilk bakışta masum şiddet olarak görülebilir. Çünkü kurgusal programlar gerçek dünya değildir. Kurgusal şiddet, mizah, komedi, drama gibi belirli bir programın mesajını iletmek için başvurulan ögelerden biri olarak savunulabilir. Yani, şiddet eğlence sektörüne hizmet eden televizyonun birçok eğlence ayağından biridir. Ancak bu durumun normalleştirilmiş ve haliyle içselleştirilmiş şiddetin gerçek dünyada yansımasında da bir rol oynadığı düşünülmektedir.
Kültivasyon teorisine (ekme-yetiştirme) göre kurguya dayalı programlarda gösterilen, basmakalıp ve çarpıtılmış olarak, oldukça dar bir bakış açısında verilen ve gerçeklikle uyum sağlayan toplumsal bir dünya görüşünün izleyiciler tarafından yavaş yavaş benimsendiği belirtilmektedir.
Simülasyon teorisine göre ise medya, şiddeti gerçekliğinden kopararak simüle edilmiş bir dünyaya dönüştürmektedir. Şiddetin döngüsel olarak yeniden üretilmesi, bu simülasyon sürecinde önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Dizinin 4 Aralık tarihli bölümünde Vezir'in Arnavut Saim'i arabada zehirleyerek öldürmeye çalıştığı, 11 Aralık tarihli bölümünde ise Arnavut Saim'in Vezir'i boğarak öldürmeye çalıştığı, 25 Aralık tarihli bölümde Korkut'un Timur'dan intikam almak için Reyhan'ı ve Timur'un annesini canlı canlı toprağa gömdüğü, Abisinin intikamını almak için Yahya ve Büşra'nın düğününe ateş açtırdığı ve böylelikle şiddetin bir intikam mekanizması olarak kurgusal yapı içerisinde tekrarlandığı görülmektedir. Bu döngüsel şiddet, izleyicinin adalet, intikam ve cezalandırma kavramlarına yönelik algısını güç ilişkileri bağlamında şekillendirebilmektedir. Şiddetin dramatik ve estetik unsurlarla sunulması, izleyicide gerçeğin etkilerini azaltan bir algı yaratmaktadır. Bu simülasyon, izleyicinin adalet ve intikam kavramlarını sorgulamadan kabul etmesini teşvik etmektedir. Bu noktada şiddet her ne kadar bireysel bir eylem olarak görülse de nihayetinde hem toplumsal bir algı değişimini hem de toplum nezdinde suç, şiddet ve ceza gibi kavramlara yüklenen anlamlar bağlamında bir değişimi beraberinde getirmektedir.
Simülasyon teorisinde yer alan söz konusu simülasyon sürecinin, dizilerde karakter konumlandırmaları ve güç ilişkileri üzerinden somutlaştırıldığı görülmektedir. Diğer taraftan dizilerdeki hikâye anlatımında, oyuncular arasındaki iktidar dengeleri üzerinden “güçlü” ve “güçsüz” rol dağılımları yapılarak, kimin şiddet uygulayacağı, kimin şiddete maruz kalacağı belirlenmektedir. Ana rollerdeki oyuncular, ya şiddeti uygulayan ya da bu şiddetten mağdur olan, yani “kurban” rolünde olabilirler. Şiddetin dozu arttıkça, şiddeti uygulayan ve bu şiddetin kurbanı olan oyuncuların
karakterlerinin de daha gerçekçi algılanması söz konusu olabilmektedir. Söz konusu yapımda da suçu işleyen ve kendi gerekçesi bağlamında karşı tarafa cezasını ödeten karakterler yapımın öncü karakterleri arasında yer almaktadır. Böylece işlenen suç, karakter tarafından meşru bir zemine oturtulmuştur. Toplum nezdinde de suçun ve intikamın haklı gerekçeleri olabileceği kabulüyle, uygulanan ve gösterilen şiddet kanıksanmaktadır.
Eğlence endüstrisi eleştirmenleri de, kitle iletişim araçlarında şiddetin yüksek seviyelerde görünür olmasıyla günlük yaşamda yüksek seviyede gerçekleşen şiddet olayları arasında bağlantı olduğunu ileri sürmektedirler. Aynı şekilde, ABD’de şiddet içerikli eğlencenin etkilerine ilişkin kırk yıl süreyle yapılan araştırmalar, özellikle televizyondaki şiddet içerikli eğlence programlarıyla gerçek hayattaki şiddet olayları arasında bir bağlantı olduğunu ortaya koymuştur.
Bu bağlantının başlıca nedenleri şunlardır: 1) Şiddet içerikli eğlence, şiddetin normal ve kabul edilebilir bir davranış olduğu yolunda bir mesaj vermektedir. Uzmanlar, şiddet içerikli programlara izin veren toplumların vatandaşlarının uyguladığı şiddete dolaylı olarak katkıda bulunduğunu söylemektedirler. 2) Şiddet içeren programları izleyen kişiler şiddete karşı duyarsızlaşmaktadır. Duyarsızlaşmış insanlar büyük ihtimalle saldırgan olayları daha az fark edecek, şiddetin etkilerini önemsiz görecek, şiddetin mağdurlarıyla daha az empati kuracak ve şiddete daha fazla tolerans gösterecektir. 3) Çok fazla şiddet içerikli eğlence programı izlemek ‘acımasız dünya’ sendromuna yol açacaktır. İzleyici, dış dünyadaki şiddetin miktarını olduğundan fazla görmekle kalmayacak, diğer insanlara karşı güvensizlik duyarak, silah taşıyarak ve hatta daha kendisine saldırılmadan agresif davranışlar göstererek aşırı tepki verecektir.
Şiddet özellikle televizyonla beraber temsili farklılaştırılarak, estetize edilerek ve yoğunluğu günden güne arttırılarak izleyiciye sunulmaktadır. İçi boşaltılmış ve otantikliğinden sıyrılmış şiddet art arda gelen milyonlarca tür içerikle birlikte tüketilmektedir. Bir aracı vasıtasıyla maruz kaldığımız soyut hale getirilmiş şiddet; olumlu davranışları, empatiyi ve şiddete gerçek hayatta fizyolojik reaksiyon vermeyi olumsuz anlamda etkilemektedir. Bir uyarana karşı bilişsel, duygusal ve nihayetinde davranışsal tepkilerin azalması veya ortadan kalkması olarak tanımlanan duyarsızlaşmanın sıklıkla şiddet içeren görüntülere maruz kalan bireylerde gerçekleşmesi kaçınılmazdır. Duyarsızlaşma meydana geldiğinde ahlaki değerlendirme süreci de bozulmaktadır. Çünkü birey değerlendirme sürecini başlatmak için gerekli olan işaretleri algılayamamakta ve bunlara cevap verememektedir. Sonuçta eylemler, bunların ahlaki boyutu düşünülmeden harekete geçirilmektedir. Empati yani ötekinin halini anlamak ahlaki değerlendirme süreci için kritiktir. Ekranlar marifetiyle biteviye maruz kaldığımız şiddet duyarsızlaşma ve empati duygusunun körelmesine yol açabilmektedir. Duyarsızlaşma sonucu; korku, endişe, kaygı, nefret, şiddet, saldırganlık ve gerginlik gibi duyguların azalması, şiddet içeriğini takip eden veya maruz kalan için bir süre sonra zevk aracı haline gelebilmektedir. Bu demek oluyor ki bazıları için şiddeti izlemek eğlencelidir ve şiddet her ne kadar öfkeyi tetiklese de bu kaygı hâline kadar ilerleyememektedir. Ancak yapılan araştırmalar bu düşüncenin tam tersine ne kadar çok şiddet içeriği izlenirse o kadar çok şiddete bağımlı hale gelinmektedir.
Sonuçta medyadaki şiddet, gerçek hayattaki şiddetten daha sık tekrar etmektedir. Senaryoda karakterlerin uyguladığı şiddet türleri haklı bir nedene bağlanmış, gerekçelendirilmiş ve görünürde olumsuz hiçbir sonuç doğurmamıştır. Hatta genelde şiddet cezasız kalmaktadır. Dolayısıyla şiddetin sunumu, şiddet davranışının yanlışlığına ilişkin kabulü değiştirebilir ve şiddete dönük davranışların gelişimini teşvik edebilir. Bu bağlamda kurgusal yapımlarda şiddet kabul edilebilir; çünkü "gerçek değildir ve bundan dolayı kurbanlar gerçekten acı çekmezler" türünden bir algı yanılmasına yol açarak şiddetin gerçek hayattaki sonuçlarına kayıtsız kalmayı sürdürebilir.
Bilindiği üzere gündelik yaşamdan kesitlerin aktarıldığı, kurgusal metinlere dayanan televizyon dizileri, yukarıda bahsi geçen toplumsal etkilerinin yanında karakterleri ve anlatılan hikayeleri aracılığıyla izleyicilerin zihninde "gerçek bir dünya" algısı yaratmaktadır. Gerçekle kurguyu ayırt etme yetisine tam olarak sahip olmayan bireyler, özellikle de "suça yatkın" olarak nitelendirilebilecek bir karaktere sahip bireyler için rapora konu kliplerdeki şiddet ögeleri "yöntem öğretici" olabilmektedir.
Televizyon dünyasındaki şiddete dair içerikleri gerçekmiş gibi algılayabilecek bu kişilerin kurgu karakterlerle özdeşlik kurma ihtimali ortaya çıkabilecektir. Bu bağlamda belirtilen profildeki bireyler nezdinde dizide yer alan içerikler ile şiddetin meşrulaştırıldığı, çözüm yöntemi ve cezalandırma unsuru olarak yansıtıldığı, dolayısıyla şiddetin özendirildiği düşünülmektedir.
Buna ek olarak, televizyon yayınlarında gündelik yaşamda yer alan genel ya da münferit olayları konu edinen dramatik yapımlar izleyici kitleyi bilinç ya da bilinçaltı düzeyinde çeşitli açılardan etkilemektedir. Şiddetin her türlü temsiline yer verilmesi suretiyle ise yayın kuruluşlarının yapımlarda
izleyici nezdinde öne çıkıp fark edilir olmak arzu ve baskısıyla zaman zaman toplumsal hassasiyetleri göz ardı ettiği düşünülmektedir. Rapora konu dizide yer alan karakterler arasında şiddet bir tür baskı, yönetme, sindirme ve tahakküm kurma biçimi olarak şekillendirilmiş, şiddetin şiddeti doğurduğu bir atmosferde şiddetin döngüselliği vurgulanarak yine "şiddet sorun çözmenin tek yöntemiymiş gibi" bir kurgusal algının oluşturulduğu görülmüştür. Bu bağlamda söz konusu yapımda şiddet teşhiri oluşturularak izleyicilerin belirli sahnelerde buna maruz bırakıldığı değerlendirilmiştir.
Bununla birlikte yapılan araştırmalara göre televizyonda gösterilen şiddet içerikli sahnelerin, olayların, görüntülerin sıklığı ve süresinin fazlalığının toplumda artan şiddetle bağlantılı olduğu ortaya konmuştur. Şiddet sahnelerinin ayrıntıları arttıkça ve canlandırmalar yakın çekimlerle pekiştirilerek tekrarlandıkça toplumsal şiddete olan etkinin boyutlarının daha da tehlikeli bir hal aldığı ifade edilmektedir. İzlenen filmin, dizinin ya da programın esas kahramanı şiddet uyguluyorsa ya da filmin ana konusu şiddet üzerine kurulu ise izleyiciler üzerindeki özendirici ve tetikleyici etkisi o derece artmaktadır. Bahse konu dizide, kurgunun ve senaryonun belirtilen odakta ilerlediği, şiddet içerikli eylemlerin daha çok kahramanlaştırılan başrol karakter ve kurgu açısından önemli karakterler tarafından gerçekleştirildiği görülmüştür. Bu bağlamda Türkiye Cumhuriyeti hukuk sistemi içerisinde suç kabul edilen birtakım eylemlerin sıradanlaştırılarak, şiddet sahnelerinin artan dozlarla senaryoda temel konu olarak ele alındığı söz konusu dizide, yayıncının editoryal bağımsızlığını aşarak topluma zarar verebilecek bir noktaya ulaştığı değerlendirilmektedir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu dizi filmde, dizinin geneline hakim olan şiddet unsurlarının suçluların güç mücadelesinde başvurdukları başlıca çözüm yöntemi olarak gösterildiği, yine dizide yer alan farklı şiddet, işkence ve intikam görüntüleriyle şiddetin yeniden üretildiği, konu itibariyle her ne kadar kurgusal yapımlar da olsa dizilerin hikayelerini hayatın içinden aldıkları göz önünde bulundurulduğunda; içeriklerdeki anlatımların toplumda gerçeklik noktasında bir karşılık bulabildiği, dizi içerisinde yer alan şiddet sahnelerinin şiddete meyilli kişiler tarafından rol/model edilme olasılığının var olabildiği gerçeğinin unutulmaması ve bu gerçeğin kamusal sorumluluk bağlamında yayın kuruluşları tarafından da göz ardı edilmemesi gerektiği, bununla birlikte, söz konusu görüntülerin organize suç ve çeteleşme olgusunun toplumsal bağlamda özellikle gençler açısından taşıdığı riskler de gözetildiğinde, mezkur yayındaki şiddet sahnelerinin yöntem öğretici nitelikte özendirici biçimde sunulduğu, bu sunumun izleyicilerin söz konusu durumları normalleştirmelerine, içselleştirmelerine yol açabilecek nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ş) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Anılan yayın kuruluşu hakkında;
6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ş) bendinin ihlali nedeniyle; Kanun’un 32’inci maddesinin birinci fıkrası hükmü uyarınca, ihlalin ağırlığı, ihlalin mahiyeti, anılan madde ile korunmak istenen kamusal menfaat göz önünde bulundurularak, %2 oranında idari para cezası uygulanmasına karar verilmesi takdir edilmiştir.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun'un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ş) bendinde yer alan; Yayın hizmetleri "Şiddeti özendirici veya kanıksatıcı olamaz." ilkesinin ihlali nedeniyle;
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bu Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (d), (f), (g), (ğ), (h), (n), (ö), (s), (ş) ve (t) bentlerindeki yayın hizmeti ilkelerine ve aynı maddenin dördüncü fıkrasına aykırı yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara, ihlalin ağırlığı ve yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde ikisinden beşine kadar idarî para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz. Ayrıca, idarî tedbir olarak, ihlale konu programın yayınının beş keze kadar durdurulmasına, isteğe bağlı yayın hizmetlerinde ihlale konu programın katalogdan çıkarılmasına karar verilir. İhlalin mahiyeti göz önünde bulundurularak, bu fıkra hükümlerine göre idarî para cezası ile birlikte idarî tedbire karar verilebileceği gibi, sadece idarî para cezasına veya tedbire de karar verilebilir.” hükmü uyarınca, idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Kasım 2025 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 507.268.858,22 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, yüzde iki oranı (%2) 10.145.377,00 TL İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) İdari para cezasının tebliğinden itibaren bir ay içerisinde, Üst Kurulun T.C. Ziraat Bankası Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Tek İdare Tahsilat Alt Hesabı TR46 0001 0017 6200 9999 9955 88 no’lu hesabına “6112 sayılı kanunun 32’nci maddesine göre ödenen para cezasıdır” şerhiyle ödenmesi gerektiğinin veya 6112 sayılı kanunun 32’nci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca, tebliğden itibaren en geç onbeş gün içerisinde Ankara İdare Mahkemelerinde dava açılabileceğinin, aynı maddenin 11’inci fıkrası uyarınca 1 ay içerisinde peşin ödeme yapılması halinde, 5326 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca cezanın dörtte üçünün tahsil edileceğinin ve taksitlendirme talebinde bulunulabileceğinin, peşin ödemenin kanun yoluna müracaat hakkını engellemeyeceğinin, en geç 1 aylık süre içerisinde ödenmeyen idari para cezasının, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairesine gönderileceğinin bildirilmesine,
c) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “ (…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir...” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Tuncay KESER’in karşı oyu ve oy çokluğu ile karar verildi.


